Adı Susurluk Aslı Devlet Politikası

İşkence, yargısız infaz, resmi ve yasa dışı terör eylemleri. Arkasında, devlet politikalarının belirlenmesini sağlayan güç ve iktidar odakları: MGK, hükümet, sivil ve askeri bürokrasi, büyük sermaye

GÜNCEL
Pazartesi, 14 Kasım 2005 (20 yıl 8 ay önce)

Çağdaş Hukukçular Derneği'nin, Şemdinli olayıyla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamayı yayınlıyoruz:

Şemdinli'de, üniformalıların Albay Erhan KUBAT imzalı “görev emirli” kanlı terör eylemi halk tarafından suçüsütü yapılmıştır. Bu suçüsütü eylemi ile birlikte ele geçirilen kanıtlar resmi imzalı terör saldırısının hiyerarşik yanını emir komuta zinciriyle birlikte kesin bir biçimde kanıtlamıştır. Üst düzey askeri ve sivil yöneticilerin açıklamaları suçüstü halinin psikolojik yansımaları olmakla birlikye asıl olarak devlet politikasının tevilli ikrarı niteliğindedir.

“Ne suçlarım ne de korurum” diyerek tarafsızlığını ilan etmeye çalışan Genel Kurmay başkanı Özkök'ün bu kanlı terör eylemini kınamayı bile aklına getirmemesi bir “unutkanlığın” sonucu değildir.

“Soruşturma sonuçlanana kadar yorumda bulunmak doğru değil. Güvenlik kuvvetlerinin mücadele gücünü düşünmek lazım” diyen Jandarma Genel Komutanı, “Susurluk” soruşturmalarını engelleyen ya da sonuçsuz bıraktıran egemen politikaya duyduğu güvenle topu yargıya atarken açık bir biçimle yasa dışı resmi terör eylemlerinin “güvenlik kuvvetlerinin mücadele gücü” ile ilişkisi olduğu mesajını vermiştir.

“Gazetelerde resmi çıkan astsubay benim yanımda görev yaptı. ...çok iyi Kürtçe konuşur. Suç işleyecek biri olduğunu sanmıyorum.” diyen Kara Kuvetleri Komutanı Büyükanıt, o astsubayın yanında çalıştığının ilerde ortaya çıkması ihtimalini düşünürek peşin açıklama yapmayı tercih ederken suçüstü yakalanan bir terör failine referans olma çabasına girmiştir.

“Olay çok hassas, kimse kayırılmayacak” diyerek halkın öfkesini yatıştırmaya çalışan Başbakan, hem bugüne kadar yapılan ve alışılagelmiş “kayırmalar”ı hem de olayın egemen güçler arası sürütüşmelere yol açacak “hassasiyeti”ni itiraf etmiştir. Bu durumda Başbakan hükümetin, bu terör eylemini hiyerarşik zirvesine kadar soruşturup faillerini cezalandırma isteğine ve gücüne sahip olup olmadığı sorusunu yanıtlamak zorundadır.

Olayların içinde yer alan bir polis sıkışınca telefonla eski içişleri bakanı ve “Susurluk” soruşturmaları sırasında sarfettiği “1000 operasyon yaptık...beni en iyi MGK anlar” sözü hafızalara kazınan Mehmet Ağar'ı araması bu tür olayların hangi düzeyde sahiplenildiğini göstermektedir.

İşkence, yargısız infaz, resmi ve yasa dışı terör eylemleri, devlet politikalarının belirlenmesini sağlayan güç ve iktidar odaklarının (MGK, Hükümet, sivil ve askeri bürokrasi, büyük sermaye) askeri konsensusları sayesinde uygulama olanağı bulabilmektedir. Ancak bu tür resmi şiddet ve terör eylemlerinin hassasiyeti, yer, zamanlama, içinde bulunulan siyasal koşullar ve güç odaklarının taktik çıkarlarının çatışması nedeniyle artmaktadır. Böyle durumlarda karşı çıkanların sınırları bellidir: “Tam bir çılgınlik ve ahmaklık...bunların devletle bağlantıları olsa olsa bordro düzeyindedir...hadisenin arkasında PKK'nın da olabilmesi mümkün”, “Bu tür yasadışılıklar PKK'nin eylemlerinin gölgede kalmasına yol açıyor.” Hiçbir politik, insani ve ahlaki etik dahi içermeyen bu tepkiler egemen güçler arası sürtünmelerinin dolaylı yansımalarından başka bir anlam ifade etmektedirler.

Şemdinli'de hem jandarma, hem Emniyet teşkilatı hem de yargı bir bütün olarak bu politikanın uygulayıcıları oarak iş görmüşlerdir. İşkence ya da yargısız infaz davalarını zaman aşımına uğratarak yada delil yetersizliğinden beraat kararı vererek bu politikanın bileşeni haline gelen yargının aynı günlere rastlayan bir başka “vukuatı” da İzmir'de kalaşnikof marka silah ve uyuşturucularla yakalan kişinin “silahı şehit bir arkadaşımdan aldım” demesi üzerine salıverilmesidir.

Son bir yıldır kontrollü bir biçimde geliştirilmeye çalışılan ve yine resmi bir üniformalının çıkışı ile başlatılan linç politaksı ile yasdışı resmi terör eylemlerinin aynı karargahın ürünleri oldukları kuşkusuzdur. Linçleri “öfkeli vatandaş” diye okşayanlar ise Şemdinli saldırsını disiplin dışı br çete eylemi olarak manipüle etme çabasındadırlar.

Devlet terörü tüm karar mekanizmalarıyla birlikte açığa çıkarılıp teşhir edilmediği, tüm işkence ve faili meçhul eylemlerin failleri cezalandırılmadığı sürece hiç kimse devletin güvenlik güçleri karşısında güvende değildir.

Devlet terörünü suçüstü yapan ve bir kez daha teşhir edilmesini sağlayan Şemdinli halkını kutluyor, tüm demokratik kitle örgütlerini ve kurumlarını anti-faşist mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.

14.11.2005
ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ GENEL YÖNETİM KURULU