Kölece Çalışmaya ve Yaşamaya Hayır!

Konfeksiyon işçileri, fason üretim biçimi ve bu üretim biçimi bağlamında oluşan KOBİ’ler ve kayıt dışı...

GÜNCEL
Cumartesi, 26 Kasım 2005 (20 yıl 8 ay önce)

Konfeksiyon İşçilerinin ve Sektörün Genel Durumu:


Konfeksiyon işçileri, fason üretim biçimi ve bu üretim biçimi bağlamında oluşan KOBİ’ler ve kayıt dışı (SSK’sız) çalıştırma nedeniyle paramparça, örgütsüz ve dolayısıyla her türlü sömürü biçimi ve keyfi uygulamalarla yüz yüze! Öte yandan Çin’in DTÖ’ ne girmesi ve “ucuz Çin malları”nın dünya pazarlarını istila etmesiyle, birçok sektörde olduğu gibi Konfeksiyon sektöründe de yoğunlaşan rekabet ve Pazar kavgası, Konfeksiyon işçileri üzerindeki sömürüyü ve baskıyı daha da arttırarak “Kölece Çalışmaya ve Kölece Yaşamaya” mahkûm etmektedir.

Konfeksiyon sektörünün emek-yoğun olması veya rekabetin ucuz işgücü üzerinden yapılması nedeniyle, sermayedarlar (TGSD), bugünlerde, işçi ücretlerini düşürmeye (“bölgesel asgari ücret”), üretimi coğrafi olarak işgücünün ucuz olduğu bölgelere (“Anadolu’ya”) doğru kaydırmaya ve oralarda ücretli kurslar açarak işçi (kadın ve çocuk işgücü) yetiştirmeye başlamışlardır. Aynı zamanda Konfeksiyon işçilerini, bugün olduğundan çok daha küçük parçalara ayıracak “Küme tarzı” üretim biçimine geçiş hazırlıklarına ve işin teslimat süresini kısaltmaya (6–8 haftadan 2–4 haftaya çekmeye) hız vermişlerdir. Başka bir deyişle Konfeksiyon sektörü büyük bir değişim sürecine girmiştir ve bu değişim rüzgârı işçilerin azami sömürülmesi yönünde esmektedir. Bu esinti işçilerin bütün kırıntı haklarını silip süpürdüğü ve süpüreceği gibi üzerindeki sömürü ve baskı yoğunluğunu da artıracaktır. Kısacası bugün Konfeksiyon işçileri düşük ücret, aşırı çalışma saldırısıyla veya İşsizlik ve sefaletle karşı karşıyadır!

Çağlayan’da işçilerin durumu:


İstanbul, Çağlayan’da Konfeksiyon işçilerinin, SSK ve sosyal haklardan yoksun oluşu bir yana, bugün, öğle yemeği, altı ayda bir zam ve fazla mesai ücreti hakkından bile yoksun kalmış durumdalar. Ücretlerin zamanında ve tam olarak ödenmemesi genel bir olgu düzeyinde iken ücretlerin hiç ödenmemesi de istisna olmaktan çıkmıştır! Öte yandan emeğin yoğun sömürülmesi ve dolayısıyla ücretlerin düşürülmesi anlamına gelen parça-başı ücret sistemi de yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Konfeksiyon’da üretimin, Anadolu’ya kaymaya başlaması ve talep odaklı, stoksuz yapılması, Çağlayan’da, işçi sirkülâsyonunu daha da hızlandırmış; İşçiler, çok sık iş değiştirir ve işsiz kalır olmuştur. Başka bir deyişle Konfeksiyon işçileri, yarı işçi yarı işsiz haldedir. Bu sorunlar işçilerde, gelecek kaygısını arttırdığından “ücretini zamanında alabileceği” ve “sürekli çalışabileceği, sigortalı, sağlam bir iş” arayışını arttırmıştır. Birde, sürekli fason iş bulmanın çok zorlaşması ve fason fiyatlarının sürekli olarak düşmesi, işçilerde, “mesleği öğrenip, üç makine alıp atölye açarım” eylimini iyice zayıflatmış olduğundan artık çözümü başka sektörlerde görmeye başlamışlardır. Diğer taraftan, Çağlayan’da, Konfeksiyon işçilerinin SSK’sız veya kayıt dışı çalıştırıldığını bildiği halde, yeterince denetim memuru görevlendirmeyen ve denetim sağlamayan devlet, bugünlerde, Çağlayan’da, güvenlik gerekçesiyle, polis memurlarını, Konfeksiyon işçilerinin kimlik bilgilerini toplamak için seferber ederek denetimi arttırmaya başlamıştır!

Özetle: Konfeksiyon işçileri, bugün, elindeki son kırıntı haklarını da kaybetmiş, emek gücünün karşılığı olan ücretini dahi tam, zamanında veya hiç alalamaz duruma gelmiştir. Öte yandan işçiler, üremin başka bölgelere kayması ve parça-başı ücret sisteminin yaygınlaşması ile aşırı çalışma ve işsizlikle yüz yüzedir. Ve de devletin işçiler üzerinde baskısı ve denetimi artmaktadır.

Kurultay ve Kampanya


Konfeksiyon sektörünün genel durumunu, değişim yönünü ve bunun Çağlayan’daki Konfeksiyon işçilerine yansımasını veya işçilerin yaşadığı en yakıcı sorunları tespit etmekle, aynı zamanda Konfeksiyon’da, Kurultay ve “Kölece Çalışmaya ve Kölece Yaşamaya Hayır!” kampanyamızın çıkışını nereden alacağını belirlemiş olduk.

Kurultay ve Kampanya çalışması birbiriyle bütünleşik ve iç içe örülecek olan; ama farklı nitelikte ve farklı işlevlere sahip bir çalışmadır. Kurultay, bir öncü işçi platformudur: öncü işçiler, kurultayda, sadece sorunlarını değil, sorunları ortaya çıkaran özsel, temel nedenleri ve bu doğrultuda çözüm yollarını tartışır, yeni politikalar oluşturur. Kampanya ise, işçilerin günlük yaşamında, doğrudan yüz yüze olduğu, en yakıcı sorunlara karşı yürüttüğümüz bir çalışmadır. Başka bir deyişle, kampanya, varolan tepkiyi bir noktada toplayan ve yoğunlaştıran, talepleri ortaklaştıran; ortak bir hareket ve mücadele hattı oluşturan bir işleve sahiptir.

Kurultaya hazırlık konuları


Konfeksiyon’da “öncü işçilerin”, Kurultaya, çözüm önerileri ile taşıyacağı temel sorun Fason üretim biçimi ve bağlamda oluşan KOBİ’lerde nasıl örgütlenmeli’dir. Bu sorunu bir burjuva ideologunun ifadesiyle açalım: “İşgücü maliyeti (Fason çalışan Kobi’lerde) diğer işletmelere oranla çok daha düşüktür. Tekstil ve hazır giyimde kadın ve çocuk işçi kullanılabilmesi, ayrıca toplam çalışanlar içinde vasıflı işçi oranının az olması, maliyetin düşük tutulmasının en önemli unsurlarıdır. Büyük işletmelerde işçiler genellikle sendikalı ve sözleşmeli çalışmaktadırlar. Fason işletmede ise işverenin sigorta pirimi, gelir vergisi, izin ücreti, kreş, yemek gibi ödemelerden kaçınılmakta, bu nedenle maliyet düşmektedir. Dolayısıyla tekstil ve hazır giyim gibi emeğin yoğun olduğu sektörlerde üretimde birim maliyet de düşük olmaktadır”. Özetle: Konfeksiyon işçilerinin paramparça, örgütsüz ve dolayısıyla her türlü sömürü biçimine ve keyfi uygulamalara maruz kalmasının temel nedeni Fason üretim biçimi ve bağlamda oluşan KOBİ’lerdir. Çözüm de bu soruna karşı olmak zorundadır. Ki, Konfeksiyon patronları, KOBİ’leri, bugün olduğundan çok daha küçük birimlere ayıracak “küme” tarzı üretim biçimine geçiş hazırlıkları yapmaktalar. Gelecek açısından bunun anlamı atomizasyon; “Kölece Çalışma ve Kölece Yaşama”dır.

Bu durumda sorulması gereken, işçileri paramparça eden Fason üretim biçimi ve bağlamda oluşan on binlerce KOBİ’lerde nasıl örgütleneceğiz? Bugün bakıldığında Konfeksiyonda fason ilişkileri olmayıp, bağımsız olarak üretim yapan firmaların oranı yalnızca yüzde 7,9’dur. Konfeksiyon firmalarının (40 bin firmanın) yüzde 35′inin fason iş vermekte, yüzde 34’ü fason iş yapmakta, firmaların yüzde 22,3’ü ise, bir yandan fason iş yaparken, diğer yandan üretimin farklı aşamalarını fason olarak yaptırmaktadır. Fason işveren firmalar, 1–30 arasında değişen sayılarda fason iş yapan atölyeye iş yaptırmaktadır. Diğer taraftan 120 bini aşkın, 5–500 arası değişen sayılarda ama yüzde 80’i 5–150 arası işçinin çalıştığı, fason iş yapan atölye olduğu söyleniyor. Buna birde, işletmelerin bir yerden başka bir yere kolaylıkla taşınabilir ve kayıt dışı olması eklenmeli. Bugüne kadar Konfeksiyon’da, örgütlenme deneyimleri şunu öğretti. Bir işyeriyle sınırlı sendikal örgütlenme çalışması hiçbir kalıcı başarı, elle tutulur bir kazanım sağlamaz. O zaman çiğnenmemiş yolda yürünmeli; yani yapılması gereken: bölgesel (mahalle-ilçe-il veya birçok ili kapsayan) olarak yatay, ya da aynı firmaya çalışan fason atölyelerinde (30 atölye aynı firmaya çalışabiliyor) dikey veya her ikisi birden iç içe alacak ve yürütülecek tarzda bir örgütleme çalışmasıdır! Bunun içinde işçilerin bir araya gelebileceği dernek, sendika gibi mekânların oluşturulması gerekli olmaktadır. Kurultaya kadar bu konularda pratik deneyler yapmak, somut adımlar ve açılımlar yapmak gerekmektedir.

Kurultaya taşınması gereken ikinci sorun: Konfeksiyon sektörünün üretim ayağının Anadolu’ya kaydırılmasıdır. Birçok sektörde olduğu gibi Konfeksiyon sektöründe de “ucuz Çin mallarının” dünya pazarlarını istila etmesi veya Çin’de işçi ücretlerinin çok düşük (40–50 dolar) olması Türkiye’de ki Konfeksiyon patronlarını harekete geçirerek yeni önlemler almaya; işçi ücretlerini ve işgücü maliyetlerini Çin düzeyine düşürmeye zorlamaktadır. Birinci önlem Konfeksiyon sektörünü coğrafi olarak yeniden düzenlemek: üretimi, işgücünün ucuz olduğu bölgelere kaydırmaktır. Bu coğrafi düzenlemede İstanbul, AR-GE, tasarım, pazarlama merkezi, yani “dünyanın moda merkezi” olacakken, üretim/imalat aşamasının Anadolu’ya kaydırılması hedeflenmektedir. Bu bağlamda hükümet, ilk adımı atarak 2005’in ortalarında “teşvik kapsamındaki il sayısını” arttırmıştır. İkinci önlem, birincinin tamamlayıcı halkası: “bölgesel asgari ücrettir”. Sermayedarlar, kadın ve çocuk işgücü kullanımını arttıracaklarından; başka bir deyişle bir ailede birden fazla çalışan olacağından, artık, dört kişilik bir ailenin aylık asgari gideri olarak belirlenen ve her yerde geçerli olan “asgari ücreti” ortadan kaldırmak ve ücretleri, bireyin asgari ihtiyaçlarına ve ailede çalışabilecek kişi sayısına göre belirlemek istemekteler. Anadolu’da milyonlarca, ucuz çalıştırılabilecek kadın ve çocuk işgücü Konfeksiyon patronlarının ağzını sulandırmakta -ki şimdiden, oralarda, “ücretli kurslar” başlatarak işçi yetiştirmeye başlamışlardır. Şimdiye kadar Konfeksiyon sektörünün merkezi olan Marmara bölgesinden Anadolu’ya yüzde 15 oranında bir kayış olmuştur. Bugünlerde üzerinde uzlaşma sağlanmaya çalışılan “bölgesel asgari ücret”in yasalaştırılmasıyla, Konfeksiyon işletmelerinin Anadolu’ya kayışı hızlanacaktır. Gelecek açısından bakıldığında Marmara bölgesinde işsizlik muazzam miktarlara ulaşacak, ücretlerin düşmesi ve aşırı çalışma genel bir olgu düzeyine çıkacaktır. Bu durumda, görülüyor ki, sadece bölge düzeyinde, örgütlenmek bile yeterli olmamakta; yani Türkiye ölçeğinde örgütlenmek gerekmektedir! Bugün bilişim, telekomünikasyon teknolojinin nimetleri bu konuda önemli olanaklar sunmaktadır. Ama onun yanında dikey, yani, Türkiye ölçeğinde “dernek” veya “sendika” kurulması hedeflenmelidir.

Kampanyanın örgütlenmesi


Kölece Çalışmaya ve Kölece Yaşamaya Hayır! Kampanyamız Konfeksiyon’da, işçilerin, dört yakıcı sorunu üzerinden yürütülecek ve örülecektir. Bunlar: a) Kayıt dışı (SSK’sız) çalışma, b) ücretlerin tam, zamanında ve hiç ödenmemesi, c) parça-başı ücretle çalışma, d) işçiler üzerinde devlet gözetiminin ve denetiminin artması’dır.

Kayıt dışı (SSK’sız) çalışma: işçilerin hukuken yok sayılaması anlamına gelen Kayıt dışı çalıştırma, işçilerin yaşadığı bütün sorunların temel zeminini oluşturmaktadır. Kayıt dışı çalıştırılmakla işçiler, sosyal güvenlik, iş güvenliği, kıdem ve ihbar tazminatı, ücretli izin, işsizlik ödeneği ve emeklilik gibi yaşamını ve sağlığını doğrudan ilgilendiren haklardan yoksun bırakılmaktadır. Öte yandan işçiler, kayıt dışı çalıştırılmakla her türlü sömürü biçimi (uzun saatler çalıştırma, parça-başı ücret vb.) ve keyfi uygulamalarla (zorunlu mesai, ücretlerin ödenmemesi, işten çıkarılma vb.) yüz yüzedir. Devlet, Konfeksiyon sektörünü bir nevi “sosyal güvenlik” ve toplumsal kriz supabı ve “daha ileri sanayilere geçiş için sermaye birikimi ve yetişmiş işgücü yaratıyor” olmasından dolayı kayıt dışı faaliyetine göz yummaktadır. Bugün, Konfeksiyon sektöründe 3 milyon civarında işçi çalışmasına karşın sadece 400 bini kayıtlıdır (SSK’lıdır). Konfeksiyon sektörünün ihracat motoru olmasının temel nedeni işçilerin kayıt dışı çalıştırılarak bütün sosyal haklardan yoksun bırakılması ve ücretlerin ve işgücü maliyetlerinin bu yolla düşük tutulmasıdır. Kayıt dışı çalıştırma örgütsüzlüğün, parçalanmanın ve ahlaki değerlerin çözülmesinin nedenidir. Kayıt dışında, işçinin işten çıkartılması ve işçi sirkülâsyonunun yoğun alması; yani işçilerin, birbirini tanıyacak kadar birilikte çalışma şansının olmaması, aralarında güven ve sağlıklı bir ilişkinin oluşmasına engel olmaktadır. Ya da, binlerce kayıt dışı çalışan KOBİ’nin olması ve her işçinin bir işyerinden ötekine geçişinin kolay olması, işçilerin, sorunlar karşısında mücadele etmesini değil, “dışarıda bana iş mi yok” deyip bırakıp gitmesini, kaçmasını sağlamaktadır. İşçileri birbirine uzaklaştıran kayıt dışı çalıştırma, bireysel arayış ve eylimlerini güçlendirmekte, “yağcılık”, “ispiyonculuk”, “dedikodu” vb. davranışları koşullamakta; hastalık veya ailevi sorunların da ilk olarak patronundan destek istemek durumunda kalmaktalar. Aynı zamanda kayıt dışı çalıştırma işçilerde “birkaç makine alırım kendi işimin patronu olurum” gibi eylimleri ve küçük burjuva bilincini geliştirmekte, işçilerin birbirini sömürmesini sağlamaktadır. Tüm bu olguları ortaya çıkaran ve besleyen neden kayıt dışı çalışmadır ve kayıt dışına karşı mücadele işçilerin birliğini, dayanışmasını güçlendirmek içindir. Kayıt dışına karşı mücadeleyi kampanya tarzında yürütmeli, hatta Konfeksiyon işçileri gibi aynı kaderi yaşayan diğer sektörlerdeki işçilerle ortaklaştırılabilmelidir. İlk elde yapılacak şeyler: “kayıt dışı çalışmaya hayır” yaygın ajitasyon-propaganda çalışması, çalışma bakanlığı önünde “bizi kimse yok sayamaz” basın açıklamaları ve “sigortasız çalışmak istemiyoruz” imza kampanyası başlatmak olacaktır.

Ücretlerin tam, zamanında ve hiç ödenmemesi: Bugün bu sorun çok daha yaygın ve genel bir nitelik kazanmıştır. Son birkaç yıldır fason fiyatlarının yerinde sayması ve işin istikrarsızlaşması nedeniyle kar oranları düşen veya ayakta kalma mücadelesi veren KOBİ’ler, çareyi işçi ücretlerini zamanında, tam veya hiç ödememekte bulmaktadır. Zaten işçilerin kayıt dışı çalışıyor olması veya hiçbir hukuki dayanağı olmaması nedeniyle bu, yarı “asalaklar” istediklerini rahatça yapabilmekteler. Bu nedenle işçiler, yeni bir işyerine girerken “ücretimi alabilirmiyim” kaygısı taşımakta hatta bu güvensizlikten dolayı aylarca işsiz kalabilmektedir. Bugün, Çağlayan’da her on işçiden yedisi bu sorunu yaşamakta ya da her işçi bu sorunla az veya çok kere karşı karşıya gelmektedir. Bu sorunun kökten çözümü SSK’lı çalışmaktır. Fakat o güne kadar “işsizlere iş bulalım” dayanışması oluşturulmalı ve bu sorunun yoğun yaşandığı atölyelerin teşhiri yapılarak bütün işçiler uyarılmalıdır. Öte yandan “ücretime uzanan eller kırılsın” sloganı etrafında işçilerle “öz savunma komiteleri” oluşturulmalı ve bu sorunun yaşandığı atölyelere her türlü baskı yöntemi ve gerektiğinde “zor” kullanılmalıdır!

Parça-başı ücretle çalışma: Fason iş diken KOBİ’ler, sürekli iş bulamadıklarından, fason fiyatlarının sürekli düşüyor olmasından, dolayısıyla sabit çalışma düzeni kuramadıklarından çözümü “parça-başı ücret” sisteminde bulmaktalar. Çünkü parça-başı ücret” sistemi ile KOBİ patronları, işgünü sınırlarını ortadan kaldırıyor, emeğin yoğunluğunu, verimini, denetimini daha çok artırıyor, boş geçen zamanlar, öğle yemeği, ücret zammı ve fazla mesai ücreti gibi karşılaması gereken yükümlülüklerinden tümüyle sıyrılarak, işçilerin sırtına yıkıyorlar. Parça-başı ücret” sistemi ile amaçlanan işçilerin saat/birim ücretinin (çünkü “gerçek ücretler hiçbir zaman, emeğin üretkenliği ile aynı oranda yükselmez”.) ve gerçek ücretlerinin düşürülmesidir. Öte yandan parça-başı ücrette işçiler, bütün yaşamını işin durumuna göre ayarlamak zorundadır. İş varken gece-gündüz aralıksız çalışır, iş yokken “evli evine köylü köyüne”. Belirli bir ücret garantisi yoktur; ne kadar iş yaptıysan o kadar ücret alırsın-ki bazen onu bile alamazsın. Diğer taraftan, parça-başı ücretle çalışan işçiler, işin bütününden sorumlu olduğundan ve daha çok iş yapma isteğinin koşulladığı zihinsel yoğunlaşma, aşırı sinir ve stres yarattığı gibi yine yoğunlaştırılmış ve günde 13–17, 24–48 saat çalışılması ile fiziki olarak ta yıpratmaktadır. En önemlisi de, zaten, işçiler, fason iş ilişkisi nedeniyle ortaya çıkan KOBİ’ler ve “kapitalist ile ücretli-emekçi arasına giren asalaklar” yüzünden paramparça ve örgütsüz iken birde buna fasonun fasonu diyeceğimiz parça-başı ücretle, işçiler arasında rekabet, parçalanma ve güvensizlik daha da derinleşmektedir. Bugün işçilerde, parça-başı ücretlerin yıllardır yerinde sayması, hatta gerilemesi, patronların gerçek fason fiyatından hesap görmemesi veya işlerin çok kısa sürelerle kesintiye uğraması nedeniyle “parça-başı çalışacağıma haftalık çalışırım daha iyi, kafam rahat olur” eylimi artmaktadır. Halen işçilerin parça-başı ücretle çalışmama seçeneği var! Bu seçeneği bireyselde olsa iyi değerlendirmek ve “parça-başı çalışma”ma tavrını almak işçilerin çıkarınadır! Aynı zamanda işçileri parçalaması ve ücretleri düşürmesi nedeniyle “parça-başı ücret”le çalıştırmaya ve çalışmaya karşı, “altı ayda bir zam” , “öğle yemeği” ve “fazla mesai ücreti hakkı” talepleri yükseltilerek yaygın ajitasyon ve propaganda çalışması yapılacaktır.

İşçiler üzerinde devlet gözetiminin ve denetiminin arması: Bugünlerde polis, Konfeksiyon atölyelerini dolaşarak, işçilerin kimlik bilgilerini toplamaktadır. Gerekçe ‘bilinmez’, çünkü kimlik bilgileri, doğrudan işçilerden alınmamaktadır. Patronlar aracılığıyla, birçok yalan uydurularak işçilerin kimlikleri toplanmakta, gizlice karakola götürülmektedir. Kimlik bilgilerinin neden toplandığını tahmin etmek zor değil: “güvenlik”. Kimin neyin güvenliği? Tabiî ki sermayenin! İşçilerin olsaydı işyerlerine polis memuru değil, SSK veya sağlık denetim memurları gelirdi. İşçilerin kimliklerinin gizlice toplanması ya da son zamanlarda işçilerin çok dolaştığı cadde üzerlerine MOBESE kameraları yerleştirilmesi neyin göstergesidir. Devlet, Konfeksiyon işçilerin kayıt dışı çalıştırılmasına göz yumarak bütün güvencelerden yoksun bırakmakta veya suça teşvik etmektedir. Dolayısıyla da işçileri potansiyel tehdit ve suçlu olarak görmektedir. Bu bağlamda yapılması gereken, “polis değil, SSK müfettişleri gelsin!” basın açıklamaları veya işçileri, kimliklerini vermemeleri için uyarmak, bilgilendirmek ve işyerlerinde zorla kimlik toplamaya karşı bireysel ve kolektif tavır almaktır. Öte yandan MOBESE’lere karşı yerinden kaldırılması konusunda, ilgili kurumlara “suçlu olan biz değiliz!” dilekçesi göndermeli veya “gözetlenmek istemiyoruz” imza kampanyası düzenlemelidir. Bunlardan sonuç alınmaz ise yerinden kırılarak kaldırılmalıdır.