Pazartesi, 7 Kasım 2005 (20 yıl 8 ay önce)
Fransa'da neoliberal yıkım politikalarının dikişlerinin patladığı 27 Ekim'de başlayan eylemler, büyüyerek devam ediyor. Paris'in iki yüzünden, sefalet olanının en çarpıcı ve çıplak görünenlerinden biri olan Clichy Sous Bois'da başlayan çatışmalar, Fransa'nın dört bir yanına yayılırken, giderek de kitleselleşiyor. 12 gündür devam eden çatışmalar, Pazar'ı Pazartesi'ye bağlayan gece doruk noktasına çıktı.
Pazar gecesi, Fransa'nın, Paris'den sonra ikinci büyük kenti Lyon'dan Marsilya'ya, burjuvazinin gözde kentleri Nice ve Cannes'dan Nantes, Lille, Orleans, Saint-Etienne ve Metz'e kadar 274 ayrı yerleşim biriminde çatışma yaşandı. En şiddetli çatışmaların yaşandığı Paris'in güneyindeki Grigny'de eylemcilerin açtığı ateş sonucu iki polis ense ve bacaklarından yaralandılar. Polise pompalı tüfekle ateş açıldığı açıklandı. Grigny'deki çatışmada yer alan polislerden biri yaptığı açıklama da, “Bize ateş açtılar. Bu önceki geceler gibi bir şey değildi” diyerek duyduğu korkuyu dile getirdi. Sadece Pazar gecesi 400'den fazla eylemci gözaltına alındı. Cumartesi gecesi ise, eylemler ilk defa Paris'in emekçi semtlerinden merkezine doğru kaydı. Paris'in merkezinde bulunan Republique Meydanı'nda molotoflarla yolu kapatan ve otobüsleri yakan eylemcilerle polis arasında çatışmalar yaşandı.
27 Ekim'den bugüne kadar 5 binin üzerinde araç yakılırken, bin 200 kişi gözaltına alındı ve 100'den fazla eylemci de tutuklandı. Fransa'da şu anda 10 binden fazla polis eylemler için konumlandırılmış durumda. Bu sayının daha da arttırılacağı sızan bilgiler arasında. 7 polis helikopteri ise sürekli Paris'in üzerinde uçuyor. Geçtiğimiz Cumartesi günü bir başka emekçi semti olan Evry'de, bir polis karakolunun hemen bitişiğindeki binanın bodrum katında kullanılmaya hazır 100'den fazla molotof kokteyli bulundu. Corbeil'de ise bir arabayla Mc Donalds'a giren eylemciler, molotoflarla aracı ateşe verdiler. Araç ve Mc Donalds'ın tamamı yandı. Benzer bir eylem de Strasbourg şehrinde oldu. Bu defa öfkeden nasibini alansa, yabancıların asgari yaşam standartı olan yoksulluk yardımını dağıtan devlet dairesiydi. Bina tamamıyla yandı. Eylemcilerin hedefli öfkesinin adresi olan karakol, devlet binaları ve Mc Donald's gibi yerler devlet ve basın tarafından bilinçli bir şekilde hasıraltı edilerek, otobüs ve özel araçların yakılması gündeme getiriliyor.
CFTC: “Bu bir iç savaş”!
Polis sendikası
CFTC sözcüsü ise çatışmaları bir iç savaş olarak niteleyerek, “bu iç savaşı durduracak hiçbir şey yok. Her gün biraz daha şiddetleniyor ve yayılıyor” dedi ve ekledi:
“Bugün yaşadıklarımız, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana hiç yaşanmadı”! Polis sendikası başkanı ise yaptığı açıklamada
“Biz olayları yatıştırma da yetersiz kalıyoruz, ordu müdahale etsin” diyerek, bir taraftan acizliğini dile getirirken, diğer taraftan da eylemcilere gözdağı vermeye çalışıyordu. Polis sendikası başkanın açıklamasından sonra dün akşam saatlerinde bir basın açıklaması düzenleyen
Başbakan Dominique de Villepin ise
“Henüz orduluk bir durum yok” diyerek, ordu müdahalesine kapı aralamış oldu. Villepin ayrıca,
“Daha sert ve adil olacağız” diyerek, havuçla sopayı bir arada göstermeyi de ihmal etmezken, aynı anda “sert” ve “adil” olmayı nasıl becereceklerine dairse herhangi bir açıklama yapmadı!.
1955'den bu yana ilk defa olağanüstü hal yasaları!
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın başkanlık yaptığı bir dizi toplantıdan sonra bu sabah bir kez daha olağanüstü toplanan kabine, "olağanüstü hal yasaları"nın uygulanmasına karar verdi. Fransa'da olağanüstü hal yasaları, 1955 Cezayir savaşından bu yana uygulanmıyor. Kabine toplantısından sonra bir açıklama yapan Villepin,
"Asayişi sağlamak için olağanüstü hal yasalarına uygulayacağız. Olayların arkasında bir örgüt olabilir" şeklinde açıklama yaparak, patlayan öfkeyi "hayali örgüt"lerle perdelemek ve karalamak için de bir parantez açmış oldu.
Çatışmaların başladığı ilk günlerde, gözaltına alınanları tutuklayıp 1 yıl ceza vermelerine, işe yaramayınca gözaltındaki yüzlerce göçmen emekçinin kimlik kartlarına el konulacağını ve oturma müsadelerinin iptal edileceğini açıklamalarına rağmen sonuç alamayan Fransız devleti, şimdi de olağanüstü hal ile birlikte sokağa çıkma yasağı getiriyor. Paris'in banliyölerinden
Raincy'de dün gece 18 yaşından küçüklere sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandı. Raincy Belediye Başkanının, “asayişi sağlamak için” bahanesiyle başlattığı uygulamaya Villepin de yeşil ışık yaktı. Bugünkü kabine toplantısından sonra bir açıklama yapan Villepin,
“Belediye başkanları gerekli gördükleri durumlarda sokağa çıkma yasağı uygulayabilirler” diyerek, diğer belediye başkanlarının da önünü açtı. Sokağa çıkma yasağının bu akşamdan itibaren diğer banliyölerde de uygulanması bekleniyor. Devletin acizliğini gözlerden kaçırmak ve “prestijini” korumak için, sokağa çıkma yasağı şimdilik belediyeler üzerinden yürütülüyor.
“Pisliklerin” İntikamı!
Fransız burjuvazisinin “yeni prensi” ve Cumhurbaşkanı adayı
Nicolas Sarkozy'nin, eylemciler üzerinden esasında tüm bir emekçi göçmen kitlesini “pislik ve ayak takımı” olarak aşağılaması ile Fransa'nın dört bir yanında sokağa boşalan öfke, neredeyse iki haftadır Fransız burjuvazisini paralize etmiş durumda. Sınıf ile bütünleşememesine, ona kumanda edecek ideolojik yön ve perspektiften yoksun olmasına, merkezi olarak planlanmamasına ve bundan dolayı çoğu zaman yönünü şaşırıp, bilinçli seçilmeyen hedefleri de vurmasına rağmen, kendiliğindenci de olsa sokağın yaptırım gücünü kullanan göçmen emekçiler Fransız burjuvazisini afallaştırıp, abondone etti. Sokakta çatışanların
“Sarkozy gitmeden bitirmeyiz” kararlılığı ve buna denk paralellikte her geçen gün artış kaydeden eylemlilikleri ile gardını giderek sağlamlaştıran devlet arasında belirleyici süreç asıl şimdi başlıyor.
Bir taraftan şiddeti arttıracağını, olağanüstü hal yasalarını uygulayacağını ve böyle giderse orduyu göreve çağıracağını açıklayarak korku paranoyası yaratmaya çalışan Fransız burjuvazisi, asıl diğer taraftan en korkunç politikasını devreye sokuyor; halkları birbirine düşman etmek! Fransa'da son iki gündür
“Bu akşam evlerimizi ve işyerlerimizi korumak ve onlardan korkmadığımızı göstermek için sokaklara çıkıyoruz” sloganı ile küçük de olsa bir grup ırkçı, polisle birlikte sokaklarda devriye gezmeye başladı. Eylemcilerin, herkesi indirdiklerini sandıkları ama tekerlekli sandalyede oturan yaşlı bir kadını görmedikleri için indirmeden ateşe verdikleri otobüsün içinde, alevlerin arasında kalan kadının görüntülerinin (daha sonra durumu fark edip, kadını otobüsten çıkartarak kurtaran eylemcilerin görüntülerini keserek!) tekrar tekrar televizyon ekranlarından insanların gözlerinin içine sokulması ile milliyetçilik körüklenmeye ve Fransız halkı göçmen emekçilere karşı kışkırtılmaya çalışılıyor. Bununla birlikte asıl olarak da, göçmen hareketi ile sınıf hareketi arasında bir etkileşimin oluşmasından ve ikisinin birbirini bütünleyerek, tetiklemesinin önüne geçilmeye oynanıyor.
Burjuvazinin bu eski ve kirli yöntemlerine karşı eylemciler cephesinde de bir taraftan (henüz az da olsa) doğru hedeflere yönelinmeye, diğer taraftan da organize olmaya doğru bir yönelim var. Merkezi otoritenin olmamasına rağmen, eylemciler arasında molotofun nasıl yapılacağından, hedeflerin seçimine kadar giderek daha canlı ve dinamik bir bilgi akışı ve karşılıklı etkileşim oluşuyor. Eylemciler, polis saldırısına karşı güvenliği sağlama ve gaz bombası vb. polisin kullandığı silahlara karşı da nasıl önlem alınacağını konuşuyor ve internet yoluyla birbirleriyle de paylaşıyorlar.
Fransız burjuvazisini olduğu kadar, aynı dertten muzdarip diğer AB burjuvazilerini de “hoplatan” çatışmaların seyrini, sokağa çıkma yasakları ve olağanüstü hal uygulamaları değil, göçmen emekçilerin sokaktaki kararlılığı belirleyecek. Sarkozy'nin tarihe gömülmesi de dahil olmak üzere....