YTÜ'den üniversiteli manzaraları ve biz

10 Kasım Perşembe: Elimizde bildirilerimiz ve imza metinlerimiz, Yıldız Teknik Üniversitesi'ndeyiz. Ayın 12'sindeki YÖK karşıtı eylemimize çağrı yapacak, "Paralı Eğitime ve Diplomalı İşsizliğe Karşı Birleşiyoruz" kampanyamızı anlatacağız.

GÜNCEL
Cumartesi, 12 Kasım 2005 (20 yıl 8 ay önce)

DPG öğrenci gençliğin toplumun bir parçası olarak yaşadığı sorunların ancak yeni bir gençlik hareketi içinden çözüleceği bilinciyle, öğrenci gençliğin birleşik, kitlesel, militan mücadelesinin önünü açmak için çıktığı yolda deneyimlerini bizlerle paylaşıyor. Dinliyoruz...

YTÜ'de öğrenci olmak

10 Kasım Perşembe. Elimizde bildirilerimiz ve imza metinlerimiz, Yıldız Teknik Üniversitesi'ndeyiz. Ayın 12'sindeki YÖK karşıtı eylemimize çağrı yapacak, "Paralı Eğitime ve Diplomalı İşsizliğe Karşı Birleşiyoruz" kampanyamızı anlatacağız.

Önce bahçede geziniyor ve ne tarafa yönelebileceğimizi kestirmeye çalışıyoruz. Bu sırada giyimiyle kuşamıyla, konuşma tarzıyla başka bir sınıfla karşı karşıyayız. Kolay mı YTÜ'lü olmak; bu kapıdan içeri kimlerin girebileceğini harç parasına bakarak anlamak da mümkün, fahiş kantin fiyatlarına bakarak da. Tabii, bu üniversitede okuyan emekçi çocukları da var; iyi bir üniversite bitirip iyi bir iş bulmak umuduyla giriyorlar kapıdan içeri, ama bunların sayısı oldukça az.

Bir arkadaşımız bize bir hocasının ismini vererek onunla da görüşebileceğimizi söylüyor. Bunun üzerine birimiz hocasıyla konuşmak üzere onunla gidiyor, kalanımızsa alana dağılıyoruz. Hocayı bulamıyoruz ama ders saatini öğrenerek ayrılıyoruz binadan. Arkadaş, aynı zamanda fotoğrafçılıkla da amatör olarak uğraşıyor ve bizi çekmesi yönündeki önerimizi geri çevirmiyor.

Güzel Sanatlar, Mimarlık ve Mühendislik öğrencilerinin kimisini bahçede, kimisini fakülte binasında yakalıyoruz. Ama bu öğrencilerin çoğu eğitimin paralı olması gerektiğini düşünüyor. "Bizim ekonomimiz yeterli değil, onun için böyle. Bu istediğiniz hayal. Eğitim alıyorsak karşılığını vermeliyiz" diyeni var, savaşa ayrılan bütçeden bahsettiğimizde "Bu ülkenin güvenliği için şart" diyeni var, eleme yapılması gerektiğini söyleyeni bile var. Zaten ayda 50-70 milyon verdiğimizi ve bunun da aldığımız eğitimin karşılığı olduğunu söylüyor biri. "Okumayı hak eden var, etmeyen var. Fakültemle ilgili sorunum yok, tek sorunum sınıfların 80 kişilik olması. Bakın parasız olsa 95 kişi olacak, o zaman daha kötü. ÖSS olmasa yine yığılma olacak. Elemek lazım öğrencileri" diyerek aslında sözü 'parası olan okusun'a getiriyor. Paralı eğitim deyince akla özel üniversite geliyor çoğunlukla. YTÜ'ye hazırlanan bir liseli de bunların arasında.

Devrimci kelimesine takılıp imza atmayanlar bir hayli fazla. Bildiri için "Devrimci yazıyor, karşıyım. Kavga yazıyor, barışçıyım. Uzak durun, mümkünse görüşmeyelim" diyeni de, zamanı olmadığını söyleyip kaçanı da, "Devrimcilere yakın değilim, burada devrimci yazıyor" deyip sırf paralı eğitime karşı olduğu için imza atanı da, paralı eğitime karşı olup DÖS-G imzasını görünce metne imza atmayanı da, imza atıp arkamızdan alay edeni de, imza atmama hakkını kullandığını söyleyeni de çıkıyor karşımıza. "500.000 imza katlanıp 5 milyon olsa, sonra Boğaziçi Köprüsü'nü kapatsanız ne olacak?" diye soranı da, "Evet destekliyorum ama tepki yok, öğrenciler duyarsız" diye sitem edeni de, nerede çalışma yaptığımızı soranı da, desteklediğini söyleyip imza atmayanı da oluyor. Bir İÜ öğrencisi "Kampanyayı desteklerim ama ille de imza atmak mı gerek? Abim orduda bu yüzden herşey bana yasak, imza da atamıyorum" diyor. Bölümünü puanı yettiği için aile yönlendirmesiyle yazdığını söylüyor ve çevredeki öğrencileri göstererek " Puanım yetseydi de YTÜ'de okumak istemezdim. Baksana gülüyorlar, hayatlarından memnunlar herhalde" diyerek aslında sınıfsal ayrışmaya işaret ediyor.

Bir başkası "Gençliğin durumu ortada. Ben gençlik örgütlerini biliyorum, sizi tanımıyorum. DPG kim, DÖS-G kim? Gençlik çok parçalı, hak alıcı mücadeleye ihtiyaç var" diyor ve biz de yeni bir hareket yaratmaktan söz ediyoruz.

BAK'çı olduğunu söylüyor, konuyu kendi açıyor ve sınıfsal ayrışma, elit-kitle üniversitelerinden konuşmaya başlıyoruz. "Çok iyi yapıyorsunuz. BAK'çıyım ama sizi tanımak istiyorum, nasıl ulaşabilirim?" diyor en sonunda ve birbirimize iletişim bilgilerimizi veriyoruz.

Konuştuklarımız arasında Elektronik Mühendisliği ve Şehir-Bölge Planlaması bölümünde okuyanlar ağırlıkta. Mühendislik değil ama planlama öğrencileri bölümlerinden ve kendilerine zaman ayıramamaktan öyle rahatsızlar ki "Bölüm kapatılsın" diye isyan ediyorlar. "Sürekli proje çiziyoruz, projelerimizi belediyeye satıyorlar; staj yapıyoruz, karşılığında hiç para vermiyorlar" diye başlayıp bizim anlattıklarımızı da onaylayarak "Evet biz de işçileşiyoruz" diyorlar ve metne imza atıyorlar. Konuştuklarımızın çoğu gibi onlar da kapıdaki ÖGB'lerden rahatsızlar.

Akademik-demokratik mücadeleden söz ediyoruz, kendi öğretim görevlileriyle iletişime geçebileceğimizi söylüyorlar. Bilim kültür sanat festivali ilgilerini çekiyor, öncesini soruyorlar; biz de kurultay sürecinden bahsediyoruz.

Röportaj için gittiğimiz biri "İmzayla olmaz. Çok atıyorum, değişmiyor" deyince biz de bunun bir araç olduğunu belirterek konuşmaya başlıyoruz. Lenin rozeti dikkatimizi çekiyor, soruyor ve örgütsüz olduğunu öğreniyoruz. ODTÜ'den 7 yıl sonunda atılmış, şimdi YTÜ'de okuyormuş. Ankara'daki 7 Kasım eylemini militan olarak tanımlayıp desteklediğini belirtiyor. "ODTÜ'deki solcuları gördüm, onlar iyi değildi. Hep koridordalar, rahatlar, ancak jandarma gelecek bir şey yapacaklar. Gençlik hareketi bitmek üzere, sınıfla olan bağını kopardı" deyince yeni bir gençlik hareketi yaratmak istediğimizi söylüyor ve DSB çalışmasından bahsediyoruz. "Biz size nasıl gelelim, nasıl ihtiyaçlarınız var? Biz yeniyiz, bilmiyoruz" diyoruz. Konuştukça Hardkor müziği yaptığını, insanları müzikle örgütleme düşüncesi olduğunu öğreniyoruz. Sırf müzikle örgütlenenlerin olduğunu söyleyip Yorum'u örnek olarak gösteriyor, Kutup Yıldızı'nınsa Yorum'dan daha iyi müzik yaptığını belirtiyor. Paralı eğitimden söz edince gördüğümüz tepkisizliğine "Lenin rozeti takıyorsun ama tepki göstermiyorsun" diye sitem ediyoruz. Alanın bilgisine hakim olan bu öğrenciyle en azından bize fikir vermesi konusunda anlaşıyor ve tekrar görüşmek üzere mailini alıyoruz.

Bu çalışma, hiç bilmediğimiz bir alanı tanımak açısından iyi bir deneyimdi. Alana girdikçe ne yapacağımızı öğreniyor, yeni fikirlerle buluşuyorduk; Şimdi Güzel Sanatlar'da ya da Mimarlık'ta sergi açma, oralarda duvar gazetesi vs. kullanma üzerine konuşuyorduk. YTÜ öğrencisi arkadaşımızın bizi hocasına götürme fikri çok değerliydi, fotoğrafımızı çekmesi de, diğer öğrencilerin önerisi de.

Ama bu çalışmada tutukluklarımız da olmadı değil. YTÜ'de öğrenci tipolojisi alıştığımızın dışındaydı: Ne ezik, ne sinik; ama kendine güvenen, düşünen, sorgulayan öğrencilerdi karşımızdakiler. Üniversiteye göre farklılaşmanın bir örneğini ve sınıfsal ayrışmayı YTÜ öğrencisinin yaklaşımında, bizden uzaklığında gördük. Bunun üstüne bir de alana ve kitle çalışmasına yabancılık eklenince ilk başlarda kısa bir şaşkınlık yaşadık. "Nitelikli güçleri nitelikli güçler örgütler"in anlamıyla çıplak bir şekilde karşılaştık. Etki yaratabilmek için alanın bilgisine hakim ve donanımlı, yepyeni araç ve yöntemlerle ve de çalışmanın sürekliliğini sağlayarak gitmemiz gerektiğini anlamıştık. Şimdi tam da kitlelerin içine daldığımız anlardı ve biz bunun sancılarını her zamankinden daha yoğun yaşıyorduk.