İşçilerin birliği halkların kardeşliği

GÜNCEL
Pazartesi, 10 Ekim 2005 (20 yıl 9 ay önce)

Sınıf mücadelesine güçlü bir ideolojik-politik perspektif, tanımlanmış hedeflerle ve gücünü bunlardan alan enerjik bir giriş yapıyoruz. Bu ağır, evet umutsuzluk, aynı zamanda arayış yüklü süreci yara yara yürümek için çıkıyoruz yola. Amaçlarımız büyük, sorumluluklarımız büyük. İşçi sınıfı ve emekçi kitlelerle kaynaşmak, öncüyü işçi sınıfının bir parçası olarak örgütlemek, kitle örgütlenmesi ve eyleminin sınavından geçmek için koyduğumuz hedeflerden bir yenisi duruyor önümüzde. Ama yalnızca bu da değil; bu hedefi gerçekleştirmenin biricik önkoşulu olarak, dibe doğru yarış halindeki emekçilerin yoksunluklarını kapitalizme karşı sosyalizm perspektifiyle bir örgütlenme, mücadele ve eylem silahına çevirmek için atıyoruz adımlarımızı. Azımsanmayacak birikim ve deneyimlerimizi bu süreçte ileriye doğru yorumlayıp özümleyecek fakat bunlarla yetinmeyeceğiz. Ekonomik, siyasal, kültürel, her düzeyde yaşanan büyük dönüşümün çözümlenmesinden çıkış alarak, yeni mücadele araç, biçim ve yöntemleri geliştirecek ve kitlelerle birlikte öreceğiz.

Devrimci bir “üçleme” bu: İşçi kurultayımız, parasız eğitim ve diplomalı işsizlik kampanyalarımız ve sözleşmeli emekçi memurların örgütlenmesi!

Saklı ve dinamik olana yüklenmek

İşçi sınıfı, öğrenci gençlik ve emekçi memurlar içerisinde yürüteceğimiz çalışmaların ortak bir ekseni var: Durağanlık ve iç çözülme halindeki işçi-emekçi kitle hareketinde örtük ve saklı durana, hoşnutsuzluk birikiminin ve çözüm arayışının en yoğun olduğu noktalara yüklenmek. Maddi ve kültürel sefaletten, aşırı çalışmadan, işsizlik ve gelecek yoksunluğundan, daha önemlisi kolektif silah ve birikimlerini kullanamamaktan gitgide daha gerilere itilen emekçi kitle hareketinin yakıcı ihtiyaçlarına onlara en yakın noktada durup “sınıfa karşı sınıf” eksenine doğru ilerleterek yanıt vermek. Kitle hareketinin öncü, devrimci güçleri, kitle önderlerini taktik, politika, örgütlenme ve eylemde kendisine uyarlanmaya iten, başta devrimci bir perspektif yoksunluğu olmak üzere ağırlıklarını atmak ve ona güçlü bir itilim kazandırmak.

Sert toprağı kazmak

Bu kolay olmayacak kuşkusuz! Başta bir yükseliş sürecinin içerisinde olmamanın geldiği bir dezavantajla çıkıyoruz yola. Öncüleri de dahil olmak üzere işçiler, öğrenciler, emekçi memurlar, emekçi kadınların… hoşnutsuzluk birikimlerinin derinliğine rağmen çözüm arayışları da eylemli bir platform ve süreçte gelişmiyor. Emeğin zaten cılızlaşmış eylem, direniş dalgaları içe kırılıyor. Önümüzde kazılması gereken sert bir toprak var!
Tablonun tamamlayanı ise, yola hazır kitle mevzileri, dayanakları, kökleşmiş sınıf ve kitle dayanakları ile çıkmıyor oluşumuz. Bu açıdan biz de işlenmesi, değer katılması gereken bir maden gibiyiz. Zor bir dönemin içerisinde en başta kendimizde saklı olanı açığa çıkarmak, ağırlıklarımızı atmak, çok daha enerjik, yaratıcı ve planlı ama bir o kadar da sabırlı olmakla yükümlüyüz. Bunu gerçekleştirebileceğimiz güçlü dayanaklarımız var! Sağlam bir devrimci perspektif, dönem çözümlemesi ve kitlelerin gerçek ihtiyaçlarından yola çıkan bir taktik planla hareket edeceğiz en başta. Kitlelerin güvenini bizzat günlük çalışma içerisinde kazanmamızı sağlayacak bir ajitasyon-propaganda içeriği, kurultay hazırlık komiteleri, devrimci öğrenci sendikası girişimi ve sözleşmeli memur örgütlenme girişimi gibi henüz taze ancak düşünsel kökleri sağlam araçlarla hareket edeceğiz.

Kitlelerin ihtiyaçları, kitlelerin talepleri

Çalışmalarımız, öncü-kitle diyalektiğinin doğru kavranışı temelinde yürüyecek. Politikalarımız ve bundan doğan örgütlenme araçlarımız “kendimizden menkul” değil. Dolayısıyla, bunların formülasyonunu da dar anlamda öncünün konumundan alarak araçsallaştırmıyor, böylelikle onları ilk zorlanmada kafamızda eskitecek bir yaklaşımla hareket etmiyoruz. Aynı şekilde, kitlelerin ihtiyaçları ile çözüm arayışları arasındaki köprüyü “kitlelerden kitlelere” tarzında sendikal ekonomist bir içerik ile de kurmuyoruz. Biz öncüyüz ve üzerimize düşen, işçi sınıfı başta olmak üzere emekçi kitlelerin en basit görünen taleplerinin dahi emeğin evrensel kavgası ile ilişkilendirilmesi; işçi hareketinin birikimlerini kavramakla kalmayıp onların kolektif mücadele birikimlerinin yeni bir perspektifle ateşlenmesidir. Tam da bunun için işçi-emekçi kitlelerin çalışmalarımızın öznesi haline getirilmesi hedefi, gözbebeğimiz olacak.

“Bizsiz olmaz bu işler!”

“Köylülerin bile biraraya geldikleri, dayanışma içinde oldukları dernekler, vakıflar var. Biz günden güne çoğalmamıza ve sömürülmüşlüğümüzün artmasına rağmen hakkımızı arayacak bir yerimiz yok. Buna bir son vermeliyiz. İl il bu durumda olan arkadaşlarla bir araya gelmeliyiz… Özellikle KPSS kursunda tanıştığım arkadaşlarımı da çalışmalara katabilirim yeter ki bir adres belirleyelim yol belirleyelim. Belki sizler belirlediniz ama biz duymadık. Çalışmaları geliştirmeliyiz. Biz olmadan onlar olamaz…”

Her işçi, emekçi, öğrenci, bu mektuptaki kadar “yürekten çağırmıyor bizi” elbette. Kendisini bizzat çalışmanın aktif bir parçası olarak tanımlamıyor; yakıcı ihtiyaçlarını aynı zamanda çözümün bir bileşeni kimliğiyle ifade etmiyor. Bununla birlikte, kitlelerin sınavından geçtikçe, onların güvenini en başta çalışmamızın sürekliliği, çağrılarımızın, önerdiğimiz örgütlenme ve eylem biçimlerinin isabetliliği ve bunları uygulama becerimizle kazandıkça, teorik ve siyasal olanı onlar tarafından günlük olarak da alınıp benimsenebilir hale çevirdikçe… yaratacağımız tablonun en canlı renklerinden biri de bu olacak. Çalışmalarımız somut kazanım ve başarılarla yüklenip yeni bir evreye geçtiğimiz, yeni bir hedef tanımı yaptığımızda, en başta bunun birikimini ve hazzını öncü işçi ve emekçilerle paylaşacağız.

Çözüm taşımak

“Çözüm”den aradığımız, öncü kesimleri de dahil olmak üzere işçi ve emekçilerinkinden farklı elbette. Emekçilerin çıkış çabaları, en iyi haliyle bile sistemin cidarında dolanıyor. Kaynağını sisteme karşı emeğin kolektivizminden ve sosyalizm alternatifinden almadığı gibi, tam da bu nedenle bir özgüven üzerinden de yükselmiyor.

Perspektif olarak çözüm, örgütlenme olarak çözüm, mücadele araç ve biçimleri olarak çözüm! Çıkışını işçi sınıfının değişen yapısının çözümlenmesinden ve emek-sermaye karşıtlığının tüm sorun ve çelişkilerin temeline yerleştirilmesinden alan bir birikim temelinde, sınıfın kolektif mücadele, kapitalizmi yıkma, sosyalizmi kurma yeteneğini yeni koşullarda tanımlayan ve geliştiren çözümlerle çıkacağız işçi ve emekçilerin karşısına. İşçi kurultayı, parasız eğitim ve diplomalı işsizlik kampanyaları ve sözleşmeli emekçi memurların örgütlenmesi, bu çözümlerin onlar tarafından kavranmasının araç ve basamakları olarak işlevlenecek.

İşçilerin birliği, halkların kardeşliği


Çalışmalarımızı, işçi ve emekçilerin bölünmüşlüğünün, iç rekabetinin, ulus, mezhep gibi bölüntüler nezdinde birbirine diş biler hale gelmesinin de panzehiri olma perspektifiyle yürüteceğiz. İşçinin işsizle, bugün çok daha fazla önem kazanmış olarak Türk işçinin Kürt işçiyle, kadrolunun sözleşmeliyle, erkek işçinin kadın işçiyle, çekirdek işçinin güvencesiz işçiyle çekili duvarlarını yıkmak için çalışmalarımıza proletaryanın kızıl rengini aynı zamanda “İşçilerin birliği, halkların kardeşliği” hedef ve sloganı verecek.

Coca-Cola direnişçisiyle Diyarbakır’da sendikası bile olmaksızın grev yapan Akyıl işçisinin; Yüksekova’daki sözleşmeli emekçi memurla linçlerle anılan Trabzon’dakinin; kendisini sınıfın bir parçası olarak hissetmeyen CAD-CAM işçisi ile sınıfının kolektif birikim. kültür ve özelliklerine aynı oranda uzak konfeksiyon işçisinin köprüsünü kurmakla da kalmayacağız. Sümerbank’ın, SEKA’nın, Petkim’in deneyimi ile aynı sosyal yıkım tehdidi altındaki Avrupa proletaryasınınkini birleştirecek iletişim ve deneyim aktarımı hattını buradan kuracağız.

Ana damarlarımıza, kılcal damarlarımıza elbette ki bu hedeflere kilitlenerek daha fazla kan gidecek. Bugüne kadarki olumlu ve olumsuz tüm kolektif deneyimimizin gösterdiği gibi yol aldıkça özümleyecek; özümledikçe yeni hedefleri tanımlayarak daha hızlı yürüyeceğiz!


*Bu yazı Ufuk Çizgisi dergisinin 2 Ekim 2005 tarihli 23. sayısında yayınlanmıştır