Çarşamba, 2 Kasım 2005 (20 yıl 8 ay önce)
Ajitasyon propaganda ekipleri
Farklı sektörlerden (metal, kundura, temizlik, konfeksiyon) Söz Alınteri Kurultayı’nın çalışanı işçiler olarak, bugüne kadar yürüttüğümüz kurultay çalışmasını daha sistemli ve daha örgütlü hale getirebilmek için 19 Ekim’de bir araya geldik. Bu toplantıda, İstanbul Avrupa Yakası Ajitasyon-Propaganda Ekibi’ni kurduk.
Toplantımızda, önce yöneleceğimiz bölgenin temel özelliklerini, işçilerin ihtiyaç ve sorunlarını ele aldık. En temel sorun, ücretlerin zamanında ödenmemesiydi. İkincisi, çok yoğun aşağılama. Üçüncü olarak da ücretlerin verilmemesi. Bundan kaynaklı sık sık kendi içinde iş bırakma eylemleri yapılıyor; ücretler ancak bu tür eylemlerden sonra ödeniyor! Bölgede patronların üst düzeyde örgütlü olduklarına dikkat çekildi. 700 bine yakın işçinin, 40 bine yakın işsizin bulunduğu bölgede, sadece bir-iki dernek bulunuyor. Bölgede, güvenlik önlemleri had safhada; özellikle özel güvenlik. Stajyer öğrenci yetiştiren okulların bulunması ve buralardan kalifiye işgücü yetiştirilmesi, bizim de bu kanalda şimdiden yoğunlaşmamızı gerektiriyor. Bölge fabrika ve işyerlerine baktığımızda, tek bir sendikalı işyeri bile yok. Son dönemdeki grev ve direnişlerde (Cola, Serna Seral vb.) sınıf dayanışmasının örülmesini ve bu konuda bizim neler yapabileceğimizi de ele aldık.
Bütün bunlardan hareketle, a-p ekibi olarak, bölgede temel hedef noktalarının belirliyor ve buralara özel olarak yoğunlaşmayı, a/p materyallerinin buralardan hızla ve sürekli olarak dağıtılmasını örgütlüyoruz. Bunun ilk adımı olarak da, 20 Ekim sabahı, çıkarmış olduğumuz Çağrı bildirisini, işçilerin yoğun olarak servislere bindiği bölge olan Sefaköy-Cennet Durağı’nda dağıttık. 200 bildiri dağıttık ve işçilerle kısa konuşmalar yaptık. Bu ilk dağıtımdan çıkardığımız bir sonuç, bizim buraya daha erken bir saatte gelmemiz gerektiği oldu (sabah 7.15′te başlamıştık); çünkü, servislere yetişme koşturması sırasında, işçilerle konuşma olanağımız sınırlı kalıyor.
İşçiler, sabah çoğunlukla kötü bir ruh hali içinde oluyorlar, uykusuzluk vb. Bunun için, onlara hemen bir bildiri vermek yerine “Günaydın!” vb. diyerek bir giriş yapmak önem kazanıyor. Yaptığımızı işçilerin kafasında meşrulaştırmak için (onların kafasında hemen dağıtıp kaçacağımız var!), rahat davranmak, giriş konuşmasını yapmak, onların tedirginliklerini ortadan kaldırmak önemli oluyor. Dağıtımda, bizim de işçi olmamız ve bunu açıklamamız (”Biz de bu dağıtımdan sonra fabrikaya çalışmaya gideceğiz”) iyi oldu; kimi işçiler derneğin yerini sordu. Servislere verdiğimiz (5 servis) bildirileri işçiler alıp kendileri dağıttılar. Bunu geliştirmeli, dağıtımlarda işçileri de katmanın yollarını bulmalıyız.
“Bizim sorunlarımızı anlatıyor”
Yenibosna
Doğu Sanayi Sitesi'ndeki işçiler, 26 Ekim günü saat 08:00-08:30 arasında bildirilerimizle buluştu. CNC-CAD-CAM işçilerinin yoğun olduğu bölgede, ağırlıklı olarak metal işçileri vardı.
"Haydi İşçi Kurultayına" önlüklerini giydik. Bu önlüklerimizle yaptığımız ilk dağıtımdı. Bildirilerimizi toplu bir şekilde dağıttık.
Daha önlüklerimizi yeni giymeye başlamıştık ki, bir kadın işçi yanımıza gelip bildirimizi istedi. Genel olarak işçilerin tepkisi bize karşı iyiydi ve bildirilerimizi geri çevirmediler. İşe yetişme telaşı arasında kurultayımızı soranlar oldu.
Alınteri gazetesini tanıyan bir işçi, işyerinde dağıtmak için bildirilerden aldı. Yanımıza yaklaşan bir grup tekstil işçisi ne bildirisi dağıttığımızı sordu.
“Bizler metal, tekstil, ayakkabı, inşaat, vb. işçileri olarak bir çözüm kurultayı örgütlüyoruz, dertlerimizi ve sorunlarımızı anlatacak bir kurultay değil, aksine kurultay sonucunda sorunlarımıza çözüm bulacağımız bir kurultay’’ dedik. Bildiriye baktıktan sonra
"İş güvencemiz yok" yazısını okurlarken,
“Evet bizim sorunlarımızı anlatıyor’’ diye yorumladılar.
“Bizce sendika şart” diyen işçilere çözüm olarak gördüğümüz bu kurultayımızın en büyük hedefleri arasında yeni bir devrimci sendikal hareket yaratmak gerektiğini vurgulayarak bunu da ancak hep beraber, dağınık bölük pörçük olan biz işçilerin birleşirsek başarabileceğimizi anlattık.
Bize nasıl ulaşabileceklerini soran işçilere adres ve telefon numaralarımızın bildirinin arkasında yazılı olduğunu söyledik. İşçilere bildirilerimizi dağıtıp, sıcak gülümseyişlerini alarak ayrıldık.
Deneyimden açılıma
28 Ekim Cuma saat 12:30’da
Bakırcılar-Birlik-Mermerciler Sanayi Bölgesi’ndeyiz. Ekibimiz diğer günlere göre daha kalabalık ve renkli. İlk defa müzik dinletisi verip sözlü ajitasyon çekeceğiz.
Parkta oturuyoruz önce, işçiler gruplar halinde atölyelerinden, fabrikalarından çıkmaya başlıyorlar. Cuma olduğu için birçok işçi camiye giriyor, camiye gitmeyenler ise parkta üçerli beşerli gruplar halinde oturuyorlar dinlenmek için uzanıyorlar. Biz de pratik bir şekilde bu gruplara yönelip sohbet etmeye başlıyoruz. Sohbetimiz sırasında yanımıza kapı kolu takan, ayakkabıda çalışan diğer arkadaşları da katılıyor. Kapı kolu takan işçilerin çoğu genç ve yaşları 15’den başlıyor. Montaj vb ile sayılarının 2 bini bulduğunu söylüyor. Bu işçilerin büyük çoğunluğunun da
Haramidere’de oturduğunu öğreniyoruz.
İşyerindeki sorunları anlatıyorlar. Bir tanesi 300 milyon aldığını ve işyerinin tozlu ağır bir iş olduğunu söylüyor. Telefonlarını alıyoruz ve müzik dinletisi yapacağımızı söylüyoruz. Onlarla oturduğumuz yer biraz kuytuydu. Bunun üzerine gençlerden biri
“İnsanlar da görsün bizi ortaya geçelim” diye öneri getirdi ve yürürken
“Greve çıkıyoruz” diye yanındaki arkadaşına takıldı. Diğerlerimiz de başka bir grupla sohbet ediyordu hemen onları da yanımıza çağırdık. Bu işçilerle geçen hafta tanışıp telefonlarını almıştık,
“Merhaba konuşabilir miyiz” diyerek yanlarına oturuyor ve bildiriyi uzatınca
“Bize bunları geçen hafta abla vermişti. Ben bu bildirileri fabrikaya götürdüm yarısı okudu, katlayıp cebine koydu evine götürdü. Ustabaşı bildirileri görünce böyle şeyler getirmeyin” diye anlatmaya başlıyorlar.
Erdal Çorap’ta çalışan bu iki genç işyerindeki en büyük sorunlarının aşağılanma ve küfür olduğunu söylüyorlar. (Daha sonra Cuma namazı çıkışından sonra
“Bu ne kurultayı” diye soran başka Erdal Çorap işçileriyle karşılaşıyoruz. Anlatılıyor kurultay ve adresler gösteriliyor. İşçilerden biri
“Burada metal ve konfeksiyon yazıyor iki kol var çorap işçileri yok mu” diyor arkadaşı da en güzel cevabı veriyor
“Çorap işçileri de biz oluruz”. Diğer işçi de öneri getiriyor “Fabrikanın önünde niye dağıtmıyorsunuz” diye biraz da sitemli. Oraya da geleceğiz diyerek ayrılıyoruz yanlarından.
Parkın orta yerinde çevremizde 8-10 genç işçi ile başlıyoruz müzik dinletimize. Bu işçilerle bir daire oluşturuyoruz ama bazıları arkadaşının sırtına saklanıyor ya da kimin sesi güzel diyoruz kendini söylemiyor… onların bu tavırlarından ne kadar bastırılmış, çekingen olduklarını ama bir o kadar da konuşmaya, insan olduklarını hissetmeye, sorunlarını anlatmaya ihtiyaçları olduklarını görüyoruz.
Müzik devam ederken diğer işçiler de geliyor parka ama biraz daha uzaktan, oturarak veya ayakta bizi izliyorlar. Biz de hemen izleyenlerin yanına gidip gelin oturup sohbet edelim diyoruz bildirilerimizi veriyoruz. Kimisi sigara içtiği için ayıp olmasın diye böyle iyi diyor (onunla konuşmamızda bir tekstil fabrikasında boşaltma işi yaptığını öğreniyoruz ve telefonunu alıp derneklerimize davet ediyoruz), kimisi çekingenliğinden pek yaklaşmıyor (çünkü patronları da Cuma namazına gidiyor ve onların kendilerini görmelerini istemiyorlar…), kimisi işe geç kaldıkları için ayaküstü dinleyip ilk defa yaşadıkları bu ilişki biçimini anlamaya çalışıyorlar (Bunlar 360 kişilik tekstil fabrikasında çalışan 3 kadın işçi. Sohbet ediyoruz etkinliğimizi anlatıyoruz, birlik olmaktan bahsedince
“Çok güzel yapmışsınız ama zamanımız kalmadı” diyorlar ve görüşmek üzere işyerlerine gidiyorlar). Aynı zamanda gene dinletiye çağırmak için başka bir kadın işçi topluluğuna yönelen yoldaşlarımız “Siz de katılın” deyince “Niye yapıyorsunuz” diye soruyorlar ve onlara da kurultay anlatılıyor bizim de işçi olduğumuz aynı sorunları yaşadığımız ve çözüm bulmak için bir araya gelmemiz gerekliliğinden bahsediliyor. Bunlar Kars-Ardahan’lılar ve biraz da şakasına biz sendika nedir, sigorta nedir bilmeyiz diyorlar ve işyerindeki en büyük sorunlarının fabrikadaki dedikodu olduğunu, bu yüzden dışarı çıkamadıklarını ve erkeklerin parkta uzandıkları için de utandıklarını söylüyorlar. Sohbet devam edince onlar da sorunlarını dillendiriyorlar ve
“Buraya geldiğinizde bizi görmeye gelin” diyorlar.
Cuma namazından çıkış öncesi işçilerle müzik aracılığıyla bir araya gelmemiz bize onlarla biraz daha uzun sohbet etme, kurultayı anlatma, onlarla kaynaşma, işyerleri hakkında bilgi edinme, telefonlarını alma vb avantajlar sağladı. Değerlendirmelerimizden, dinletiden sonra daha dışarıdan izleyenlere dönük kısa bir sözlü ajitasyon yapma eksikliğimizi çıkardık.
İşçilerin namazdan çıkmaya yakın hemen “Haydi İşçi Kurultayına” yazılı önlüklerimizi giyip çağrı bildirilerimizi dağıtmak için işçilerin çıktığı yerlerde konumlandık. Bir arkadaşımız sözlü ajitasyon çekmeye başladı; bu bildiride geçen cümlelerin sadeleştirilmiş haliydi ve sanki karşısındakiyle konuşuyormuş gibi duyulabilir bir ses tonuyla yaşanan sorunları anlatarak kurultaya çağırıyordu diğer yandan da bildiri dağıtıyordu. Bunun üzerine ilgi yoğunlaştı ve dönüp alanlar, almak için bekleyenler, kurultayı soranlar oldu. Soranlara hemen anlatmaya başladık ve bildirinin arkasındaki iletişim adreslerini gösterdik. Diğer tarafta müziğe devam eden arkadaşlarımızın yanlarına yönlendirdik. Müziği duyanlar da bildiri dağıtımıyla bağlantısı olduğunu anladılar ve bildiri dağıtan arkadaşlarımızı muhattap alarak “Nedir bu” vb sorular sordular.
Ya onlar soruyordu sohbet başlıyordu ya da biz yakalayıp sohbete başlıyorduk. Bir arkadaşımız üzerlerinde Kale Kilit yazan genç işçilere yöneliyor. Onlarla sohbet ederken geçen hafta da bizi gördüklerini söylüyorlar. Ve bu süreklilik onların güvenlerini kazanmamızın da bir nedeni. Öneri bile getiriyorlar
“Esenyurt’a gidin orada bir sürü insana ulaşabilirsiniz. Minibüs getirmişlerdi ve Taksim’de bir eyleme götürmüşlerdi bizi” diyerek yaşadıkları iletişime bir örnek veriyorlar. Gelin görüşelim diyorlar ve onların da yanlarından görüşmek üzere ayrılıyoruz. Bir başka arkadaşımızın 35-40 yaşlarında bir işçiye bildiri uzatınca “İnşallah siz çözersiniz” diyor bunun üzerine beraber çözüm üretmek gerektiğinden, kurultayı biz işçilerin yapacağından bahsediyor. İşçi ise kaygısını ve başka işçilerin kaygısını dillendiriyor
“En ufak bir şey söylesen işten atıyorlar bir kişi de olsan beş kişi de olsan. Dışarıda işsizler var kapıyı gösteriyorlar, herkesin kaygısı bu.” Sohbete devam ediliyor ve işçi çağrı bildirinin arkasındaki telefon ve adreslere bakıp ayrılıyor.
Caminin önünde işçilerin çıkışını bilip tezgah kuran seyyar satıcıların sesleri de karışıyordu bizim sözlü ajitasyonumuza. Bu kısmı bir dağınıklık yaratsa da boş bıraktığımız bir işçiyi hemen bir başka arkadaşımız yakalıyordu. Sıcak bir ortam yaratmıştık, genç işçilerin ilgisi daha yoğundu ikinci kez gelişimizin farkını işçilerin bize olan güvenlerinde ve bekleyişlerinde gördük. Kalabalık olmamız, müziği iyi bir iletişim aracı olarak kullanmamız, önlüklerimiz, fotoğraf makinamız… kapı kolu takan bir işçinin dediği gibi ciddiliğimizi simgeliyordu. Yakaladığımız sıcaklıkla o saatte oraya damgamızı koyduk ve onların bizimkileri olmanın adımlarını attık. İşçilerin çalıştığı yerlerde, sorunlarını yaşadığı yerlerde onlarla buluşmanın avantajına sahiptik ve bunu iyi değerlendirdik.