Açlıktan ölmeyiz biz bu yoldan dönmeyiz

2 aydır grevde olan Me-Ka işçisi bu kararlılıkla sesleniyor: Patrona da, sınıfa da

GÜNCEL
Cuma, 14 Ekim 2005 (20 yıl 9 ay önce)

İstanbul Habipler'de kurulu Me-Ka işçileri, 22 Ağustos 2005 Pazartesi günü başlattıkları grevi fabrika önünde sürdürüyorlar. Kristal-İş'te sağladıkları sendikal örgütlülükleri birinci senesini aşan işçiler, toplu sözleşmede maaş ve sosyal haklar konusunda anlaşma sağlanamayınca greve çıktılar.

Me-Ka başta büyük kanalizasyon borusu olmak üzere çeşitli taş borular yapan bir fabrika. Yaptığı ürünlerin büyük bir çoğunluğunu belediyelere satıyor. 80 kişinin çalıştığı fabrikada çalışma koşulları ağır. Buna rağmen patron işçilere söz verdiği zammı bir türlü yapmazken zam isteyen işçilere “koşullarım bu ister çalış ister çalışma” diyerek, kapıyı gösterir.

Günde 11 saat çalışan, işe geliş - gidiş yol parasını bırakın, içerde içtikleri çayın parasını bile ödemek zorunda kalan işçiler koşulları değiştirmek için kahvelerde toplantı yaparak sendikalaşma kararı alırlar. Daha sonradan sendikaya ulaşırlar ve sendika işçileri kaydederek yetki başvurusunda bulunur. Yetki başvurusu üzerine sendikadan haberi olan patron, fabrikadaki birliği dağıtmak için işçilerin arasıda “biliyormusun beraber yürüdüğün insanlar senin anana avradına küfrediyor”, “sizin sendika bölücü” diyerek güvensizlik yaratmaya çalışır ve bazı işçileri işten çıkarmaya çalışır. İşçiler için ise bu saldırılar tam tersine mücadelelerinde haklı olduklarını gösterir ve kendilerine güvenleri artar.

İlk mücadelelerini işçiler çalışma saatleri üzerine verir. Ve günde 8 saat çalışma hakkını Chicagolu dokuma işçilerinden 120 yıl sonra yeniden kazanırken, pazar günü de tatil ilan edilir. 3 Ağustos 2004'de başlayan toplu sözleşme sürecinde anlaşma sağlanamayınca işçiler grev kararı alırlar. Patron ise grevi engellemek için çalışma bakanlığına “burda işçiler grev istemiyor zorla greve çıkarıyorlar” diyerek başvurur. Müfettişlerin denetiminde tekrar grev oylaması yapılır. Patron dışardan kendi adamlarını getirerek oy kullandırmasına rağmen grev kararını bir oy farkla işçiler kazanır. Yine de “işçiler hile yaptı” diyerek şikayetçi olan patrondur.

Grev günü geldiğinde patron “11 kişiyi çıkarın dışarı, ben sizinle anlaşırım” diyerek işçilerin mücadelesini aşşağılamaya çalışır. O süreci, “Biz patronun tüm baskısına rağmen 35-40 kişiyi dışarı çıkardık. Adamların yüzleri karardı, kızardı, renk değiştirdi adamlar. Biz kapının önüne çıkınca bir topluluk, bir alkış, bir sloganlar...”

Eylemleri hep televizyondan seyretmiş, slogan atmasını dahi bilmeyen işçiler ilk defa eyleme çıkarlar. Yıllardır patronun aşşağalamalarına içi içini yese de, boyun eğen işçiler birlik olmanın gücünü ve başkaldırının tadını tadarlar. Artık devleşen işçiler, küçülen patrondur. “Greve çıktığımız ilk gün inanki çok gurur vericiydi. Demek ki insanın hakkını araması çok güzel birşey. İnsanın göğsü kabarıyor. Patronların halini bir görsen kimisinin suratı kıpkırmızı, sarı olanın ki kapkara”

Düşüncelerin değişim süreci de grevle başlar. İşçilerin sol görüşlü gazetelere demeç vermesine “siz nasıl sağ görüşlü insanlarsınız” diyerek saldıran patrona işçiler gereken cevabı verir. “Sağ görüşlü gazeteler zenginden yana olduğu için gelmiyorlar. Ne olursa olsun bu gün onlar bizim yanımızda yarın biz onların yanında olacağız”. Sadece bilince çıkarılanlar bunlarla sınırlı olmaz. Fabrikada uygunsuz işçi çalıştırılmasından dolayı işçiler çalışma bakanlığına şikayette bulunur:

“Müfettiş geldi tutanağında hiçbir usulsüzlük yoktur yazdı. Patronun yanında oturdu oturdu gitti. Yani kanunda patrondan yana, poliste, askerde patrondan yana. İşçi ne yapacak bu devirde biliyor musun? Eline silahı alacak dağa çıkacak. Türkiye bu hale gelmiş.”
“Biz bu direnişte işçinin şu Türkiye'de hiçbir değerinin olmadığını gördük. Halbuki herşey işçinin sırtında duruyor. İşçi olmasa devlet olmaz, fabrika olmaz, asker olmaz.”


İşçilerle direniş üzerine sohbetimiz devam ediyor. Sesiz kalan bir işçi birden sessizliğini bozarak her şeyin ortasına metayı koyan kapitalizmde insanın değersizleşmesini çarpıcı bir şekilde önümüze seriyor yaşadıklarıyla.

“Zamanın birinde bir iki kilo kadar çimento kazayla yere döküldü. Bana patron dediki 'bu çimento senden değerli'. Bana o lafı söyleyeceğine ana avrat küfretseydi daha iyiydi. Bu patrondan daha ne beklersin onu söyle sen bana. Burada bir iş kazası oldu bir işçi öldü o burda çalışmıyor diyerek gezmeye gelen bir misafir gibi gösterdi. Bir işçinin de eli ayağı koptu trafik kazası geçirdi dediler. İşçiyi köpek yerine koyuyorlar."

İşçilerle sendikal mücadele ve sınıf dayanışması üzerine kısa fikir alış verişinde bulunduktan sonra tekrar görüşmek üzere grev alanından ayrılıyoruz. Me-Ka işçileri “açlıktan ölmeyiz, biz de bu yoldan dönmeyiz” diyor ve sınıf dayanışması için ziyaretçileri bekliyor.