Güneşin çıkmasına yakın, geceyle gündüzün vedalaştığı o esmer sabahta iş yerimin yolunu tutmuş, yarı uykulu bir halde, otobüsün arka koltuğuna yığılmış vaziyette başlıyor sabahlar.
Güneşin çıkmasına yakın, geceyle gündüzün vedalaştığı o esmer sabahta iş yerimin yolunu tutmuş, yarı uykulu bir halde, otobüsün arka koltuğuna yığılmış vaziyette başlıyor sabahlar. Bir birini tekrar eden günler içinde sadece pazarları ayrı olur; dinlenebileceğimiz ve ömrümüze verebileceğimiz bir gün. Yani ayda 4 gün, yılda bir ay yaşarım. Bütün bunların hüzünlü bilincinde olur sabahlarım....
Bir hayvan, herhangi bir hayvan; sürüngen, memeli, böcekgillerden herhangi bir hayvanın hareket alanı en asgari oranda nedir? Bu genelde beslenme alışkanlıklarıyla ilgili, yani av neredeyse yaşam sınırları oraya kadar. Bir aslan mesala 3 km2'den 25 km2'ye kadar bir arazi üzerinde hareket eder ve bu alanın kendisine ait olduğununun işaretini bırakır. Kokusuyla, idrarıyla. Bunun için en büyük savaşları vermeye hazırdır, yaşamı pahasına.. Küçülen arazi daha az, daha güçsüz ve zayıf bir sürü anlamına gelir... Alanın daralması; özgürlüğünün kısıtlanması, karnının daha az doyması demektir. Sonra uçan yırtıcılar, karıncalar, yılanlar vb. Evet hayvan olmak, fiziki koşullar düşünülürse 2 m2'lik bir alanda yaşamaktan daha tercih edilir olsa gerek. Bir salyangoz olmak mesela ya da karınca. En nihayetinde serçe, ceylan, şahin, kartal; daha sayacağım nice hayvan.... HÜCREDEYİM, HÜCREDE, HÜCREEEE...
Yukarıda aktardığımız yazı, yıllardır ailesinden uzakta, çalışmak zorunda olan bir işçinin işe giderken yaptığı karalamalarından alındı... Hepimiz hisetmiyor muyuz bu kıstırılmışlığı. Çalışmaktan başka ne yapıyoruz yaşamımızda: Televizyon izliyor, kahveye gidiyor, yemek yiyor ve uyuyoruz. Bize biçilen, reva görülen, bırakılanı yaşıyoruz. 12 saati de aşan iş günü, sefaletten de aşağıya çekilen ücret... Televizyon izleyip, uyumaktan başka bir şey yapmamamızı istiyorlar, karlarına kar katmak için. Düşlerimize bile ket vurdular işte, "işçi değil de karınca olsaydım" diyoruz. Yok ve yük sayılan ihtiyaç ve gereksinmelerimizin, özgürlüğe olan hasretimizin yakıcı bir şekilde farkındayız. Hep beraber yaşıyoruz bu kıstırılmışlığı. İnsan gibi bir yaşama da ancak hep beraber ulaşacağız... Yaşamı biz üretiyoruz. Ürettiğimiz her şey ise bizim ihtiyaç ve gereksinimlerimiz için değil, bizim üzerimizden sefa süren bir avuç asalak için. Herşeyi üretenler herşeye sahip olmalı. Düşlerimize ket vurmayalım:
Dünyayı İstiyoruz Kırıntı Değil!
Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!