Cuma, 4 Kasım 2005 (20 yıl 8 ay önce)
“Biz bir kurultay yapıyoruz.”
“Biz sizi tutmayalım,buyrun yapın!”
İşçilerle konuşurken, sözlü olarak olmasa da pratik olarak aldığımız yanıt, genellikle bu oluyor. Bu yüzden Kurultay Hazırlık Komiteleri’ni kurma uğraşımızın çoğu boşa çıktı. Çünkü daha kurultayın işçilere duyrulması aşamasında “Biz bir kurultay yapıyoruz” dışarıdanlığı ile kurulan ilişki, bir adım daha ileri gitmemizi engelledi. Tekrar edelim. Biz işçilerin dışında,işçilerin emekçilerin misafir olarak katılacağı bir kurultay yapmıyoruz. Böyle bir kavrayış, aslında meseleyi hiç kavramamış olmak demektir. Biz işçi sınıfı ile bir kurultay yapacağız. Daha başından itibaren onlarla birlikte örgütleyeceğimiz, her aşamasında onlarla birlikte tartışacağımız, kurultay sonrasına da uzanan bir hattı onlarla birlikte öreceğimiz bir kurultay örgütlüyoruz.
Buradaki asıl“yaman çelişki” ise,bu dışarıdan koyuşun sahibi olan aktivistlerimizin, kendilerinin sınıfın dışında olmamaları, bizzat işçi olmalarıdır. Eğer bir işçi “biz” derken, karşısındaki işçi o“biz”le kendisinin ifade edilmediğini düşünüyor ve hissediyorsa, burada bir sorun vardır. Kendimiz işçi olsak da kafaca sınıfa yabancılaşmışısız demektir. Bırakalım bizzat devrimci bir işçi olmayı, doğrudan işçi olmayan işçi sınıfı devrimcilerinin bile böylesine bir yabancılaşma içinde olmaları, kabul edilebilir bir şey değildir. Sınıfın çıkışsızlığını, tüm yoksulluk ve yoksunluklarını, korkunç biçimde eziliyor ve sömürülüyor olmalarını, evet bu sistem içerisinde adam yerine konulmamalarını da yüreğinde hissetmeyen, bu duruma korkunç bir öfke duymayan, bu koşulları kökünden değiştirmek için vargücüyle çalışmayan bir devrimci, sisteme ahlaki olarak muhalefet etmenin bir adım ötesine geçemiyor demektir. Kendisini işçi sınıfına karşı sorumlu hissetmiyor demektir.
Söz konusu dışarıdanlığın en uç örneği, yine bir işçi aktivistimizin kurultay propagandası sırasında yaşandı. Aktivist sorunu öyle bir dışarıdan ve yukarıdan koydu ki, işçiler “Aslında böyle bir kurultayın yapılması iyi olur. Ama biz örgütlere güvenmiyoruz” itirazında bulundular. Bir örgütün yaptığı bir kurultay! İşçi ve emekçilere sorun böyle taşınmıştı. Kendi bindiği dalı kesmenin bundan daha iyi bir örneği, aransa da güç bulunur herhalde…
Diğer uç nokta
Kurultay çalışmamızda ortaya çıkan bir başka yanlış ise, geniş işçi toplantıları yaptığı halde, kurultay fikrini bir kez bile işçilerle konuşmamış olmaktır. Örneğin, 50-100 işçiyle toplantılar yapan bir bölgemizde, hala işyeri sorunları tartışılmakta ve bu tartışmaların içerisinden kurultay fikrinin örülmesine geçilememektedir. Kalabalık işçi toplantıları yapmak, ileri bir örnek gibi görülebilir. Ancak bu toplantıların yapılış amaçları unutulursa,hiçbir ileri yanı kalmaz.Çünkü çoğu kez,işçilerin yerel sorunlarını tartışmak için bize ihtiyaçları yoktur. (Bir yığın direniş ve direniş girişimi hatırlansın.) Tam da bu yerelliği, bölünmüşlüğü aşmak için,işçi sınıfının büyük mücadele kolunu oluşturmak için bize ve dolayısıyla bir kurultayın örgütlenmesine ihtiyaç vardır. Kurultay fikrini 3-5 işçiyle konuşmakla, 100 işçi toplayıp kurultayı konuşmamak arasında nitelik farkı yoktur. Aynı sınıfa yabancılaşmanın, ondan çekinmenin değişik iki ucudur olsa olsa. İkisi de terkedilmelidir.
İçerden olmak
Her gün aynı mekanda çalıştığımız, aynı baskıyı ,sömürüyü,yemeği paylaştığımız,aynı mekanda olmasa da aynı koşullarda ezildiğimiz işçi kardeşlerimizle, bir işçi doğrudanlığı ile, onlardan biri olarak konuşabilmeyi öğrenmeliyiz. Bir tarihte, bir işçi aktivistimiz, kendi işyeri ve sektörüyle hiç ilgisi olmayan bir işyerindeki direnişçilerin gerçekleştirdiği gecenin biletlerini satmak için bir işçi kahvesine gider. Kimseyi tanımadığı bu kahvede, herkes kağıt oynamaktadır. Önce oyuna biraz ara vermelerini rica eder. Ama bakar ki “şu el bitsin” bahanelerinin bir türlü sonu gelmemektedir, ayağa kalkıp bağırır, “Bir dakika herkes beni dinlesin.” Başlar kendisine çevrilince konuşmasına aynen şöyle başlar, “Falanca işyerinde günlerdir direniş var, siz burada oturmuş kağıt oynuyorsunuz. Ne biçim işçisiniz siz. Direnişi yapan siz olsanız, kimse dayanışmaya gelmiyor diye yakınırsınız ama siz dayanışmaya gitmek yerine, oturmuş kağıt oynuyorsunuz.” Bu minvalde yaptığı konuşmasını bitirdikten sonra, biletleri satar. Hatta “dayanışma için bilet alıyorum ama geceye gelmeyeceğim” diyen işçilere, “Nasıl gelmezsiniz, orada kalabalık olmanın, patron karşısında bir güç olmanın hiç mi önemi yok” biçiminde bir konuşma daha yapar. Samimi olarak öfkelenmiştir ve diğer sınıf kardeşleri tanımadıkları bu işçinin öfkesinden etkilenmişlerdir. İşte işçi doğrudanlığı budur. İşçilerle konuşurken, “konuşan bizden biri” duygusunu veren budur. Yoksa, “ben bir şey yapıyorum sen de gel” ricacılığı, daha baştan kaybetmemizi koşullar.
“Örgüt” komitesi değil KHK!
Burada sınıfa yabancılaşmanın dışında bir diğer sorun da, dar örgüt tarzıdır (Ki ikisi birbirine sıkı sıkıya bağlıdır). Örneğin her gün aynı işyerinde birlikte çalıştığımız ve bu mekanda rahatça konuşabileceğimiz işçilere, kurultayı konuşmak için hafta sonlarında dışarıya randevu konulmaktadır. Üstelik hepsine de değil, içlerinden seçtiğimiz 3-5 işçiye. Neden? Bizim kurultay fikrini sınıfın bütüne maletmek gibi bir sorunumuz yok mu? Tüm işçi sınıfının emekçilerin, örgütlenmeye, yaşam koşullarını değiştirmeye ihtiyaçları yok mu? Bu kurultay, işçi sınıfı ve emekçilerin çözüm kurultayıdır. Öyle algılanmalı, çalışmalar buna uygun yürütülmelidir. Buna elverişli işyerlerinde, atelyelerde, iş saatlerinde, olmuyorsa öğle paydoslarında, çay saatlerinde, iş çıkışlarında hemen oracıkta konuşmalıyız. İşçilerin tümünün katıldığı tartışma ortamları yaratmalıyız. İşyeri ve işçi sınıfının genel sorunları üzerine yürüteceğimiz tartışmaları kurultay fikrine bağlamalıyız. Burada öne çıkan işçilerle, KHK’lar için gönüllü olan işçilerle oracıkta bağlantı kurmalıyız. (Ki, belki de KHK kurmaya gelinceye kadar, bu tip bir dizi toplantı yapmamız gerekebilecektir.) Gözümüze kestirdiğimiz 3-5 işçiyi çağırıp, “biz bir kurultay yapıyoruz, gelin sizinle KHK kuralım” tarzı bir çalışma, kurultay fikrini de, hedeflediğimiz tarz bir kurultayı da öldürür. Kaldı ki, şimdiye kadar yaşadığımız pratik, bu yöntemi zaten çoktan mahkum etmiştir. Önceden daha ileri ilişkimiz olan 3-5 işçi varsa da, bunları bir kenara çekip dar bir KHK kurmak yerine, bu tip tartışma toplantılarının örgütlenmesinde aktif hale getirmeli, süreci onlarla birlikte örmeliyiz.
Yeri gelmişken tekrar belirtelim.3-5 kişilik KHK olmaz. KHK’lar yukarıda sözünü ettiğimiz tarzda tartışma ve toplantıların sonucu olarak mümkün olduğu kadar geniş tutulmalıdır. Çünkü KHK’larda yer alan her işçi kurultayın yürütücüsü olmaya gönüllü olmuş demektir. Dolayısıyla da burada yer alan işçilerin kalabalık olması, kurultayın en geniş kitlelere taşınmasının da garantisi olacaktır. O halde, derhal geniş işçi toplantıları örgütlemeye girişmeliyiz. Toplantılar başlangıçta sadece işyeri sorunlarını tartışmak için bir çağrı ile de yapılabilir. Öne çıkan bir sorunun tartışılması için de. Zaten kurultay, kendinden menkul bir şey değil, tam da bu sorunlar temelinde yükselen, yükselmesi gereken bir platformdur.
Kayaları yaran çiçekler
İşyeri,havza ve site önlerinde çağrı bildirilerimiz dağıtılıyor. O ana kadar yüzünü bile görmediğimiz işçiler bize telefonlarını, ev adreslerini vererek, görüşme talep ediyorlar. Kazdığımız toprak sert olabilir. Ama bahar gelince, en sert topraklarda boy veren,hatta kayalıkları bile delip fışkıran çiçekler vardır. Umutsuz olmamız için neden yok. İşçi sınıfı bizim değil, burjuvazinin korkup çekineceği bir sınıftır. Onu bir güç, hem de düşmanlarımız için korkunç bir güç haline getirmek için yeni bir anlayış ve ruhla kolları sıvayalım.