Eğitim-Sen İstanbul 1 No’lu şube tarafından 20 Kasım'da “Kamu alanının piyasalaştırılması, Sosyal güvenliğin tasfiyesi”ne karşı , Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası ile TMY Yasa Tasarısı, TCK ve CİK konulu bir panel düzenlenmişti. Panele dair Emekçi Memur'lardan gelen gözlemleri yayınlıyoruz.
TTB ve ÇHD’den gelen avukat ve doktorların sunduğu panele katılım oldukça düşüktü. Panel duyurusunun geleneksel yöntemlerle (sadece duyurunun bulunduğu kağıtların panolara asılması şeklinde) yapılması ile insanların yaşamlarında bu tip etkinlikleri ihtiyaç haline getirmek ve katılma isteği yaratmak pek de mümkün değil.
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile ilgili olan sunum, teknik boyutta yapıldığı için biraz eksik kaldı. GSS’den genel olarak çıkarılan sonuç, sağlığın bir hak olmaktan çıkarılıyor oluşuydu. Elimizden alınan bu hakkın yavaş yavaş kafalardan da silinmeye başladığı ve bunun tekrar bilinçlere yerleştirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu hak , “sağlık hizmeti için nüfus cüzdanı yeterli olmalıdır” ifadesi ile tek bir cümlede çarpıcı bir şekilde özetlendi.
Panel sonrası yaptığımız sohbette bu yasaya ilişkin en çok akıllarda kalanın, “ek vergi” vurgusu olduğu görüldü. “Ek vergi” olarak nitelendirilen, sağlık hizmetinden yararlanmak için ödenmesi gereken %12,5 oranındaki primdir. Bu primi ödeyemeyenler ise sağlık hizmetinden yararlanamamaktadır. Ayrıca sağlık hizmetinden yararlanmak için 90 günlük bir prim ödeme şartı var. Denizli’de sözleşmeli olarak işe başlayan bir öğretmenin, 90 günü doldurmasına çok az bir süre kaldığı halde sağlık hizmetinden yararlanamayıp hayatını kaybetmiş olması , daha yasa çıkmadan bu şartın uygulandığını göstermektedir.
Ödenilen primle bile bütün sağlık hizmetlerinden yararlanılamaması, yasa taslağına göre “belirlenmiş” sağlık hizmetlerinden yararlanılabilecek oluşu bir diğer vurgu noktasıydı.
Salondan bir kişinin, parası olmadığı için ya da evrak sorunu yüzünden hastane kapısından gönderilen hastalara, doktorların müdahale etmemesini eleştirmesi ve “Bu durum etik mi? ” sorusu, son zamanlarda sıkça gündeme gelen, doktor ve hastaları karşı karşıya getiren haberlere yapılan medya yorumundan bizim de nasibimizi aldığımızın bir göstergesiydi.Verilen yanıtta, doktorların sürekli hedef gösterilmesi eleştirilerek, bu durumun genel olarak sağlık sistemindeki sorunların bir sonucu olduğu, bu soruna böyle bakılması gerektiği açıklandı.
TMY Yasa Tasarısı’na ilişkin yapılan sunumun, bu yasanın yaşamımıza etkileri örneklerle ve gündelik yaşamla bağ kurularak anlatıldığı için anlaşılırlığı ve etki gücü daha fazlaydı.
”Sosyal Güvenlik Yasası gibi bir yasa için böyle bir yasaya ihtiyaç var” vurgusu ile iki yasayı birbiriyle ilişkilendirmesi önemliydi.
Eğitim-Sen yönetiminden bir kişinin TTB’den gelen katılımcıya “Neden ortak eylem yapmıyoruz?” sorusuna verilen yanıtın içinde aynı sorunun olması anlamlıydı.
Sonuç olarak bu etkinlik seçilen konuları itibariyle önemli bir adımdı. Konu seçiminde ve içerikte, “bir yasa en çok hangi alanı ilgilendiriyorsa o alan karşı duruş sergiler” anlayışının eksikliğine vurgu yapılarak, çıkarılan tüm yasaların birbiriyle ilişkili olduğu ve toplu bir karşı duruş sergilenmesi gerektiğinin altı çizildi.