İÜ şenliğinden

GÜNCEL
Cumartesi, 22 Ekim 2005 (20 yıl 9 ay önce)

Geçtiğimiz günlerde İstanbul Üniversitesi açılış şenliği, İÜ rektörü Mesut Parlak tarafından yasaklanmış, öğrenciler de 6 Ekim’de rektörün bu tutumunu kınayarak alternatif bir açılış şenliği yapacaklarını ilan etmişlerdi. 19 Ekim Çarşamba günü yapılan bu şenliğe DÖS-G olarak biz de katıldık.

Ekrem Ataer ve devrimci grupların sahneye çıktığı, Coca Cola işçilerinin direnişlerini anlattıkları, eğitimin özelleştirilmesi ve güncel konularla ilgili konuşmaların yapıldığı ve tabiki halayların çekildiği şenlikte biz de İçişleri Bakanlığı'nın üniversite öğrencilerinin takibiyle ilgili genelgesinin teşhirini yapmak ve Pazar günü saat 13:00'de, Yapı Sanatevi'nde 6 Kasım'la ilgili yapacağımız etkinliğe çağırmak amacıyla öğrencilerle görüştük. Yaptığımız bu görüşmeleri üniversite gençliğinin profilini de çıkaracak tarzda aktarmak istiyoruz:

Koridorlardan birinde bir grup öğrenciyle röportaj yapıyoruz. “İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı genelgeden haberiniz var mı?” sorumuza kocaman bir hayır yanıtını aldıktan sonra bildirilerimizi uzatıyor ve başlıyoruz anlatmaya. Kameralardan bizden önce söz etmeye başlıyorlar, özgürlükler diyarı sandıkları İÜ’nün hiç de öyle olmadığını ifade ediyorlar. Ne yapmak gerektiği noktasında ise kısa bir duraklama yaşıyorlar. Tam da burada sendika fikrini açarak DÖS-G’yi anlatmaya başlıyoruz, bizi ilgiyle dinliyorlar. 6 Kasım’dan haberdar olduklarını ifade eden bu gruba davetiyelerimizi uzatarak etkinliği anlatıyoruz.

Bir başka koridorda bir başka grupla röportaj yapıyoruz bu kez. Genelgeden haberleri olduğunu söyleyen bu grup genelgeyi “rahatsız edici” bulduklarını ifade ediyorlar. Bildirilerimizi incelerken aynı “rahatsız edici” ifadesini kameralar için de kullanıyorlar. Kalorifere 600 doları vermeyenlerin kameralar için 3000 doları rahatlıkla gözden çıkardıklarını söylüyoruz ve sonra onlar anlatmaya başlıyor:

“Ayrıca yemek de yiyemiyoruz burada. Yemekhane de kapalı. Isınmadan önce, bence yiyecek daha önemli. Yemekhane kapalı, kumanya veriyorlar. Biz ana kampüse gidiyoruz devamlı. Bugün de yağmur yağdığı için ıslandık bayağı. Yakın bir kapıdan sokmadılar; "kapalı" diye, ana kapıya gitmek zorunda kaldık. İnsan muamelesi bile görmüyoruz açıkçası. Çantalarımızı arıyorlar girişte. Buna söyleyecek bir şey yok. Saçma sinir bozucu da nasıl değişecek?…

İşte burada bir duraksama daha. “Peki ama nasıl değişecek?” sorusunu tekrarlamamızdan sonra çok büyük katılım olması gerektiğini, herkesin bir şeyler söylemesi gerektiğini ifade ediyorlar. Şu ya da bu partinin kendini ön plana çıkarmasından da rahatsızlar. “DÖS-G’yi daha önce hiç duydunuz mu?” sorumuza karşılık hayır diyorlar, biz de anlatmaya başlıyoruz. “Öğrenci sendikası nasıl görünüyor, kulağa nasıl geliyor?” diye sorunca da “Marks olsa ne derdi buna. Kızardı herhalde, di mi?” diye şakalaşıyorlar kendi aralarında ve sonra “Yaptıklarına bakmak lazım” diyorlar. Ama “devrimci” kelimesine takılıyorlar, “Zaten çok fazla apolitik insan var, katılım yine sınırlı olacak” diyorlar, hem başka devrimci gruplara dahil olan insanların da olduğunu hatırlatıyorlar. Biz de bunun önemli olmadığını, çağrımızı onlara da yapacağımızı ve sendikada örgütsüz insanların yanısıra örgütlü insanların da olacağını belirtiyoruz. “Bir değişim gerçekleştirecek bir siyasi görüşle alakalı” diye açıklamaya çalışıyor “devrimci” kelimesini içlerinden biri. Ama bunun reformlar yoluyla olmayacağını ekliyor ve insanların şimdiye kadar devrimciden ziyade sendikaya takıldıklarını ifade ediyoruz. Sendikaya takılmanın gereksiz olduğunu, bundan öğrenci haklarının korunmasını anladıklarını söylüyorlar.

Sonra 6 Kasım’ı soruyor ve daha önce hiç katılmadıklarını öğreniyoruz. 6 Kasım ve etkinlik düşüncemizden bahsederek davetiyelerimizi uzatıyoruz. “Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?” sorumuza ”Kaloriferler yansın, yemekhane açılsın” şeklinde yanıt veriyorlar. Ve sonra ayrılamıyoruz, çünkü bu kez onlar konuşuyor ve kontrolden söz ediyorlar:

“Bu kontrol çok rahatsız ediyor. Kart… Yemekhanede şöyle bir şey var, çip var galiba şu an kartlarda…Yemek 1.250, karttan geçiriyorsunuz. Yanınızda bir arkadaşınız geldi mesela, onun parası yok. Size diyor ki benim yerime geçirir misin? Geçirince 4 milyon alıyor ama.
Bir de o makinalar…Dışardan öğrenci sokma diye yapıyor. Ben mesela kampüse gidemiyorum.”

“Peki neden böyle bir şeye gerek duyuyorlar?” sorumuza karşılık insanların biraraya gelmesini, sosyalleşmesini, siyasi amaçlı toplanmasını, eylem yapmasını engellemek için özellikle de belli günlerde kotrollerin sıklaştırıldığını söylüyorlar. Geçtiğimiz senelerde kimi İÜ öğrencilerinin içeri alınmadığı örnekler de vererek kimsenin eğitim-öğretim hakkının elinden alınamayacağını ifade ediyorlar.

Mayıs ayında yapmayı düşündüğümüz bilim, kültür, sanat festivalinden söz ediyoruz sonra. Bilim, kültür, sanat, felsefe deyince gülüyor ve “Yeni bir üniversite kurma atılımı içindesiniz gibi” diyorlar. Sınırsız üretim, özgürlük dememizle her kulübün belli partilerin yönetiminde olduğunu ifade ediyor ve “Bu özgürlük o zaman sadece belli kesimlerin, belli şeylerin içinde kalıyor. Belli kitaplar, belli okumalar” diyorlar. Biz de birlikte üretmek vurgusunu yapıyoruz.

Sohbet koyulaşıyor. Öncesini merak ediyor, soruyorlar; biz de kurultaydan bahsediyoruz. Daha başka söyleyecek bir şeyleri olup olmadığını sorduğumuzda içlerinden biri “Ne diyelim. Ben izleyeceğim. Siz de izleyecek misiniz arkadaşlar?” diye arkadaşlarına bakıyor.