Şemdinli: Devlet çıplak!..

GÜNCEL
Pazartesi, 14 Kasım 2005 (20 yıl 8 ay önce)

Her şey ortada… Bombalanan yerler kırmızı kalemle işaretlenmiş; muhtemelen katletmeyi düşündükleri yurtseverlerin listesi, bunlara ait kişisel bilgiler, oturdukları-çalıştıkları mekanlara ilişkin ayrıntılı planlar… İlçenin detaylı krokisi, resmi görev kağıtları, kimlikler, fotoğraflar, silah ve bombalar… Hepsi Hakkari İl Jandarma Komutanlığı‘na ait bir aracın içinde. “Resmi bir araçta; çok ilginç!” Ne yapacağını şaşıran apoletli medya olayı önce böyle niteledi; öyle ki, halkın tepkisi üzerinde tutuklanmak zorunda kalınan kontrgerillacı astsubayın ordu mensubu olduğunu belirtmekten kaçınabilmek için Milliyet gazetesi ilk manşetinde “Bir kamu görevlisi” şeklinde lafı yuvarlamayı tercih etti!

Bu sefer kamyon değil halk çarptı


9 Kasım günü Şemdinli merkezinde Umut Kitabevi‘ne bombayı atan itirafçı Veysel Ateş koşarak bu araca binmeye çalışırken halk tarafından yakalandı. Araçta bekleyen jandarma kıdemli başçavuş Ali Kaya ve başçavuş Özcan İldeniz‘le birlikte bu üç kişilik tim halk tarafından suçüstü yakalanmıştı. Suçüstü yakalanan sadece bu üç kişi miydi?

“Böyle disiplinsizlik olur mu?” diye hayıflanan ve adını vermek istemeyen üst düzey bir yetkili; “Üç kişi altı kişinin disiplinsizliğini ortaya çıkardı” diyordu. Anlaşılan o gün “görevde” daha başka timler de vardı. Zaten halkın elinden kaçırılamayan araçta ele geçirilen silah ve diğer malzemelerin sivil savcı tarafından tespiti yapılırken yine bir başka istihbaratçı astsubayın eşinin üzerine kayıtlı sahte plakalı bir araçtan halkın ve savcının üzerine ateş açıldı. Kontrgerillacılar bu kez yakayı fena ele vermişlerdi. Bu “disiplinsizlik” sadece Hakkari’de son üç aydır yolcu otobüslerine, alışveriş merkezine, lokanta vb. yerlere yönelik bombalama eylemlerinin faillerini açığa çıkarmakla kalmadı; rejimin ve devletin gerçek yüzünü de tüm çıplaklığıyla bir kez daha ortaya serdi.

Özel eylem timinin eylemlerinden seçmeler:


“16 Ağustos’ta Hakkari il merkezinde akşam saatlerinde evine giderken gözaltına alınan Yusuf Yaşar sabah ıssız bir köy yolunda ölü bulundu.”

“Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde hareketli ve bir o kadar gergin günler yaşanıyor. Bölgenin en büyük iş merkezi olan Zagros İş Merkezi’nde art arda bombalar patlarken, ilçedeki sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcileri, patlamalardan güvenlik birimlerini sorumlu tutuyor. 27 Ekim’de aynı iş merkezine bomba bırakanlar, binaya Türk bayrağı asmayı da ihmal etmedi. Bu patlamaları protesto eden ilçe esnafı, dün kepenk kapattı. Esnafın bu tavrından rahatsız olduğu belirtilen güvenlik birimlerinin de, ilçenin çıkış karayolu üzerindeki köprüde bomba olduğu iddiasıyla ilçeye giriş-çıkışları yasakladı“.(30 10 2005)


“Şemdinli’de 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinliklerinde halkın içinde bomba patlatıldı.1 Kasım’da bu defa çarşı ortasında halkı hedef alan bir bomba ile çok sayıda kişi yaralandı.”

“Şırnak’ın Silopi ilçesi Başsavcısının makam aracı bombalandı“. (11 Kasım 2005)


Gazetelerde bu tarz haberler okumak bir süredir kimseyi şaşırtmıyor artık. Peki burada bazılarını andığımız eylemlerle örneğin şu haber arasında bir bağ olabileceğini söylemek şaşırtıcı olur mu? “Doğu ve Güneydoğu’da saldırılarını tırmandıran PKK’ya karşı, Şırnak ve Hakkari’de bir ay önce İl Jandarma Komutanlıkları bünyesinde ‘Özel Operasyon Timi’ kuruldu. 20′şer kişilik dört timden oluşan keskin nişancılar…” (Milliyet, 27 Temmuz 2005).

İl jandarma komutanlıkları bünyesinde bu tür özel operasyon timlerinin oluşturulduğu resmen duyulduktan hemen sonra yukarıda andığımız türden eylemlerin çoğalması tesadüf olarak görülebilir mi? Fakat kimse bu tarz kirli işlerin sadece “özel birliklere özgü” olduğunu düşünmesin! Bunları devletin dışında görenler için bir haber daha: ”Hakkari’nin Çukurca İlçesi’ne konumlandırılan Kayseri ve Bolu Tugayı’na bağlı askerler, 7 Haziran günü Çalyan Köyü’ne obüs topları ile ateş açtı. Köylüler yakın mağaralara sığınmak zorunda kaldı.”

Devlette süreklilik esastır!


Her şey ortada!.. Tıpkı Susurluk‘ta olduğu gibi. Hafızalardan silinmemiştir; Vedat Aydın ve Musa Anter gibi onlarca yurtseverin katledilmesinden, Özgür Gündem ve DEP binalarının bombalanmasından; kendi iç hesaplaşmasında Cem Ersever‘i, kumarhaneci Ömer Lütfi Topal‘ı öldüren, Azerbaycan‘da darbe girişiminde bulunan, kara para aklamaktan uyuşturucu ve silah ticaretine kadar uzanan çok çeşitli kirli faaliyetlerde bulunan, bunları devlet içinde organize eden devletin “muteber şahsiyetleri” Veli Küçük, Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin, Haluk Kırcı, Sedat Bucak‘lar ile bugün Şemdinli’de paçayı ele veren başçavuşların faaliyetleri arasında nasıl bir fark var? Devlette süreklilik esastır. “Müdürüm, ateş altındayız, yardım gönderin” feryadının Şemdinli’den başka herhangi bir yeri değil de Ağar‘ı araması da bu sürekliliğin bir başka biçimi olsa gerek; bu işlerden emekli olunmaz!

Bu kirli işlerin ve gizli örgütlenmelerin “kural dışı” olduğunu söyleyip “hukuk devleti” martavalı atanlar; “kişisel çıkar ve rant peşinde koşanların işi” diyenler; cesur savcı ve yargıçlara ihtiyaç olduğunu söyleyenler… tepeden tırnağa halka karşı örgütlenmiş bir burjuva devlet yapısının, bunun faşist karakterinin bilerek ya da bilmeyerek aklayanı oluyorlar. Onlar, her şey ortadayken Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt‘ın, “Adı geçen astsubayı iyi tanırım; değerli bir subaydır” referansı üzerine bir kez daha düşünmeliler. Suçüstü yakalanan bombalama timinin komutanı olduğu anlaşılan ve bombayı atan itirafçı piyonun binmeye çalıştığı arabanın direksiyonunda yakalanan astsubay bu kadar açık bir sahiplenmeden sonra gözaltına dahi alınmamıştır!

Kürt savaşı, ordu, polis ve bürokrasi içinde bu işten “kişisel çıkar ve rant” sağlayan savaş ağaları, kan tacirleri yaratmıştır kuşkusuz. Bunlar özellikle de “‘93 Konsepti” olarak adlandırılan kirli savaş stratejisinin yürürlüğe konmasından itibaren bu doğrultuda epey de kan dökmüşlerdir. Fakat olay sadece böyle yozlaşmış bireylerle sınırlı değildir ve bu yönü de içinde olmak üzere bir bütün olarak sistemin özüne ilişkin bir konudur bu. Her pisliğin olduğu gibi bunun da temelinde ekonomik, siyasi, toplumsal çelişki ve çalkantılar vardır. Bu zemin ne kadar istikrarsız ve çalkantılı olursa, çelişkiler ne kadar derinleşirse, sistemin, halkların direniş dinamiklerini bastırmak ve toplumsal yaşamın her anını denetim altına almak için gizli ve kirli faaliyetler de dahil ihtiyaç duyulan her işi yapabilecek uzmanlaşmış özel örgütlenmelere, kadro ve kurumlara ihtiyacı o kadar artar. Dolayısıyla bu işlerde yasalara bakılmaz; gerektiğinde yasalar ihtiyaçlara göre değiştirilir ya da gizli genelgeler vb. ile bir yolu bulunur. Bunun için başta ABD ve İngiltere olmak üzere sistemin en istikrarlı emperyalist merkezlerinde bile neoliberal politikaların getirdiği sosyal yıkımla, emperyalist rekabet-saldırgan dış politikanın eski toplumsal, siyasal istikrarı sarstığı yeni istikrarsızlık zeminine karşı çıkarılan antiterör yasalarındaki sınırsız keyfiyete bakılmalı. Türkiye gibi istikrarsız bir coğrafyada, istikrarsız bir ekonomik, toplumsal, siyasal zemine sahip, çelişkilerin daha derin hissedildiği yerlere geldiğinde ise bunun sınırları iyice aşağı çekilir. Bu sınırın nereden geçeceğini belirleyen, devrimci sınıf ve kitle mücadelesinin düzeyidir.

Görev başına: Sokağa, eyleme!


Hilmi Özkök‘ten Cemil Çiçek‘e Vali Erdoğan Gürbüz‘den İçişleri Bakanı’na tüm devlet erkanınca “Hadise yargıya intikal etmiştir” lafzıyla karşılanan Şemdinli “hadisesi” halkın kitlesel ve militan tepkisi olmasaydı diğer pekçok devlet katliamının ve yargısız infazın akibetinden farklı olmayacaktı. Fakat yurtsever Şemdinli halkı, hala yitirmediği militan reflekslerini anında konuşturmasını bilmiş, üzerlerine açılan ateşe rağmen katilleri kovalamış, suçüstü yakalayıp derdest etmiştir. Devletin daha sonraki saldırı ve provokasyonlarına rağmen çevresini kuşattığı kontrgerilla aracının bulunduğu yerden kaçırılmasına izin vermeyerek ele geçirilen bütün kanıtların dünya tarafından öğrenilmesini sağlamıştır. Halkın net ve kararlı duruşu, üç gün süren yürüyüş, çatışma, barikat ve kepenk kapatma eylemleriyle gösterilen refleks pratik sonuçlarını vermiş; önce salıverilen katillerden ikisi sonradan tutuklanmış; polis cenaze törenlerine müdahale edecek cesareti bulamamış; en önemlisi de devlet suçüstü yakalanmakla kalmamış en kifayetsiz olayda bile esip gürleyen, tehditler savuran Genelkurmay bu defa sinik bir açıklamayla suçu zımnen kabul etmek zorunda kalmıştır. Halkın ele geçirdiği belge ve kanıtları koruma altına alması… İlçenin girişindeki polis kontrol noktasını dağıtıp giriş çıkışları denetime alan çoğu 16-18 yaşlarındaki gençlerin cesareti, kendine güveni… Destek eylemlerinde resmi binaların ve OYAK Bank gibi kurumların hedefe çakılıp tahrip edilmesi… Toplamında kitle militanlığıyla faşist rejim ve burjuva medya üzerinde bir basınç oluşturulmuş, ortaya çıkan pisliği gizleme çabaları, terör demagojileri önemli oranda etkisizleştirilmiştir.

Şemdinli’de ortalığa dökülen pislik ve halkın yükselttiği eylemli karşı koyuş hepimiz için bir eylem çağrısıdır. Şimdi sokağa çıkma, katillerin üstüne üstüne yürüme zamanıdır! Devletin bir çavuşunu ve bir itirafçısını harcayıp olayı kapatmasına, kendisini aklamasına fırsat vermeden Şemdinli’de kurulan barikatları dörtbir tarafta geliştireceğimiz eylemlerle güçlendirmeliyiz!

Genelkurmay’ın son aylardaki kampanyasıyla kitlelerin içine çekildiği gerici-şoven etkilerin silinebilmesi için yakalanan bu olanağı sonuna kadar değerlendirmek gerekir. Faşizmin ve sermayenin pisliklerine karşı kitlelerdeki duyarlılığı, mevcut bilinç ve ruh halini bir üst düzeye çıkaracak zengin eylem biçimleriyle harekete geçirmeliyiz. Protestoculuğu aşmayan, basın açıklamalarıyla yetinen sınırlı eylem biçimleriyle ne kitlelerin üstüne çökmüş ağır havayı dağıtabilir ne de faşist rejimi köşeye sıkıştırıp alanını daraltabiliriz.

Öyleyse görev başına! İşyerlerini, alanları sokakları zaptetme hedefiyle; faşist katillerden hesap sormaya!… Kirli savaşın, devlet terörünün dayanağı olan faşist 12 Eylül Anayasası’nın kaldırılması ve tüm gizli devlet örgütlenmelerinin açığa çıkartılıp dağıtılması için, gizli genelge ve yönetmeliklerin iptal edilmesi için sokağa, eyleme!…