Yayınlayacağımız Eğitim-Sen'in düzenlediği"Eğitimcilerin Büyük Yürüyüşü" güncesi Ankara’dan yürüyü
Yayınlayacağımız "Eğitimcilerin Büyük Yürüyüşü" güncesi, Ankara’dan yürüyüşe katılan Emekçi Memurlar tarafından başlatılsa da daha sonra yürüyüş sırasında ortaklaştırılmıştır.
Eğitim-Sen yaklaşık 2 yıldır tüm enerjisini tüzüğündeki “Anadilde Öğretim” maddesi ile ilgili olarak açılan kapatma davasına yoğunlaştırmış bulunmaktadır. Bu sürede gündeme gelen saldırı yasalarına karşı etkin mücadele sürdürememiş, iç örgütlülüğe yönelik bir çalışma yürütmemiştir. Kapatma davasının bir anda sonuçlanması ve aynı dönemde Eğitim-Sen içinden başka bir sendikanın kurulması çalışmaları(Eğitim-İş) sonucu oluşabilecek istifaların kaygısına düşülmüştür. Yaşadığı tıkanıklığı açabilmek adına taleplerden oluşan böyle bir eylem kararı alınmıştır. Eylemin hayata geçirilmesi noktasında ciddi bir çalışma yürütülmemiş ve eylemin organizasyonu boyutunda oldukça belirgin eksiklikler dikkat çekmiştir. Bu eksiklikler ve gevşeklikler daha önceki sendikal deformasyon ve reformizle birleşince yürüyüş boyunca sık sık “bu kadar da olmaz” dedirtecek olaylar yaşanmıştır.
23 Kasım 2005 Çarşamba
Yürüyüşün başlamasına birkaç gün kala listeye sadece 3 üye isim yazdırmış ve son gün öğleden sonraya kadar yürüyüşçülere Perşembe ve Cuma gününün ne olacağına dair bilgi verilmemişti (sevk, rapor, izin vs.). Çarşamba öğleden sonra yürüyüşçüler bir zahmet aranarak Milli Eğitim’den toplu izin alınamadığı sevk ve rapor alınarak eyleme katılınacağına ve akşam saat 23 ‘de Şube de buluşulacağına dair bilgi verildi. 23:00’de Şubeye geldiğimizde kontenjan 40 olmasına rağmen yönetim kurulu dahil 10 kişi bile yoktu . Diğer şubelerle birlikte eyleme katılacak kişi sayısı saat 24 civarında 40-50 kişi olabilmişti (karşıdaki lokalde bira içen grup hariç!!). Her şeye rağmen saat 01:00 ‘de nadir olarak yaşanan bir şey gerçekleşti ve zamanında yola çıktık. Bizim 45 kişilik otobüsümüzde 33 kişi var.(5'i bayan). Nihayet yola çıkıyoruz fakat gerek üyelerin kendi arasında gerekse de yönetimle üyeler arasındaki kopukluk daha ilk dakikalarda kendini gösteriyor. Otobüstekileri 4 gün sürecek eyleme hazırlamak adına bir konuşma yapılmadığı gibi ufak bir açıklama hatta iyi yolculuklar dileğinde bile bulunulmuyor. (Bu yabancılaşma yürüyüş boyunca sıksık karşımıza çıktı)
24 Kasım 2005 Perşembe
Sabah saat 07:00’de İstanbul’a iniyoruz. Topluca yapılan kahvaltıdan sonra yöneticiler 13:30’da Galatasaray Lisesi önünde buluşmak üzere ayrılabileceğimizi söylüyorlar. Yürüyüşçüler ne yapacaklarını bilmez bir şekilde dağılıyor bir anda. Henüz eyleme geldiğimize dair hiçbir duygu hissedemedik.
Saat 13:30 buluşma yerine geldiğimizde az sayıdaki Eğitim-Sen’li dışında polisler var. Tünele doğru yürüyen üyeleri görünce bir değişiklik olduğunu anlıyoruz. Telefon trafiğinden sonra yürüyüşün tünelden başlayacağını öğreniyoruz. Saat 14:00’ten 14:30 ‘a kadar İstanbul kitlesinin gelmesini bekledikten sonra nihayet 14:30 gibi yürüyüş başlıyor. Normalde sadece bin yürüyüşçünün olması gerekirken İstanbul kitlesiyle birlikte 750 civarında kitlenin olması hedeflere ulaşmak için ilk önce biraz çaba harcamak gerektiğini bize bir kere öğretiyor doğrusu. O an Ankara’da ÖDP’li bir yöneticinin sayının ve çalışmaların yetersiz olmasına “biz aslında kendi kadrolarımızla bu sayıyı doldururuz ama herkes gelsin istiyoruz” dediği aklımıza geliyor. Evet dişle tırnakla ve emekle kurulan Eğitim-Sen mücadele etme ve ettirebilme becerisinden ve inancından gün geçtikçe bir şeyler kaybediyor.
Yürüyüş tünelden taksim meydana kadar olacak. Yoğun bir şekilde yağmur yağıyor ama yürüyüş boyunca halkın desteği bu yağmuru unutturuyor. Destekle birlikte sloganlar daha gür ve canlı çıkmaya başlıyor. MHP ilçe örgütü önünde sloganlar gürleşiyor ve daha da coşkuyla atılıyor. Yürüyüş taksim meydanda Eğitim-Sen Genel Başkanın yaptığı basın açıklaması ile 45 dakika sonra sona eriyor.
Evet eylem bitiyor ama biz şimdi ne yapacağız nerde kalacağız ne yiyip ne içeceğiz hiçbir bilgi yok. Ankara’dan gelen 70 kişiye öğretmen evinde 20 kişilik yer ayırtılmış. Bununda bayan ve yaşlı üyelere verilmesi öneriliyor. Geriye kalan üyeler kendilerine kalacak yer ayarlasın deniliyor. Tabi hemen aklımıza biraz önce attığımız “İşte Eğitim-Sen işte KESK” sloganı ve örgütlülük-organizasyon-eylem gibi kavramlar geliyor ve geldiği gibi yok olup gidiyor. Ama bizler son dakikaya kadar örgütlü davranmak adına ısrarla bekliyoruz. Ama nafile sonunda dayanamayıp İstanbullu dostlarımıza ulaşıp 26 Kasım’da Kadıköy’de buluşmak üzere ayrılıyoruz. Bugün örgütlü yapılan tek iş 14-16 arası yapılan yürüyüş ve basın açıklamasıydı. Günün geri kalan bölümü kitlenin büyükce bir kısmı tarafından alışveriş veya ziyaretler yapılarak yada bar vs. gibi yerlere gidilerek "değerlendirildiğine" dair duyumlar alıyoruz. Ama özelikle akşam saatlerinde açık yada kapalı alanda eylem ve etkinlikleri organize edilebilirdi. Bu şekilde yürüyüşün amaçlarından biri olan üyelerle sendika arasındaki ve üyelerin kendi arasında kopukluk ve yabancılaşmayı aşma yönünde doğallığına bırakma dışında bir şeyler yapılıyor denilebilirdi.
25 Kasım 2005 Cuma
Kadıköy’deyiz. Korkunç bir yağmur yağıyor. Bugün ülke çapında sevk eylemi yapıyor Eğitim-sen üyeleri. Eyleme katılımın daha yüksek olması bekleniyor ama beklentimiz çıkmıyor. Ankara’yı telefonla arıyoruz. Polis barikatı var önlerinde. Sürekli dağılın anonsları yapılıyor. Burada ise durum sakin çok az polis var müdahale olmayacak gibi. Yine İstanbul kitlesini bekliyoruz yaklaşık yarım saat kadar. KESK Genel Başkanı ve Eğitim-Sen Örgütlenme Sekreteri birer konuşma yapıyor. Saat 12:30 gibi Gümüşsuyu’na doğru yürüyüşe başlıyoruz. Katılım 2 bin civarında. 14:00 civarında Gümüşsuyu’na varıyoruz. Ne bir açıklama ne bir konuşma. Otobüslere binip Kocaeli’ne gideceğimiz söyleniyor. Ama yeterince araç yok yağmurun altında araç bekliyoruz. Bu esnada Alaaddin Dinçer konuşma yapıyor. Konuşmasında “ Gelen tüm arkadaşlara katıldıkları ve destek verdikleri için Örgütüm adına teşekkür ediyorum” diyor ve zaten bozuk olan sinirleri daha da bozmayı beceriyor. Konuşmadan çıkan sonuç ise, Örgüt Alaadin Dinçer’in bizlerde naçizane destekçileriz.
Otobüslerde boşluklar var fakat birkaç otobüse binme teşebbüsümüz sonuçsuz kalıyor. Otobüstekiler almak istemiyor araçlarına. Yürüyüşün başından beri hissettiğimiz yoğun yabancılaşma ve bencilleşme duygusunu tekrar yoğun bir şekilde hissettikten sonra bir süre daha yağmur altında bekliyoruz. Bulduğumuz bir boş otobüse biniyoruz. Resmen işgal ediyoruz otobüsü. Bir taraftan nihayet yağmurdan kurtulduğumuz için sevinirken işgal olayı aklımıza geldikçe kendimizi gülmekten alı koyamıyoruz. 14:30 civarında Alaadin Dinçer’in konuşmasıyla iyice bozulan sinirlerle yola çıkıyoruz. Saat 16:00 ‘da Kocaeli’ndeyiz. Bir spor salonunun önünde duruyor otobüsler. Bizlere daha önce SEKA fabrikası önünde eylem yapacağımız söylendiği için biraz şaşırıyoruz tabii. Salona giriyoruz. Yöneticilere programı sorduğumuzda “Suavi Konseri” cevabı karşısında üyeler arasında gerilim artıyor. Yemek vs. gibi ihtiyaçlarımız için zaman olmaması bazı üyeleri isyan boyutuna getiriyor. Örgüt, karar, disiplin vs. gibi kavramları bir kenara bırakıp yemek yemeğe gidenler oluyor.
Konser başlıyor. Suavi eğitim emekçilerinin yürüyüşünü selamlıyor. Salon eylem başından beri hiç olmadığı kadar coşkulu. Ellerde Eğitim-sen bayrakları türküler söyleniyor. Zaman zaman çok yaygın olmasa da “Şemdinli halkı yalnız değildir” gibi sloganlar atılıyor. Yürüyüşlerin bir kısmı konser devam ederken Suavi’nin etrafını sarıp fotoğraf çektirme yarışına girmeleri ise Suavi’nin bile tahammül sınırlarını zorladığı için “Arkadaşlar konser sonrası kapıda sizlerle fotoğraf çektirmeyi taahhüt ediyorum. Şimdi burada bulunuş amacımıza uygun davranalım ve hep birlikte türkülerimizi söyleyelim” demesi üzerine kalabalık dağılıyor. Konser Alaaddin Dinçer’in konuşması ve sloganlarla sona eriyor. Konserden sonra kortej halinde Kocaeli şehir merkezine doğru yürüyüşe geçiliyor. Yürüyüş boyunca sık sık Faşizme karşı sloganların atılması özellikle önemlidir. Diğer birkaç ilin katılımı ve SEKA yerine Cumhuriyet alanındaki basın açıklamasından sonra Kitle gece 24’e kadar serbest bırakılıyor.
Gerginliğin dozu hayli fazla. Üyeler hatta şube yöneticileri, Genel Merkez yöneticilerinin uçakla geldiğini ve eylem bitimi geri döndüklerini söylüyorlar. Üyelerle birlikte yolculuk yapmayacak kadar aleni artık ağalıkları ve ayrıcalıkları. Aldıkları kararlar konusunda bırakın kitleye bilgi vermeyi kendi grup arkadaşlarına bile açıklama yapma gereği duymuyorlar ( bu arada gerek mi duymuyorlar söyleyecek sözleri mi yok tartışılıyor). Ama kendi arkadaşlarından da sesler yükselmeye başlamış durumda. Sohbetlerimizde iyi niyetli üyelerle kendi grup toplantılarında kendi temsilcilerinden hesap sormaları gerektiği üzerine konuşuyoruz. Ama sadece konuşmanın ve özeleştiri yapmanın yeterli olmayacağı, bundan sonra Eğitim-sen’de bir şeylerin böyle devam etmeyeceğini söylüyoruz. Saat 24’de otobüslere biniyor ve Anakara’ya doğru yola çıkıyoruz ve bir gün daha bitiyor.
26 kasım 2005 Cumartesi
Saat 07:00 Ankara Akıncılar otoban girişindeyiz. Yaklaşık 35 otobüs var ( Trakya, Marmara, Batı Karadeniz İlleri de yürüyüş koluna katılmış durumda). Bizi gişelerde az sayıda polis ve jandarma karşıladı. İlk gelen otobüsler İstanbul tarafına doğru geri çevrilmiş durumda. Diğer kollarla (Samsun, Konya, Eskişehir yolundan giriş yapanlar) yapılan telefon görüşmelerinde onlarında yavaş yavaş toplandıkları haberini alıyoruz. Ve araçlardan inerek yolu çift taraflı sadece bir şerit açık kalacak şekilde kapatıyoruz. Tabii bu şeritlerin açık bırakılması birçok üye tarafından tepki alıyor. Özelikle DSP genel kuruluna giden otobüslerin önünün kesilmesi için çaba harcansa da yetersiz kalıyoruz. Saat 10:30’a kadar 1500 kişilik kitleye hiçbir açıklama yapılmıyor. Ara sıra megafonla slogan attırılıp müzik dinlettiriliyor. Bu durum 10:30’da sabırları tüketiyor. Genel Merkez yöneticilerinden Adnan Gölpınar’dan kitleye açıklama yapması isteniyor. Fakat “Yapacak bir açıklama yok. Gerek görürsek açıklama yaparız. Görüşmeler sürüyor” şeklindeki cevabı bardağı taşırıyor. Bunun üzerine bizimde içerisinde bulunduğumuz devrimcilerin öncülüğünde Ankara’ya gidiş yönünde yolu tamamen kapatıyoruz. Genel merkezdeki hakim anlayışların temsilcileri gelip yolu açmamız için üzerimize yürüyüp kenara itmeye çalışsalar da çabaları “ Zafer direnen emekçinin olacak” “Direne direne kazanacağız” sloganları kesiliyor. O ana kadar hiçbir açıklama yapmayan yöneticisi birden ses aracının üzerinde belirip açıklama yapacağını söylüyor. İlk söylediği ise” Arkadaşlar yolu trafiğe açalım. Örgüt iradesine uyalım. Görüşmeler sürüyor. Gelecek haber doğrultusunda gerekirse yolu birlikte kapatacağız” oluyor. Bu sözleri sloganlarla cevaplanıyor ve bu esnada arbedeler yaşanıyor.( arbede deyince aklınıza polis veya askerle bizim aramızda gerçekleşen bir arbede gelmesin. Eğitim-sen genel kurulundan çok iyi bildiğimiz olaylardı bunlar.) Tüm bunlar gerçekleşirken ses aracındakiler inip yolun kapalı olduğu yerde bitiverdiler ve “ Şu an saat 10:30. Yolu açıp saat 11:00 ‘e kadar bekleyelim.” Yol açılıyor. Saat 11:00’e kadar beklendikten sonra hiçbir gelişme olmayınca bizler sloganlarla yolu tekrar kapatma girişiminde bulunsakta ses aracından “ ikinci bir açıklamaya kadar yolu kapatmıyoruz ve bekliyoruz” açıklaması yapılıyor. Bu dakikadan itibaren zaten bildiğimiz ve tanıdığımız reformizmin kirli yüzü daha fazla ortaya çıkmaya başlıyor. Artık saklayamıyorlar gerçek niyetlerini. Taahhüt edilen açıklama saat 14:00’e kadar yapılmıyor. Kontrolü kaybetmemek için ses aracına sık sık çıkıp sadece ” görüşme devam ediyor arkadaşlar, bekliyoruz” açıklaması yapıyorlar. Ama saat 14:00, sabırların tükenip “yeter artık” denildiği vakit oluyor ve yol kitlenin inisiyatifiyle çift taraflı kapatılıyor. Yönetim allak bullak, bu her taraflarından anlaşılıyor. Bu çaresizliklerini ve acizliklerini kapatmadan iki dakika sonra “MYK kararıyla yolu kapatıyoruz “ açıklamasıyla gizlemeye çalışıyorlar ama nafile. Grup son 5 yılın en kararlı tavrıyla oturma eylemine başlıyor. Bu kararlı tavırda genel merkezin adına “taktik” dedikleri tutarsız yaklaşımının etkisi büyüktü. Şube yöneticileri ellerine megafonları alarak korteji düzenleyip sloganları ortaklaştırmaya başlıyorlar. Bu sırada polis ve jandarma takviyesi yapılıyor, kitlenin önüne panzerler ve gözaltı araçları getiriliyor ve panzerlerden su sıkılmaya başlanıyor. Kitlede en ufak kıpırdanma olmadığı gibi sloganlar daha gür ve canlı atılmaya başlanıyor. Arkasından atılan birkaç gaz bombası ise aynen geri iade ediliyor. Jandarma coplarını kalkanlarına vurarak psikolojik etki oluşturmaya çalışması ise sloganları daha da gürleştirerek etkisiz hale getiriliyor. Yaklaşık 50 metre karşımıza kadar geldikleri esnada ses aracındaki yönetici kitleye destek ve yön vermek yerine güvenlik güçlerine seslenerek” Lütfen sakin olun” çağrısı (yada daha doğrusu yalvarışı) içerisine girmişti bile. Arkasından şube başkanları ses aracının yanına çağrılıyor. Başkanlara ilk önce damardan girilip arkasından demokrasicilik oyunuyla kitleyi kırdırmamak için yolun tek şeridini açtırmayı oylatıyorlar. Ve 2 şube başkanı hariç 9 şube başkanın oyuyla yolun açılacağına karar veriliyor. Sonra kitleye dönüp “ Arkadaşlar MYK kararıyla yolun çift taraflı olarak birer şeridini açıyoruz” deniyor ve jandarma ve polisin etkili olamadığı kitle bir anda donup kalıveriyor. Her ne kadar yolun trafiğe açılması için başta devrimciler olmak üzere çaba harcansa da eline megafon alan tüm yöneticilerin olay yerine müdahalesiyle (fiili müdahaleler de yaşandı) yol trafiğe açılıyor. Ses aracından ve megafonlarından sürekli örgüt disiplinine uyulması çağrısı yapılıyor. Bu disipline uymayan üyeler ise devlet ağzıyla “bölücülük ve kahramanlık, şov” yaptıkları şeklinde etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor. Dişe diş kazanılan hakların nasıl kazanıldığını bilmeyen, o tür zamanlar da kaçacak delik arayanlar. Şimdi eylemi en hassas noktasında kırarak görevlerini yerine getiriyor ve ağalıklarını birkez daha tescil ediyorlar.
O andan itibaren kitlenin gözünde eylem bitti. Kitle tüm dinamizmini kaybetti ve dağıldı. Yarım saat sonra yağan yağmurun da etkisiyle otobüslere binilerek eylem fiili olarak ta bitirildi. Ve tekrar bekleyiş başlandı. Saat 16:00 civarında yemeğin dağıtılmasıyla, mücadele yerini rehavete bıraktı. Tam bu esnada yapılan duyuru ile geriye dönülüp ilk mola yerinde geceyi geçireceğimiz duyuruldu. Yine her zamanki gibi karar yine merkezden gelmişti.
Tesislerdeyiz. Kontenjanı maksimum 100 kişilik olan küçük bir tesis. İnsanlar sığmadığından otobüslerde oturuyor. Saat 20:00’de KESK Genel Başkanı yanında Eğitim-Sen Kadın Kolları Sekreteri ve basın ile birlikte geldiler. Açıklamadan önce “ Eylemle ilgili eleştirilerinizi eylem sonrasına bırakalım, basın yanında sadece bilgilendirme yapılacak. Soru var ise de sadece bilgilendirme ile ilgili olsun verilen kararı tartışmayalım“ diyerek isyan boyutuna varacak eleştirilerin önünü kesiliyor.(Amaçları tartışmaların basına yansımaması imiş) Açıklamasında basına eylem hakkında yaşanan sıkıntılar ve yapılan görüşmeler hakkında kısaca bilgi verdi. Örgüt disiplinine kesinlikle uyulacağı ve yarın (Pazar günü) eylemimize kaldığımız yerden devam edileceği vurgusu yaptı ve gitti. Ve insanlar geceyi geçirmek üzere otobüslerine dağıldı. Eylemin en kritik günü böylelikle sona ermiş oldu.
27 Kasım 2005 Pazar
Saat 03:30. otobüste bir anda hareketlilik oluyor. İnsanlar fısıltı ile konuşuyorlar ve bir yoğunluk var. “Ne oluyor bir sorun mu var” diyemeden hareket ediyoruz. Yöneticilere ne olduğunu sorduğumuzda ise “Merkezi kararla Ankara’ya girme kararı alındığını” söylüyorlar. Biz dün bütün gün Ankara’ya girmeye çalışmamış mıydık? Fakat bu sefer giriş biçimimiz biraz ilginç. Otobüstekiler uyandırılmıyor. O anda otobüste olmayan üyeler beklenmiyor, mümkünse telefon açmamız isteniyor ve otobüsün iç lambaları yakılmıyor. Yani işin özü biz devleti kandırıyoruz?? Ankara’ya gizli girmeye çalışıyoruz sanki bütün olayımız ve amacımız sadece Ankara’ya girmekmiş gibi. Otobüsümüz bu iş için seçilen ilk araç. Hareket ediyor ve 10 dakika sonra gişelerden geçiyoruz. Bütün gün bize su sıkan panzer yolun kenarında beklerken, askerler de otobüslerinde uyuyorlar.
İnsanlar şaşkın, ne olduğunu anlamıyorlar ilk anda (Doğrusu anlaşılmaz kılmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Nede olsa karar Merkezden geliyor!). az sonra karşı çıkmalar, soru sormalar başlıyor.” Bu nasıl bir iş, bu nasıl örgüt tavrı” gibi tepkiler geliyor. Cevap ilginç: “ Önemli olan Ankara’ya girmek değil mi? Mümkün olduğu kadar insanı Ankara’ya sokmalıyız. Zaten başka ne yapabilirdik ki? Tüm gece toplantı yapıldı ve bu ortak karar alındı”. Bizlerse “ Bugün merkezi karar denip barikatı açarak yeterince geri adım atıldığını ve insanların moral olarak çöktüğünü bu ikinci geri adımın daha da kötü sonuçlar vereceğini” söylüyoruz ısrarla. “Bu şekilde tüm araçların girmesinin mümkün olmadığını, beklide direnişi kırmak için bu şekilde bir kolun( özellikle de yürüyüş kolunun) girişine göz yumduğunu“ söylüyoruz. Genel merkezin bir şov şeklinde başlayıp çok fazla emek harcamadan bitirme niyetinde olduğu bu eylemin altından kalkamadığını, kitlenin düşünüldüğünden çok daha dirençli çıktığını ve bu kitleyi dağıtıp eylemi bitiremediği için en azından öncü grup olan yürüyüş kolunun Ankara’ya sokulup bildik basın açıklamasıyla eylemi sonlandırmak niyetinde olduklarını da konuşmalarımıza eklemeyi unutmuyoruz. Tüm bu tartışmalar ve gergin bekleyiş sonunda Ankara’ya varıyoruz.
Sabah saat 04:00 ve Sendika şubemize varıyoruz. Yoğun bir telefon trafiği başlıyor. Devlet ilk araçtan sonra yavaş yavaş duruma el koyuyor. Otobüsler farklı noktalarda üçer beşer durduruluyor. Böl parçala yöntemini kullanıyorlar. Durdurulan araçlara el konuyor ve insanlara isterlerse yaya gidebilecekleri söyleniyor. Bu esnada diğer kollardan hiçbir haber yok. Bu girişim sadece İstanbul yürüyüş kolu için yapılmış. Saatler ilerledikçe otostop çekerek, taksi tutarak, saatin 06:00 olmasını bekleyip dolmuşa binerek şubelere ulaşmaya başlıyor yürüyüş kolundakiler. Kızılay’daki sendika, dernek, parti binaları açtırılıp insanların konaklaması için girişimlerde bulunuyor. Her dakika bir telefon geliyor araçlarının durdurulduğunu söylüyorlar, 5 dakika sonra ise yay olarak gelmeye çalıştıklarını öğreniyoruz.
Diğer kollarda ise durum çok farklı. İzmir kolu Polatlı girişinde tan bir abluka altında. Çukurova ve Doğu grubu aynı şekilde Gölbaşı girişinde bekletiliyorlar. Samsun-Karadeniz grubu Elmadağ yakınlarında ablukadalar. Ankara’ya girebilen sadece İstanbul kolu. Bu durum gece dillendirilen şüpheleri doğrular nitelikte. Eylem, yürüyüş kolunun Ankara’ya bu şekilde sokulmasıyla bitirilmek isteniyor.
Saatler ilerliyor. Bir gece önce eylemin sabah 09:30’da kaldığı yerden devam edeceği duyurusu yapılmıştı. Demek eylemin kaldığı yer burasıymış. Eylem yeri olarak Ziya Gökalp Bulvarı seçilmişti. Gruplar halinde belirlenen noktaya gidiyoruz. Bu sırada Kolej kavşağında ses aracımıza el konduğunu öğreniyoruz. Bu telefon üzerine hızla o yöne doğru ilerliyoruz. Ama gelen ikinci telefon “ sorun çözüldü, gelmenize gerek yok” şeklinde olunca geri dönüyor, buluşma yerine gidiyoruz. Ankara’ya bir şekilde girmeyi aşarmış grup yavaş yavaş kalabalıklaşıyor. Sayı 100-200-300 artıyor. Saat 09:30’da yolu trafiğe kapatıyoruz. Ankara kitlesinin de katılımıyla eylemin coşkusu biraz artıyor. Bir gün önce Güven Park’ta çatışma yaşayanların sloganlarıyla bizimki birleşince sloganlar daha bir gür çıkıyor. Karşımıza yerleştirilmiş 8 panzerin etkisi de büyük tabii ki. Alaaddin Dinçer geliyor ve bir basın açıklaması yapıyor. Ankara girişinde tutulan tüm arkadaşlarımız buraya gelene kadar bekleyeceğimizi söylüyor. Ve bekleme başlıyor. Eğitim-sen MYK’sı sürekli toplantı halinde, devletin değişik kademelerindekilerle görüşmeler sürüyor. Ama sonuç yok. 3 kolda bekleyen arkadaşlarımızın önündeki barikatlar kalkmıyor. Saat 14:30’da ses aracı geliyor ve yapılan basın açıklamasının ardından alınan karar doğrultusunda eylemin bitirildiği, eylemin amacına ulaştığı, girilemez denilen Ankara’ya girildiği(??), Ankara girişlerinde bekleyen arkadaşlarımızın da açıklamalarını bulundukları noktalarda yaparak illerine geri dönmelerine karar verildiği açıklaması ile eylem bitiriliyor.