Delilikle dahilik arasında bir yalnızlık adası, Van Gogh bu adada yaşadı, bu adada üretti
30 Mart 1853'te ölüdoğmuş kardeşinden bir yıl sonra doğdu Vincent Van Gogh ve aynı ölen kardeşi gibi iki dedesinin adını aldı! 6 kardeşinin en büyüğü idi. Yaşamı üzerinden amcası Hendrik Vincent Van Gogh'un (Hein amcanın) etkisi çoktur.
Bir köy okluna gitmişti Vincent. Sonra özel bir okulda ve Almanca öğrendi. 1868'de okulu bıraktı. Gençliğinde sanatla ilgilendiğini ve galeri sahibi akrabaları sayesinde bu alanda çok şeyler öğrendiğini, müzeler gezerek birikimler oluşturduğunu biliyoruz.
İngiltere'de Engenie'ye (kaldığı pansiyonun sahibinin kızı) olan aşkının reddedilmesi onu derinden sarsar. Bu durumun tüm sanat yaşamını etkilediği tartışılır. Daha sonra bir Proteston rahip olmaya kendini insanlara adamaya karar verir. Hatta Evangelist okulunu bitirip dini bir rütbe ve görev de alır.
Bu arada çağının bütün ünlü ressamlarını ve eski sanatçıların ürünlerini araştırıp müzelerde gördüğü gibi, Victor Hugo, C. Dikens ve Shakespeare'i de çok okuduğunu biliyoruz. Sonra, 1880'li yıllarda artık sanat her yönüyle yaşamında ağırlığını koymaya başlamıştır. Beş parasız olarak Fransız sınırında Courireres de ressam Jules Breton'nun evine kadar gider fakat içeri girmeye cesaret edemez!
Van Gogh'un daha sonra Kuzeni Cornelia Adriana (Kee)'ya olan sevgisi ve evlenme teklifinin reddi onu iyice yıkar hatta intiharın eşiğine getirir. Bu arada sürekli olarak eskizler ve suluboya, yağlı boya çalışmalar yapmakta birçok ürün vermektedir. En yakın sırdaşı ve dostu erkek kardeşi Theo'dur. Theo aynı zamanda yaşamının sonuna kadar Vincent Van Gogh'u finansal olarak desteklemiştir. Van Gogh'un yaşamının buraya kadar ki bölümüne biz "Sien"le tanışmadan önceki bölüm diyoruz.
[foto]vincent2.jpg[/foto]
Kimsenin göremediği!
Van Gogh'un Theo'ya yazdığı mektupların birinde "Onda hiç kimsenin göremediği insan güzelliğini görüyorum" dediği Sien, Den Haag da yaşayan frengi hastası bir hayat kadınıdır. Van Gogh onunla ve 5 yaşındaki kızıyla bir süre yaşamış ve ailesinin baskısı ile evlenmekten vazgeçmek zorunda kalmıştır.
Van Gogh'un yaşamında evlenmek istediği kuzeni Kee'ye ciddiyetini göstermek için mum alevine tutarak elini yakması gibi ayrıntılar sayılamayacak kadar çok. Ama bir sanatçıyı sanatçı yapan, öz benliğini ve benliğinde harmanladığı dünyayı dışarı vurması ve işlemesindeki farklılık ile emektir. Van Gogh'un yalnızlığı bütün resimlerinde göze çarpar. Hüznü ve renkleri, fırçayı kullanmasındaki özgün tarzı, en önemlisi de yaşamı, Van Gogh'u Van Gogh yapmıştır.
Van Gogh'un yaşıtı Gauguin'le birlikte çalışması, aynı evde kalıp birlikte yaşaması, çok önemli bir anlama sahiptir. Gauguin'e güvenmesi, onunla resim yapması çok önemliydi ama sanata bakışları farklıydı. Bu tavır ve fikir farklılıkları, tartışmalara da yol açıyordu. Bu tartışmalardan birinde Gauguin'e ustura ile saldırmıştı.
Aynı akşam yaşadığı cinnet sanrası, sol kulağının altını kesip bir gazete kağıdına sarması ve yaşadığı köydeki hayat kadını Rachel'e hediye olarak götürmesi, sanatçının yaşadığı ruh halinin belki en anlaşılmaz yahut da en anlaşılır portresini sunmaktadır bize.
[foto]vincent3.jpg[/foto]
Neden kulağını kesti?
Van Gogh'un kulağını kesme öyküsü oldukça spekülatiftir. Bir kriz esnasında ne düşündüğünü bilemeyiz. Ama kendi vücudundan bir parçayı bir hayat kadınına (başka bir insana) "hediye" etmesi derin psikolojik anlamlar taşımaktadır, kanısındayız.
Şizofreni, alkolizm ve epilepsi, Van Gogh'un yakasına yapışmıştır. Hastanesinde kaldığı Arles'ten 30 kadar vatandaş, "Bu kızıl saçlı çılgın"ın bu bölgeden ayrılması için eylemlerde bulunurlar.
[foto]gogh-dinlence.jpg[/foto]
Yaşamla ölüm arasında
Bu hastalıklı döneminde yine akvarel, yağlıboya ve litografiler yapar. Theo'nun hem maddi hem de manevi desteği sürmektedir.
1889 yılında Sanat Eleştirmeni Josehp Jacop Isaacson, bir dergide Van Gogh'u "Formları ve renkleri yaşam dolu ve güçlü. 19. yüzyılın en etkili ve derin işleyen sanatçısı. Gelecekte hakkında çok şey yazılıp söylenecek bir karakter" diye tanıtır. Van Gogh içinse bu "dayanaksız bir abartma"dır.
Bu sürekli yer değiştiren, aramaya kendi öz gerçekleştirme kavgasının ürünleri ile devam eden şizofren ve histerili sanatçı, büyük fortmatlı çalışmalarına devam ederken bile yaşam ile ölüm arasında gidip gelmektedir.
23 Temmuz'da kardeşi Theo'ya son mektubunu yazar; biraz boya ısmarlar. 27 Temmuz'da da Auvers de kaldığı eve geç döner, karnına bir kurşun sıkar! Yaşamı gibi ölümü de trajik ve düşündürücüdür.
Van Gogh, 29 Temmuz'da "Böyle ölmeyi dilemiştim" sözleriyle hayata gözlerini yumar. Mezarında çizmeleri, iskemlesi, boya takımları ve en sevdiği çiçekler vardır: Ayçiçekleri...
*Bu yazı ilk defa Avrupa'da yayınlanan Yaşanacak Dünya adlı gazetenin 1 Aralık 2004 ve 1 Ocak 2005 tarihlerinde 2 bölüm olarak yayınlanmıştır.
[foto]vincent_yuz.jpg[/foto]
* Bugün tablolarına paha biçilemeyen Van Gogh'un yaşamı boyunca sadece bir tablosu satılmıştı. Ayakta kalmak için daima kardeşi Theo'nun maddi ve manevi desteğine ihtiyaç duydu. Van Gogh'un ölümü ile Theo derinden yaralandı ve altı ay sonra o da yaşama gözlerini yumdu.
*Van Gogh ilk yalnızlık duygusuna annesi tarafından dışlanmasıyla kapıldı. Ölen ilk oğlunun yasını tutan anne Cornelia daima kederliydi. Oğluna hep soğuk ve mesafeli davrandı. Ayrıca Van Gogh'un 150 tablosunu bir kaç pfenning karşılığında sattığı, 90 tanesini çöpe attığı söylenir. Van Gogh anne-oğul ilişkilerini tablolarına yansıtırken , hiçbir zaman samimi ifadelere yer vermedi; kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplarda annesinden hiç bahsetmedi.
*Yapıtlarının hepsini (900 resim ve 1100 çizim) akıl hastalığına yakalanıp kendini öldürmeden önceki on yıllık süre içerisinde üretti.
* Van Gogh'un bir çok resminde gezinen bir çift vardır. Bu çiftlerden erkek olanı kızıl saçlıdır. Hayatı boyunca yalnız olan ressam gerçek hayatta asla bulamadığı eşini resimlerde hep yanında çizmiştir.
*1889'da bir kulağını kestikten sonra Saint-Remy'deki akıl hastanesine, yatmaya gönüllü olarak gider.
* "Bana kalsaydı, eğer seçim hakkım olsaydı bilmelisiniz ki asla çılgınlığı seçmezdim."
* "Böyle devam ederse hedefime varamayacağım. Bu kadar uzun süre aç kalmasaydım bünyem daha kuvvetli olurdu. Fakat her seferinde daha az çalışmak ya da aç kalmak şıklarından birini seçmem gerektiğinde ben hep aç kalmayı tercih ettim. Bir insan buna nasıl dayanabilir? Açlığın etkisini resimlerimde öylesine görebiliyorum ki geleceğim için kaygılanıyorum."