Heyet Raporu

GÜNCEL
Cumartesi, 3 Aralık 2005 (20 yıl 7 ay önce)

23-27 Kasım tarihleri arasında heyet olarak Şemdinli'ye gittik. Şemdinli'ye giden heyetimiz; BEKSAV, DHP, DİSK LİMTER-İŞ, HÖC, HAZİRAN, HKM ve TÖP temsilcilerinden oluşan 7 kişilik bir heyettir.

Bizler 9 Kasım'da Şemdinli halkı tarafından suçüstü yakalanan kontrgerillanın bölgeye verdiği zararları, yerinde incelemek, mağdur olan muhataplarıyla yüzyüze görüşmek için Şemdinli'ye gittik. Devletin resmi kurumlarının hiçbiriyle görüşme yapmadık. Devlet kurumları MGK'sından Adalet Bakanı'na kadar tavrını medya aracılığıyla deklare ettiği için, bölge halkı yani mağdur olan tarafın düşünceleri bizim için daha önemli hale gelmişti.

Herşeyiyle açığa çıkmış bir olayın kriminal araştırmasını yapmaya gitmedik. Gidiş amacımız 9 Kasım'da Şemdinli halkı tarafından suçüstü yakalanan kontrgerillanın ve belgelerin halkın gözünde ne ifade ettiğini görmek ve Şemdinli halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu göstermektir. Halk ve halkın temsilcileriyle görüştük. Görüştüğümüz kişi ve kurumlar şunlardır;

ŞEMDİNLİ:
Seferi YILMAZ: Şemdinli'de bombalanan Umut Kitabevi'nin sahibi
Sezer ÖKTEM: JİTEM'in ölüm listesinde ismi var.
Emin SARI: JİTEM'in ölüm listesinde ismi var.
Mehmet KAYRAN: JİTEM'in ölüm listesinde ismi var.
Hurşit TEKİN: Şemdinli Belediye Başkanı.
Kerim KAÇAR: 9 Kasım'da halkın üzerine açılan ateşte yaralanmış.
Metin KORKMAZ: 9 Kasım'da Umut Kitabevi'ne atılan bomba sonucu yaralanmış.
Cengiz KORKMAZ: 9 Kasım'da Şemdinli'de katledilen Mehmet Zahir KORKMAZ'ın abisi. (Annesi ve eşi ile de görüştük)
Ali YILMAZ: 9 Kasım'da Şemdinli'de katledilmiş. Ailesi ile görüştük.
YÜKSEKOVA:
Burhanettin YILMAZ: Yüksekova Belediye Başkan Vekili
Özgür ÖZDEMİR: Yüksekova Belediye Başkan Yardımcısı.
Cafer SAVAŞ: Yüksekova Demokratik Toplum Partisi İl Sekreteri.
Engin MENGEŞ: 16 Kasım'da Yüksekova'da katledildi. Ailesi ile görüştük.
İslam BARTIN: 16 Kasım'da Yüksekova'da katledildi. Ailesi ile görüştük.
HAKKARİ:
Eyüp BORA: Hakkari'de 16 Kasım'da silahla yaralandı. Kendisi ve alilesiyle görüştük.
Mikail ATAN: Hakkari'de 16 Kasımda Özel Tim tarafından linç edilmek istendi, işkence gördü. Esnaf Odası Başkanı.
Bişar MAVİGÖZ: Hakkari Belediye Başkan Vekili.
Necibe GÜNEŞ: Hakkari İHD Şube Başkanı.
VAN:
Sadullah IŞIK: Van Devlet Hastanesi'nde yatıyor. Hakkari'de silahla yaralanmış.
İbrahim DÖNMEZ: Van Devlet Hastanesi'nde yatıyor. Silahla yaralanmış.
Nasır AKTAŞ: Van Devlet Hastanesi'nde yatıyor. Hakkari Devlet Hastanesi içinde yakın mesafeden kafasına tüfekle atılan gaz bombasıyla yaralanmış.

Yukarıda isimlerini verdiklerimiz dışında onlarca kişiyle görüştük. Sırasıyla; Şemdinli, Yüksekova, Hakkari ve Van'da incelemelerde, temaslarda bulunduk.

Bölge Halkına Yönelik İzlenimlerimiz

Temaslarımız boyunca her türlü olanağı bize sundular. Gerçekleri, ayrıntıları atlamadan anlatmaya çalıştılar. Sesleri olmamızı, yaşadıkları acıları anlatmamızı, karşılaştıkları zulmü açıklamamızı istediler. Adeta dış dünyayla bağlantıları kesilmiş, üç aydır bölgede estirilen terörün mağduru olmuş, evlerinde, işyerlerinde 21 kez bomba patlatılmış, arama noktalarında her türlü aşağılamaya tabi tutulmuş, hava karardıktan sonra sokağa can güvenliklerinden kaynaklı çıkamayan bir halkın acılarıyla karşılaştık. Ölümün halkın gözünde nasıl sıradanlaştığını gördük. Çocuklarını kaybeden anaların “Biz devlete ne yaptık. Bizden ne istiyorlar, bizi neden öldürüyorlar” şeklinde çığlıklarını dinledik.

Şemdinli, Hakkari ve Yükselova'da fiili OHAL uygulaması hayata geçirilmiş durumdadır. İl ve ilçeleri birbirine bağlayan yolların üzerinde bir çok kontrol noktası kurulmuş. Bu kontrol noktalarında Jandarma, JİTEM ve Özel Harekat Timleri görev yapıyor. Her kontrol noktasında tekrar tekrar aranıyorlar. Özellikle son dönemde insanları yere yatırarak aramaya başlamışlar. İnsanların hastası, cenazesi olsa bile bu uygulamaları her kontrol noktasında yaşıyorlar. Geceleri hava karardıktan sonra sokağa çıkamıyorlar. İl ve ilçeler adeta ölü bir şehir havasına bürünüyor. İl ve ilçelerden giriş çıkışlarda taciz, tehdit ve her türden keyfi uygulamalarla karşılaşıyorlar. Ölüm tehditleri alıyolar. Aşağılanıyorlar.

Tüm bunlara rağmen, kendi aralarındaki bağ zedelenmemiş. Halk birlikte hareket ediyor, değerlerini ölüm pahasına sahipleniyorlar. Sorunlarını birlikte çözüyorlar. Devlete güvenleri kalmamış. Her fırsatta bunu dile getiriyorlar.

Halk Patlayan Bombalardan Devleti Sorumlu Tutmaktadır.

Bölgede bombalamalar 1 Eylül günü başlamış, 9 Kasım'a kadar devam etmiştir. Bu süre zarfında 21 bomba patlatılmış, bu patlamalar ve protesto gösterilerinde açılan ateş sonucu 5 insan katledilmiştir, onlarcası yaralanmıştır. Katledilenlerden birisi kontrol noktasında yaralı haldeyken keyfi bir şekilde bekletilirken kan kaybından ölmüştür.

Bölgede 31 Ağustos tarihinde JİTEM tarafından BŞKYK (Beş Şehidin Kanı Yerde Kalmayacak) imzalı bildiri dağıtılmış, bir gün sonra Yüksekova'da kurulan Barış Çadırı bombalanmış ve bombalamalar üç ay boyunca devam etmiştir. Bombalanan yerlerden bazılar şunlardır;

ŞEMDİNLİ:
1 Kasım'da cadde üzerinde bir arabanın içerisinde 150 kiloluk bomba patlatılmış, bu olayda 22 kişi yaralanmış, yüzün üzerinde ev ve işyeri tahrip olmuş, zarar görmüştür. Böylesine yüklü miktarda patlayıcının kontrol noktasından farkedilmeden geçirilmesi mümkün değildir.
Umut Kitabevi: 9 Kasım'da saat 12:00'de bombalanmıştır. Bu saatin seçilmesi tesadüf değildir. Pasajın içindeki esnaf her gün o saatte Umut Kitapevi'nde toplanıp yemek yemektedirler. Daha çok insan öldürebilmek için özellikle o saat seçilmiştir. Kitapevi'ne atılan iki bomba ordunun kullandığı bombalarla aynıdır.
YÜKSEKOVA:
Huzur Lokantası: Özel olarak hedef seçilen yerlerden birisidir. Daha önceden sık sık tehditler alan bu işyerinin sahibi DEHAP'lıdır ve bunun için hedef seçilmiştir.
Zagros İş Merkezi: İsminden ve sahibinin yurtsever kimliğinden dolayı hedef seçilmiştir. Önce girişine bomba konmuş, sonra roketlenmiş, cenaze töreni sırasında ise panzer işyerine girmek istemiştir.

Yurtsever kimlikleriyle tanınan insanların işyerleri bombalandığı gibi emniyet güçlerine ait binalar da bombalanmıştır. Bunun amacı ise bombalamaları “Bölücü örgüt” yaptı düşüncesini hakim kılmak içindir. Ne gündüz ne de gece aşırı güvenlik önlemlerinden kaynaklı bölgede fark edilmeden emniyet ve jandarmaya ait binalara yaklaşmak mümkün değildir. Buralar bilinçli olarak diğer bombalamaların sorumlusu olan JİTEM tarafından bombalanmıştır.

Halka Yönelik Her Saldırı Önceden Planlanarak Hayata Geçirilmiştir.

JİTEM bölgede çok rahat hareket etmektedir. Yasa, kanun tanımayan ve devletin “iyi çocukları”ndan oluşan kontrgerilla, o kadar pervarsız davranmaktadır ki, kullandıkları aracın bagajında ölüm listeleriyle, bombalanacak yerlerin krokileriyle, silahlarla, bombalarla dolaşmaktadır. “Biz devletiz, bombalarız, öldürürüz, kimse bizden hesap soramaz” düşüncesiyle hareket etmekte, yine bu rahatlıkla halka yönelik eylemler gerçekleştirmektedirler. Ancak yaptıkları her eylemde “parmak izi” bırakmışlardır.

31 Ağustos günü dağıtılan bildiri ile süreç başlamış, bu bildiriden sonra toplam 21 bomba patlamıştır. Bildiride açıkça halkın hedef alınacağı duyurulmuştur.

1 Kasım'da Şemdinli'de 150 kiloluk bombayı patlatmadan önce askeri lojmanların boşaltılması tesadüf değildir. Önce kendi güvenliklerini almış, sonra eylemi gerçekleştirmişlerdir.

9 Kasım'da Umut Kitapevi bombalanırken daha çok sayıda insan öldürmenin hesabı yapılmış ve özellikle yemek saati seçilmiştir. Halk katilleri suçüstü yakaladığında ve delillerin belirlenmesi için keşif yapılmaya çalışıldığında halk üzerine ateş açılarak deliller karartılmaya çalışılmış, bir kişinin ölmesine ve bir çok kişinin yaralanması pahasına halk delillerin başında nöbet tutarak JİTEM'i deşifre etmiştir.

Bombalamalar başlamadan önce ve sonrasında ölüm listesinde olanlar telefonla ya da sokakta bizzat polis-JİTEM tarafından ölümle tehdit edilmeye başlanmıştır.

13 Kasım'da Van'da panzerlerden halka gün boyu “Ölürüm Türkiyem” şarkısı dinletilmiş, yine panzerlerden “İntikamımızı aldık” şeklinde bombaları açıktan üstlenen anonslar yapılmıştır.

15 Kasım'da Yüksekova'da düzenlenen cenaze töreninde halkın üzerine çevre binalarda oturan subayların, uzman çavuşların evlerinden kaynar sular dökülmüş, ateş açılmıştır. Yine dersaneden, okuldan çıkan gençlere ateş açılmış, yaralıları hastaneye kaldırmak için yanlarına gidenler kurşun yağmuruna tutularak engellenmeye çalışılmıştır. İnsanlar kan kaybından ölsün diye müdahale edilmesine izin verilmemiştir. Yine cenaze töreni sırasında savaş uçakları kitlenin 50 metre üzerinden yakın mesafeden uçurulmuştur.

16 Kasım'da Hakkari'de yapılan protesto gösterisinden bir gün önce halka yönelik katliam planları yapılmış ve buna göre de hazırlıklar başlatılmıştır. Binaların üstüne keskin nişancılar yerleştirilmiş, belli binaların üstüne halka atmak için çuvallarla taş çıkarılmış, özel olarak 150 adet sapan yaptırılmış, askeri lojmanlar boşaltılmış, polis ve asker çocukları okullardan panzerlerle alınmış vilayet konağı ve adliye binasının alt katlarına ağır silahlarla özel timler yerleştirilmiştir. Olaylar başlamadan kısa bir süre önce dersaneler daha derslerin bitmesine iki saat kala boşaltılmıştır. Polis saldırısını engellemek için araya giren çeşitli partilerin il başkanları, demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri özel timlerce dövülmüş, Mikail ATAN isimli kişi özel tim tarafından herkesin gözü önünde linç edilmek istenmiştir. İHD Şube Başkanı Necibe GÜNEŞ'e özel tim elemanı olan bir kişi “vur emri var, dikkatli olun” diyebilmiştir.

Hakkari Devlet Hastanesi özel tim tarafından basılmış, camları kırılmış, hastanenin içine biber gazı atılmış, bir çok hastane personeli dövülmüş, gaz bombası ve kurşunla yaralanmıştır.

21 yer bombalanmasına rağmen hiçbiri hakkında yasal işlem yapılmamış, soruşturma açılmamıştır. “Terör örgütü” yaptı denilmesine rağmen soruşturma açılmamasının tek nedeni eylemlerin gerçek sahibi olan devletin korunmaya çalışılmasından başka bir anlam ifade etmemektedir.

Şemdinli, Yüksekova ve Hakkari'de devlet, bilinçli, planlı ve organize bir şekilde halka saldırmış, işyerlerini, sokakları bombalamış, kitlenin üzerine ateş açmış, halkı yaralamış ve katletmiştir.

Resmi Makamların İddia Ettiği Gibi Şemdinli'de Ortaya Çıkan Lokal Bir Olay Değil, Devletin Ta Kendisidir!

Bölgede yaşananların lokal bir olay olmadığı, suçluların üç-beş subay veya itirafçıdan ibaret olmadığı anlaşılmaktadır.

Olayların başladığı andan ve 9 Kasım'da kontrgerilla suçüstü yakalandıktan bugüne iktidarda bulunan AKP sorumluları açığa çıkarma noktasında hiçbir girişimde bulunmamış, tam tersine sorunu basit bir çete boyutuna indirgemeye devleti aklamaya çalışmıştır. Her şey çok açık bir şekilde ortada olmasına rağmen katillerin ve onlara emirler verenlerin cezalandırılması yönünde girişimlerde bulunulmamış, tam tersine halk ve halkın temsilcileri tehdit edilerek bölge halkı sindirilmeye çalışılmıştır.

Başbakan Tayyip ERDOĞAN bölgeye incelemeler yapmaya gitmiş, fakat bu geziden devletin kolluk güçleri dışında hiç kimsenin haberi olmamış, halkın temsilcileri olan belediye başkanlarına haber verilmemiş, gezi tesadüfen öğrenilmiştir. Bölgede halka yönelik yaptığı konuşmalarda açıktan tehditler savurmuş, can güvenliği sorunu olan, yaşama hakkı elinden alınan halka, bölgeye yatırım yapacağından, makarna, patates, kömür dağıtacağından dem vurmuş, haklı ve meşru talepleri dile getiren halka terörist damgası vurmuştur. 100 bin kişilik bir ilçede 90 bin kişi cenaze törenine katılıyorsa bunun adı terör olamaz.

İlçeye kimseye haber vermeden adeta gizlice giren Başbakan halkın katliamın sorumlularını teşhir eden pankartları ve dövizleriyle karşılaşınca tahammülsüzlüğü halkı tehdit ederek göstermiştir. Daha da ileri gidip, cenaze töreninde jetlerin kitlenin 50 metre üzerinden uçurulmasının ne anlama geldiğini soran halka, “Siz böyle yapmaya devam ederseniz jetler daha alçaktan uçacaktır” deme pervarsızlığını göstermiştir.

Yine bölgenin belediye başkanlarına; “Bundan sonra size olacaklardan biz sorumlu değiliz” demiştir. Bunların hiçbirisi basında çıkmamıştır. Çünkü burjuva basında, bu katliamların, bombalamaların, işkencelerin gizlenmesini, sansür konularak halktan saklanmasını sağlayıp bölgede yaşanan vahşetin suç ortaklığını yapmaktadır. Özel Timler, “Bu heyetler gelip gidecekler, sizinle o zaman görüşeceğiz” diyerek tehditler savurmaktadır.

Bölgeye olayları incelemeye giden Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet ELKATMIŞ, Hakkari'de yaralıların, mağdur olanların hiçbiriyle görüşmemiş, görüşme talebinde bulunanlara ise “Polisevi'ne gelin görüşelim” demiştir.

Halk gerçekleri çok iyi bilmektedir. Başbakan'ın bölgede yaptığı konuşmalara duydukları tepkiyi her fırsatta dile getirmektedirler.

Bölge halkında olayların üstünün örtüleceği düşüncesi hakimdir. Bu düşüncenin maddi zemini de vardır. Halk, tam da bu süreçte Yüksekova Çetesi'nin beraat ettirilmesini bir mesaj olarak kabul etmekte, üç aydır bölgede yaşanan vahşetin de aynı şekilde kapatılacağı, üstünün örtüleceğini düşünmektedir.

Halk Sorumluların Açığa Çıkarılması Konusunda Kararlıdır.

Tüm bu olumsuzluklara, bizzat Başbakan tarafından tehdit edilmelerine rağmen bölge halkı olayların üstünün kapatılmasına izin vermeyeceğini her defasında dile getirmekte, kendine saldıranları, bombalayanları, katledenleri iyi tanımaktadır. Yoğun baskı altında olmalarına rağmen, korkmamakta, sinmemekte tam tersine kendi davasına sahip çıkmaktadır. 7'den 70'e hepsi yaşanan olayların bilincindedir. Bölge halkı için bombaları kimlerin koyduğu, halkı kimlerin katlettiği sır değildir.

Sorunu sadece Şemdinli'nin sorunu olarak görmemektedir. Sorunu sadece Kürt halkının sorunu olarak da görmüyorlar. “Sorun Kürt ve Türk halklarının sorunudur. Birlikte mücadele edersek ancak bunun üstesinden gelebiliriz” demektedirler. Batıdan, yani Türkiye halklarından beklentileri de soruna sahip çıkmaları, seslerini duyurmalarına yardımcı olmaları ve bölgeyi unutmamaları yönündedir.

“Biz kimsenin ölmesini istemiyoruz, acılarımıza yeni acıların katılmasını istemiyoruz, elimizde silahımız yok, devlet bizi neden öldürüyor...” sözlerini görüşmelerimiz boyunca sıkça duyduk. 1 Eylül'de kurdukları barış çadırının bombalanması halk üzerinde artık bundan sonra çatışmalı günlerin yaşanacağı izlenimi bırakmış “Biz onurlu, eşit, özgür bir barış istedik ama onlar bizi bombaladı” diyerek barıştan yana olduklarını ama savaşın içine itildiklerini ifade ediyorlar.

Abdullah ÖCALAN'ın tecrit koşullarında yaşamasına tahammül edemiyorlar. Bu durum halkta giderek büyüyen bir tepkiye neden oluyor. Ve Abdullah ÖCALAN bizim irademizdir. Tecrit edilmesi, bizim tecrit edilmemizdir” demektedirler.

Bölge Halkı Katliamların, Bombalamaların Devam Edeceğine İnanmaktadır Bunun Endişesiyle Yaşamaktadır.

Yaşanan süreç ve gelişmeler kontrgerilla eylemlerin devam edeceğini, bölge halkının can güvenliğinin kalmadığını göstermektedir. Halkın gözünde bu kanıyı güçlendirecek çok sayıda örnek vardır. Bunlardan bir kaçı şunladır;

Ali Gül isimli bir köy korucusu yolda münibüsten inbdiriliyor, JİTEM tarafından gözaltına alınıyor. Ali Gül gözaltına alınırken “JİTEM beni kaçırıyor, beni öldürecekler” diye bağırıyor. Halk belediye başkanlarına haber veriyor, çeşitli milletvekilleri aranıyor. Ali Gül'ün katledilmesi bu şekilde engelleniyor. JİTEM tarafndan ıssız bir yere bırakılıyor. Bulunduğunda ise psikolojisinin bozulduğu görülüyor.

Yusuf Yaşar; Yine JİTEM tarafından alınıyor, katlediliyor. Katledilmesinden bir saat sonra Vali “Çatışmada bir terörist öldürüldü” diye basın açıklaması yapıyor. Henüz Yusuf Yaşar'ın akibetinin belli olmadığı bir anda Vali'nin yaptığı açıklama herşeyi ortaya sermektedir. Önceden cinayetin nasıl aklanacağı, basına kimin ve nasıl açıklama yapacağı bile hesaplanmıştır.

Bölgede gecenin bir yarısı evlerin kapıları kırılarak baskınlar düzenleniyor. 5 yaşındaki çocukların bile kafalarına namlular dayanıyor, annelerine babalarına gözlerinin önünde işkence yapılıyor.

9 Kasım'da Umut Kitabevi'ni bombalarken halk tarafından suç üstü yakalanan astsubay Ali Kaya aynı gün serbest bırakılıyor, 15-16 Kasım'da Hakkari'de halka yönelik saldırıya bizzat komuta ediyor.

Başbakan'ın “Şemdinli halkının tanıklığı geçersizdir” sözleri, olayın üstünün kapatılacağı yönündeki kaygıları güçlendirmiştir. Başbakan'ın bu şekilde ifade etmesi olayı araştıracak savcılar üzerinde dava başlamadan baskı oluşturmaya başlandığının göstergesi olarak yorumlanmaktadır.

Hakkari Valisi'nin “Sağlık ocağını yaktılar, bayrak yaktılar” vb. şeklindeki olayları körükleyen ve halkı suçlu göstermeye çalışan açıklamalarının ardından ödüllendirilircesine Tokat'a atanması da halk üzerinde olumsuz etki yaratmıştır.

Bunlar bölgede yaşananların çok küçük bir parçasıdır. İşte bu nedenledir ki, halk haklı olarak katliamaların, bombalamaların devam edeceği inancını taşımaktadır.

Ölüm Listeleri, Bombalanan ve Bombalanacak Binaların Krokileri Sadece Ele geçerilen Deliller Değil, Bölgede Bundan Sonra da Yaşanacak Vahşetin Göstergesidir.

Bölgede açığa çıkan ölüm listelerinde adı geçen insanlarımızla da görüştük. Hepsi direk ya da dolaylı olarak tehdit edildiklerini anlatıyorlar. Ele geçirilen 150 kişilik ölüm listelerinin dışında listelerin de olduğunu ifade ediyolar. Cezaevinden çıkanları, işadamlarını, DEHAP çalışanlarını, içinde camilerin, okulların da bulunduğu bombalanacak binaların listeleri var. Öğrenci sayısının bin olan bir okulun bombalanmasının düşünülmesi bölgedeki vahşetin de boyutunu göstermektedir.

Şemdinli, Yüksekova ve Hakkari halkının can güvenliği yoktur. Devlet bu bölgede kontrgerilla eylemleri yapmakta, listede ismi bulunan kişileri katletmekte ve binaları birer birer bombalamakta, işlediği suçları ise açıktan savunmaktadır. Üç ay içerisinde 21 yerin bombalanmasına, beş insanın katledilmesine, onlarcasının yaralanmasına rağmen bombalama eylemleri hakkında hiçbir soruşturma başlatılmamıştır. En son 9 Kasım'da katillerin suç üstü yakalanması sonucu soruşturma açmak zorunda kalmışlardır. Bölgedeki yaygın olan ve bizim de katıldığımız inanç şudur; Tıpkı Yüksekova çetesinin aklanıp salıverildiği gibi bu olaylar da birkaç itirafçının, katilin kurban edilerek kapatılacağı yönündedir. AKP bunun uğraşındadır. Başbakan bunun için halkı ve halkın temsilcilerini tehdit etmiştir.

Bölgeye yaptığımız ziyaret sırasında Silopi'de savcının aracına ve emniyet müdürlüğüne bomba konulmuştur. Savcılara gözdağı vermek için yapılan bu eylemlerde de korucular ve itirafçılar kullanılmıştır. Ancak bu olayın üzerinde fazla durulmamakta, kontrgerillanın Şemdinli'yle sınırlı olmadığı gizlenmek istenmektedir.

Ziyaretimiz sonrasında olayın baş aktörlerinden Ali Kaya ve Özcan İldeniz tutuklanmıştır. Üç-beş kişiyi kurban verip olay kapatılmak istenmektedir. Emri verenleri, finanse edenleri soran soruşturan yoktur.

Sonuç olarak;

Dört gün süren çalışmalarımız bizlere yaşanan bu vahşetin sorumlusunun hiç bir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde devlet olduğunu göstermektedir. Bugüne kadar bir çok kez deşifre olan devlet her defasında kendini aklamaya çalışmış ama bunu başaramamıştır. Bugün bölgede yaşanan vahşete karşı yine bölge halkının güçlü bir direnişi vardır. Bu direniş ve hesap sorma iradesini tüm Türkiye halkları sahiplenmeli, Şemdinli halkının yanında olmalıdır. Halkların birlikte mücadelesiyle katliamların önüne geçebilir, sorumluların cezalandırılmasını sağlıyabiliriz.

02.12.2005