Bornova Belediyesi direnişi mahkeme koridorlarına hapsedildi

GÜNCEL
Çarşamba, 14 Aralık 2005 (20 yıl 7 ay önce)

İzmir DSB'nin, geldiği noktayı, öncesiyle birlikte anlattığı ve derslerle dolu olan Bornova Belediyesi temizlik işçilerinin direnişi ile ilgili olarak gönderdiği haberi yayınlıyoruz:

Bornova Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü’nde sendikalaştıkları için atılan 251 taşeron işçisinin, işe iade talebiyle açtıkları davanın duruşmaları devam ediyor.

Belediye-İş sendikasına üye oldukları gerekçesiyle 12 Eylül’de 251 temizlik işçisi işten atılmıştı. İşçiler atıldıklarını öğrenir öğrenmez Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün Belkahve yolundaki şantiyesinin girişinde toplanmış sendikacıların gelmesini beklemişlerdi. Belediye-İş sendikası 6 No’lu Şube başkanı Atilla Pasin ve diğer yetkililerin ilk yaptıkları icraat işçilerin kapatmış olduğu şantiye giriş yolunu açtırmak olmuştu. "Haklıyken haksız duruma düşmemek gerekir. Bu yüzden biz çöp araçlarının çıkışlarını ve çöpün toplanmasını engellemeyeceğiz" konuşmalarıyla işçileri daha baştan pasif bir mücadele çizgisinde tutmaya çalıştılar. Çöpün toplanması engellenmeyince ve taşeron firmaya karşı militan bir mücadele hattı izlenmeyince bu direnişin nasıl kazanılacağını soran işçiler ise her fırsatta susturulmuştu. Devrimci Sendikal Birlik olarak direnişin ilk gününden beri işçilere böyle bir mücadele yöntemiyle kazanımın olamayacağını anlatmaya çalıştık. Özellikle şantiyedeki yolun açılmaması gerektiğini vurguladık. Sendikacılar ve onların seçtirdiği işçi temsilcileri ise bu şekildeki konuşmalarımıza engel olmaya çalıştılar. Öyle ki sendikacılardan çok etkilenen işçilerden biri böyle konuşursak bir daha gelmememizi bile isteyebildi. Ancak ne ilginç tesadüftür ki şantiyede bize sertçe karşı çıkan o işçi arkadaş başta olmak üzere onlarca işçi zamanla sendikanın izlediği pasif eylem çizgisinin kazanım için hiç bir etkisi olmayacağının farkına vararak bizden özür dilediler. “Keşke sizi zamanında dinleseydik” diyerek sendika yöneticilerine olan tepkilerini dile getirdiler.

Eylemler iki gün şantiyede sürdükten sonra Bornova Belediyesi'nin önüne taşınmıştı. Ekim ayının ilk haftası itibariyle de bitirilerek mahkeme sürecine girildi. Halbuki sendikacılar mangalda kül bırakmamacısına yaptıkları konuşmalarında tüm imkanlarını kullanarak ve her türlü bedeli ödeyerek mücadeleyi sürdüreceklerini söylüyorlardı. 20 Eylül'de Bornova Belediyesi önünde yapılan basın açıklamasında Atilla Pasin şöyle diyordu: ”Bugün direnişin 9. günü. 999 gün de sürse haklarımızı almak için mücadelemizi sürdüreceğiz, gerekirse sendikamıza üye 12 bin işçiyi buraya getireceğiz.” Yine aynı eylemde konuşan Türk-İş Bölge Başkanı Mustafa Kundakçı’da, Türk-İş bölgede sahip olduğu tüm imkanların direnişdeki işçiler için seferber edileceğini söylemişti. Ancak bu sözlerin hepsi havada kaldı.

Şu anda işçiler sistem mahkemelerinin labirentlerinde dolaştırılıyor. 251 işçi 5 gruba bölündü ve davalarına öyle başlandı. Ayrı ayrı görülen duruşmalarla da bu bölünme derinleştirildi. Şimdiye kadar girilen tüm davalar ileri günlere ertelendi. En son 7 Aralık'ta iki duruşma yapıldı. 14.00’deki duruşma bir sonrakinin 25 Ocak 2006'da görülmesi kararıyla sonuçlanırken 14.30'daki de 30 Ocak’a ertelendi.

Bayraklı Adliyesi'nde duruşmalar devam ederken adliye önünde bekleyen işçilerle görüştük. İşçiler bize öylesine alışmıştı ki hemen tüm işçilerle tek tek selamlaşıldı, karşılıklı hal hatır soruldu. Konuştuğumuz işçilerin ezici bir çoğunluğu mücadelelerinin bu noktaya getirilmiş olmasından dolayı sendikaya ateş püskürdü. Biz de işçilerin her koşulda sendikayı takip etmelerini yanlış bulduğumuzu daha önce de söylediğimizi hatırlatarak, olayın bu noktaya gelmesinde asıl olarak işçilerin payı olduğunu ilettik. Buna karşılık olarak işçiler de doğru söylediğimizi ancak aralarındaki birkaç kişi dışında tamamının ilk defa böyle bir faaliyete katıldığını bu yüzden sendikaya güvenmek zorunda kaldıklarını belirttiler.

Dağınık şekilde duran işçilerden birinin önerisiyle tüm işçileri toparlayarak “Herşeye rağmen direnişe devam fotoğrafı”nı da çektik. Fotoğraf çekiminden sonra tekrar dağılan işçi gruplarıyla Söz Alınterinin Kurultayı hakkında sohbetler ederek kurultay broşürlerimizi verdik. Konuştuğumuz onlarca işçi şimdiye kadar yaşadıklarının ‘böyle bir kurultaya neden ihtiyaç olduğunun’ göstergesi olduğunu belirtirken “Keşke bu kurultay daha önce olsaydı” dediler ve kurultaya katılacaklarını söylediler.