Komün'ün kadınları: Özgürlük çığlığı

GÜNCEL
Pazar, 16 Ekim 2005 (20 yıl 9 ay önce)

Önleri açıldığında, yeteneklerini ve yaratıcılıklarını gösterme fırsatı verildiğinde kadınların nasıl öncü bir rol oynadıkları, sadece tarihsel örneklerinden değil, günlük yaşamımızın her aşamasında kolaylıkla görülebilir. Toplumsal hareketlenme ve ileri atılma dönemlerinde ise kadınlar daima en önde olmuştur. Sabırlı, kararlı, fedakar ve savaşçı... Geri çekilme ve yenilgi dönemlerinde ise, safları en son terk edenler onlardır. Yalnızca bu kadar da değil. Yaşamın örgütlendirilmesi, yasaların hazırlanmasında da önemli görevler üstlenirler. Özellikle işçi kadınlar, haklarını kazanmalarının, ait oldukları sınıfın kazanmasına bağlı olduğunu bildiklerinden çok daha fazla çaba harcarlar.

Fedekarlıksa fedekarlık, savaşsa savaşçılık...

1789 Büyük Fransız Devrimi'nde kadınların katılmadığı bir ekmek ayaklanmasından söz etmek olanaksızdı. Çünkü bir erkek ya da kadın kol emekçisi, ücretinin yüzde 58'ini ekmek için harcıyordu. Kıtlık günleriydi. İşçi kadınlar ayaklanmanın temel unsuruydu. Hem cephedeki oğulları ve eşlerinin yerine savaştılar hem de yaralılar için bandaj olarak kullanılacak tonlarca ev yapımı keten bezi sağladılar. Bu bezler, kadınların yaşam boyu yaptıkları çeyizleri, işçi ailelerinin biricik servetiydi. Kimi kadınlar nikah yüzüklerini gönüllülere verdi. Kimi işten yorgun argın döndükten sonra cephedeki askerlere çorap ördü. Onlar, içsavaşı her cephede kahramanca sürdürdüler.

Paris Komünü

İşçi ve emekçi kadınların kendilerini de özgürlüğe kavuşturacak bir çatışmada nasıl yiğitçe dövüştüklerini gösteren örneklerden biri de ilk işçi devleti, 1871 Paris Komünü'dür. Komün sırasında kurulan Kadınlar Birliği'nin amacı, "varolan sosyal ve siyasal yapının ortadan kaldırılması, tüm sömürü biçimlerinin ve ayrıcalıkların yok edilmesi, sermayenin iktidarı yerine emeğin iktidarının kurulması"ydı. Kadınlar Birliği, ekonominin sosyalist tarzda yeniden örgütlenmesinin ilk adımı olarak, sahipleri kaçan işletmelere el konulması ve buralarda kooperatif üretimine geçilmesini önerdi. Bu konuda komün merkezine yazdığı bir raporda; "İş gününün kısaltılması da düşünülmelidir, çünkü fiziksel gücün tükenmesi kaçınılmaz olarak moral gücün yok olmasına neden olur... Farklı türden işçiler arasındaki her türlü rekabeti ortadan kaldırmak iyi bir gelişme olacaktır; çünkü kapitalizme karşı girdikleri mücadelede çıkarları ortaktır. Eşit işe eşit ücret verilmelidir" diyordu.

Kadınlar yaralıların yardımına koşmak için ambülanslarda sürücülük yaptılar. Yoksullar yardım ve seyyar mutfakların düzenlenmesi ise tamamen onların sorumluluğundaydı. Aynı zamanda onlar, bir dizi eğitim reformunun planlanmasında kısmen de uygulanmasında önemli rol oynadılar. Kız çocukların eğitimine özel bir önem verdiler. Teknik eğitimi öne çıkaran devlet destekli ve zorunlu bir eğitim sistemi kurulmasına önayak oldular. İşçi kadınlara yardım amacıyla, fabrikalarda gündüz kreşleri kurulması için işe koyuldular.

Paris Komünü günlerinde The Times Gazetesi muhabirine, "Eğer Fransız ulusu sadece Fransız kadınlardan oluşmuş olsaydı ne müthiş bir ulus olurdu" dedirten kahramanlıkları dillere destandır. Kadınların komünde oynadıkları tarihsel ve yaşamsal rol hakkında geri bir yazar şunları yazar:

"Zayıf cins, bu acınası günlerde utanç verici bir biçimde davrandı... Her yerdeydi; cıyak cıyak sesleriyle bağırdılar, çağırdılar, kışkırttılar... centilmenin terzisi, centilmenin gömlekcisi, çocuklarının öğretmeni... her türden hizmetçiler. Komün'ün son günlerinde bu şirret cadolozlar barikatlarda erkeklerden daha uzun süre direndiler."

Paris Komünü

Bir başkası şöyle der: "Kadınlar erkek gibiydi: Ateşli, öfkeli, acımasız. Ölüme meydan okudular ve tehlikeden yılmadılar; hiç bir zaman bu kadar çok kadın sokağa dökülmemişti. Şarapnellerin, saçmaların ve mermilerin açtığı korkunç yaraları sardılar, görülmemiş işkencelerden sonra acı ve öfke içinde inleyen, hıçkıran ve bağıran insanların yardımına koştular; sonunda gözleri kana alıştı, kulakları, paramparça olmuş bedenlerden kopan yürek parçalayıcı çığlıklarla doldu, kararlı bir tavırla tüfekleri kaptılar, aynı yaralara ve aynı ızdıraplara doğru atıldılar. Ve barikatlardaki cesetleri, savaştaki acımasızlıkları, duvara dayanmış ölüm mangasının karşısındaki soğukkanlılıkları..."

Komün'ün yenilgisinin ardından 1051 kadın Savaş Konseyi'nin önüne çıkarıldı. Bunlardan 956'sı işçiydi. Bu kadınlar olağan üstü bir cesaret gösterdiler. İki askeri öldürmekle suçlanan bir kadın bu suçlama karşısında: "Tanrı beni daha fazlasını öldürmediğim için cezalandırsın. İki oğlum vardı ikisi de öldürüldü. Kocam bu barikatta öldü... Şimdi bana istediğinizi yapabilirsiniz" diye yanıt verdi. Elbiseleri çıkarıldı ve kurşuna dizildi.

Yine bir işçi olan Louise Michel mahkemeye çıkarıldığında şöyle haykırıyordu: "Bana komün'ün suç ortağı olup olmadığım sorulmuştu. Kesinlikle evet. Dahası, Komün'ün kurucularından biri olmakla onurlandırıldım... Özgürlük için çarpan bir kalbi küçük bir kurşun darbesinden başka bir şey duruduramaz... Ben de hakkıma düşeni istiyorum. Eğer beni sağ bırakırsanız intikam çığlığım asla kesilmeyecek."

Louise Michel'de diğerleri gibi kurşuna dizildi ama, ezilen sömürülen ve aşağılanan kadınların özgürlük çığlığı bugünlere kadar taşındı.

Loise Michel

Şimdi suskun olan yığınlar
Okyanus gibi gürlediğinde;
Yığınlar ölmeye hazır olduğunda
Komün tekrar ayaklanacak.
Sayılamayacak bir kalabalık olarak geleceğiz
Bütün yollardan geleceğiz
Ve karanlıklardan sıyrılan intikamcı hayaletler gibi gelirken
Yumruklarımızı sıkacağız

Louise Michel


*Bu yazı Alınteri Gazetesi'nin 15 Kasım 1993 sayılı 2. sayısından alınmıştır.