Onlarca yıllık mücadele tarihi ile emekçi memur hareketi, sınıf mücadelesinin asli bir unsuru olmasının yanında, 90′lı yıllar boyunca kimi eksiklik ve zaaflarına rağmen öncü çıkışlar ve ilerilikler sergilemesi bakımından ve halen de belirgin bir potansiyele sahip olması açısından önem taşımaktadır. Artı değer üretiminde gittikçe daha belirginleşen bir yapı göstermesi (her geçen gün işçileşmesi) ve sınıfsal çelişkileri her geçen gün daha derinden hissetmesi, bir çıkış yaratma zorunluluğunu her zamankinden daha fazla gerektirmektedir. Ancak gelinen süreçte, emekçi memur hareketinde, uzun yıllardır yaşanan sıkışma ve daralmanın aşılamaması sebebiyle, mücadelenin ileriye taşınması (devrimcileştirilmesi) ve bu mücadele içinde “örgütsel” olarak ciddi bir var oluşun sağlanması önümüzde duran önemli görevlerden birisidir.
Bu bilinç üzerinden; yeni bir devrimci sendikal hareket yaratmak, burjuvazinin sınır tanımaz saldırılarına anladığı biçimde cevap verebilmek, birleşik örgütlü bir sınıf mücadelesi yürütebilmek için alanımızdan da gerekli katkıyı en üst düzeyden sağlayabilmek bütünlüklü bir bakış gerektirmektedir. Var olan enerjimizin, bilgi ve birikimimizin artırılmasıyla birlikle, planlı kullanımı ve doğru bir yönelim, alanımıza dair önceliklerimizin doğru konulmasıyla başarıya ulaşacaktır. Bu yazımızda örgütsel, siyasal, teorik, kadrosal vb. önceliklerimizden bağımsız olmamakla birlikte çalışma yürüteceğimiz alana ilişkin öncelikli hedef ve temel dinamikleri ele alacağız.
1- Temel dinamiklerden ilki olarak öğrenci gençlik: Bugün hala üniversite sıralarında öğrenim gören ve YÖK gibi gerici faşist kurumlarla sistemin cenderesi altında bulunan gençlik, emekçi memur hareketinin temel dinamiklerinden birisidir. 12 Eylül faşizminin ardından hayata geçen neo-liberal saldırılar ve sonucunda ortaya çıkan örgütsüzlük, yabancılaşma, yalnızlaşma ve geleceksizliğe itilmenin kendini en çok hissettirdiği alanlardan birisidir de aynı zamanda. Bu temel dinamik, kesintisiz ve süreklilik kazanmış, aynı zamanda geçişliliğin sağlandığı bir mücadelenin -birleşik örgütlü mücadele açısından da önemlidir bu- ileriye atılabilmesi için bugünden özenle çalışma yürütülecek bir alan olarak karşımızda duruyor. Bulunduğumuz alanlardan sadece desteklemek ile sınırlı kalmayan bir bakış açısının geliştirilmesi, geleceğin emekçi memurları ve artı-değer üretim süreçlerinin temel özneleri olacak gençliğin içinde çalışma yapılması bugünün temel görevidir. Doğrudan müdahil olunacak alanın sorunlarını iyi bilmek, taleplerin hayatiliğini kavramak önemlidir. Bu bilinçle yürütülecek içeriden dönüştürme çabası da değerlidir. Bugün mücadele eden emek örgütlerinin üye bileşiminin her geçen gün yaşlanması, yerine yenilerinin örgütlenememesi -bizim kendi çalışmamız için de böyle- sadece bu biçimiyle bile emekçi memur hareketi adına tehlike sinyallerinin çaldığını göstermektedir. Gençlik mücadelesi içinde bu bilinçle de yürütülecek bir çalışma; Özelde Devrimci Proleter Memurlar olarak yürüttüğümüz çalışmayı sürekli kılma ve kadro kazanma, genelde de emekçi memur hareketine yeni kan taşıma ve bu alana örgütlülük konusunda kafası açık, politik bir potansiyelin aktarılmasını sağlayacaktır.
[foto]memur2.jpg[/foto]
Devrimci Proleter Memurların, Devrimci Öğrenci Sendikası Girişimi (DÖS-G) ile kuracağı sağlıklı bir bağ ve çalışmalarına azami ölçüde güç katması belirleyicidir. Örgütlü olduğumuz sendikaların; üniversiteler içinde DÖS çalışmalarıyla uyumlu içerikte komisyon vs. çalışmaları yürütmesi (özellikle eğitim alanında üniversiteler şubelerinin etkin hale getirilmesi), sendika kapılarının gençliğe sonuna kadar açılması, onların örgütlüğüne zemin hazırlanması (hatta birebir devrimci temelde örgütlenmesi), gençliğin mücadelesine bilgi ve birikim taşıma (köprüler kurma) ve bu konularda her iş kolunda politika üretilmesi konusunda ısrarcı olmak, gençlere okuldan ulaşmak, yürüttükleri çalışmalara katılmak hatta örgütleyicisi olmak, kampanyaları birlikte yürütmek (paralı eğitime hayır, diplomalı işsiz olmak istemiyoruz vd.) ilk elden uygulanacak yol ve yöntemler olmalıdır.
2- Diğer bir temel dinamik örgütsüz genç emekçi memurlar: Kamuda çalışan toplam memur sayısı 1.584.490, kamu çalışanlarından sendikalara üye olanların sayısı 747.617, kamu çalışanlarının sendikalaşma oranı ise % 47,18’dir. (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı - 15.05.2005) Bu rakamlara sadece kadrolu personel dahildir. Sayısı milyonları bulan emekçi memurların her geçen gün uygulanmaya devam eden sefalet yasaları, calışma şartlarının zorluğu, açlık sınırının altında yaşıyor olmak ve onca sindirilmişliğe rağmen örgütlülük düzeyleri çok düşüktür. Hala herhangi bir sendikaya üye olmayanların büyük bir çoğunluğu ise genç emekçi memurlardır. Bu yıl sadece Milli Eğitim Bakanlığı’na atanan öğretmen sayısı 10.338’dir. Yine, Eylül ayında 20.000 sözleşmeli öğretmen ataması yapılmıştır. Devletin kadrolu istihdam yaratmama yönündeki çabasına rağmen, sadece Milli Eğitim Bakanlığı’na alınan personele bakıldığında bile; kamuda çalışan memur sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu artış aynı zamanda emekçi memur hareketinin hedefine girecek yeni genç emekçi memurlar demektir. Henüz çalışmakta olan ve yeni işe başlayanlarla birlikte örgütsüz onbinler anlamına gelmektedir bu rakamlar. Söz konusu binlerce genç emekçi memur neden örgütsüzdür?
12 Eylül faşist darbesinin yarattığı sonuçlar ve ortaya çıkan yeni kuşağın sorunlarına ve geleceğine hatta kendine yabancılaşmasının, genç emekçi memurların örgütlülükten korkmalarına, onu tehlikeli bulmalarına, hatta hiçbir şeyin değişmeyeceği inancıyla örgütlenmeyi faydasız görmelerine neden olduğu açıktır. Sistemin, yaşamın hemen her alanında kurduğu egemenlik ve çizdiği sınırlar genç emekçi memurların da ufkunu belirliyor. Geçmişten beri örgütlenenlerin ve mücadele edenlerin çoğu kez zarar görmeleri ve bedel ödemeleri de caydırıcı oluyor, en ufak bir demokratik hak talebinin dahi azgınca bastırılması da bu ruh halini fişekliyor. Emek örgütlerinin ve TDH’nin uzun bir geçmişi olmasına rağmen, kazanımların yok denecek kadar az olması ve kırıntılar duzeyinde kalması da ilgileri bu tarafa doğru çekmeye yetmiyor. Örgütlü bireylerin ve kurumların da örgütlü olma ruh halini ve ayrıcalığını yaşayamamaları, yaşasalar da bunu dışarıya taşıyamamaları genç emekçi memurların gözünde örgütlü ya da örgütsüz ayrımı noktasında net çizgiler koyulmasını engelliyor. Tam da bunun üstüne sistemin yalnızlığı, yabancılaşmayı ve bireyselliği her zamankinden daha fazla dayattığı günümüzde bu olumsuzluk daha yakıcı bir hal alıyor. Üniversite döneminden örgütlülük bilincinden de yoksun olarak çalışma yaşamına atılan genç emekçi memurlar az ama kendilerine ait olan maaşlarının yarattığı rehavetle de örgütlülüğe uzak durmaktadırlar.
[foto]memur3.jpg[/foto]
Bunca önemli engele ve olumsuzluğa rağmen yine de beklentilerin tamamen yok olduğunu düşünmek doğru değil elbette. Her geçen gün ağırlaşan çalışma koşulları ve ekonomik sıkıntılar, üniversite döneminin ardından daha fazla kural ve kısıtlanmayla karşı karşıya kalma ve bunun yarattığı baskılanmayla birlikte, aslında bazen farkında bile olmadan bunun bu sistemden sıkılma ve bunalma hali olduğu gerçeği, çözüm arama çabaları görülmelidir. İşyerlerinde içeriden ve samimi, belki önce insani ama gittikçe siyasallaşan, sosyal ve alternatif bir ilişki geliştirmek önemlidir. Sadece olumsuzlukları, yenilgileri, saldırıları paylaşan ve bütün ajitasyonunu bunun üzerine kuran bir tarzda değil, alternatiflerinin, başarma iddiası ve inancının paylaşılması çalışmanın en önemli parçalarından birisi olacaktır.
3- Sendika yönetimlerine kızgın, küskün ve alternatif arayışı içinde olan emekçi memurlar: Uzunca bir süredir altını çizmeye çalıştığımız ve artık bugün sorumluların bile yavaş yavaş kabullenmeye başladıkları sendikal tıkanıklık ve yanlış rotada olmak tabanda hoşnutsuzluk ve tepkileri artırmaktadır. Kimi şubelerde, il platformlarında ya da sınırlı da olsa bazı genel merkezler düzeyinde reformcu çizgiye karşı muhalif sesler çıkmaya başlamıştır. Hatta kimi işkollarında, bugüne yön veren ve hâkim olan yasalcı anlayışa karşı kendini bağımsız eylemlerle ifade etme tavrı gelişmiştir(Eğitim Sen 2. Olağanüstü Genel Kurulu). Fakat bunlar çoğunlukla protesto etmekle sınırlı eylemler olarak kalmaktadır. Merkezi, planlı, sistemli bir yöneliş olmamıştır.
Reformist sendikalist çizgiye karşı oluşan bu tepkiler tüm eksikliğine, belli bir plan ve sistemden yoksunluğuna, birbirinden kopuk ve kesik kesik gelişmesine rağmen olumlu tepkilerdir. Yasalcı-bürokratik anlayışa karşı muhalefetin giderek arttığını, daha da büyüdüğünü göstermektedir. Şimdi önemli olan kendini henüz tam olarak ortaya koymamış muhalefet potansiyelini açığa çıkartmak ve onu daha güçlü kılacak bir sistemliliğe ve örgütlülüğe kavuşturmaktır.
Son toplu görüşme süreci de, görüşmeci mantığın çözüm olamayacağını bir kez daha açığa çıkarmış, onun tükenişini hızlandırmaktadır. Toplu görüşme masasında yaşananlar ve sonuçları tabanın ciddi tepkisine neden olmuş ve tepkilerin daha yüksek sesle ifade edilmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır. ”Masada olmuyorsa alanlara çıkalım” talebi tabandan daha güçlü bir şekilde seslendirilmeye başlanmıştır. Emekçi memur hareketinin bir tıkanma ve durgunluk içinde olduğu gerçektir, ancak tabanda daha militan ve politik eylemlere duyulan ihtiyaç ve isteğin güçlü olduğu da bir başka gerçektir. Birbirinin zıttı gibi görünen bu durum, aslında aynı kaynaktan doğmaktadır. Yıllardır sürdürülen mücadelenin somut kazanım yönünden zayıf kalması, özellikle hareketin temel talebi olan “Grevli TİS’li Sendika Hakkı”nın hâlâ elde edilememiş olması memur kitlesinde belli bir hayal kırıklığına yol açmış, yorgunluk belirtileri baş göstermiştir. Uzun süren kitle hareketlerinde başarı elde edilmediği zaman karşılaşılabilecek bir tehlikedir bu. Öte yandan bu zemin, tabanda daha radikal eylem isteğini körükleyen tepkisel bir itilim de yaratmaktadır.
Yaşanılan tıkanıklığın, dışımızda gelişen sebepleri olmakla birlikte sorumlusu, memur sendikalarının başına çöreklenmiş bulunan yasalcı-bürokrat sendikalist anlayışlardır. Ve bu her zamankinden daha cesur ve yüksek sesle ifade edilmelidir artık. Kısacası problem, önderlik sorununa gelip düğümlenmektedir. Memur hareketinin bugün önündeki temel sorun, bu düğümü devrimci bir tarzda çözmektir.
Ve bugüne kadarki gelişmeler, devrimcilerin görüş ve öngörülerini doğrulayan, onları güçlendiren bir seyir izlemiştir. Hayat en iyi öğretmendir ve bugüne dek verdiği dersler ortadadır. Bize düşen görev sadece öngörülerde bulunmak ve geleceğe dair tespitler ortaya koymak değil, bu dipten gelen güçlü dalgayı doğru bir kanala akıtmak ve yeni devrimci bir çıkış yaratmaktır.
Zaman ve koşullar, böyle bir çıkış için yeterince elverişli olanaklar sunmaktadır. Bu bilinç üzerinden yasal, icazetçi ve bürokratik sendikacılığın marifetleri ve sebebi ne olursa olsun umutsuzluğa düşen, ancak bir çıkış yaratma çaba ve özlemi içinde olan emekçi memurları yeni bir devrimci sendikal hareket yaratma noktasında hareketli hale getirmek önemli bir görevdir. İhtiyacımız olan şey ise; sosyal bir dönüşüm ve zihniyet değişimidir, kitlelere güvenmek ve onlara güven vermek de buradan geçer.
[foto]memur4.jpg[/foto]
4-Önemli bir temel dinamik olarak örgütlü örgütsüzler: Onlarca yıllık emekçi memur mücadelesinde, emekçi memurlar kendi emek örgütlerini yaratmayı başarmış ve kısa sürede kitleselleşerek önemli bir mücadele birikimi ortaya koymuşlardır. Başlangıcında devrimci memurların etkisiyle ve dönemin koşulları gereği sadece kitleselleşmekle kalmamış nitelik anlamda da olumluluklar sergilenmiştir. Ancak zamanla yasalcı ve bürokratik sendikacılığın egemen hale gelmesi, tabandan kopuk politika, mücadele yol ve yöntemlerinin egemen olmaya başlaması ile birlikte ve sadece kitleselleşmeye yönelik bir sendikacılık anlayışıyla var olan kadrosal nitelik her geçen gün gerilemeye başlamıştır. Sahte sendika yasasının kabulü ve yetki dönemleri ile de birlikte sendikacılık neredeyse sadece üye kaydetmeye daralarak devam etmiştir. Yetki öncesi dönemlerde örgütlenme kampanyaları olarak adlandırılan bu çalışma, diğer bütün örgütlenme yol-yöntemlerinden ve amacından arındırılarak, çok daha geri bir biçimde emekçi memur kitlesinin geri bilincine oynayan ve çoğu kez feodal bağların bile kullanıldığı bir biçim almıştır. Durum böyle olunca sayısal anlamda artmakla sınırlı kalan çalışma bugün ciddi bir çıkışsızlık ve nitelik yoksunluğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Bu da var olan kitle üzerinden politika yapma (geri bilince oynama) ile birlikte ciddi bir güvensizlik ve güçsüzlüğü çıkarıyor karşımıza.
Yapılacak olan şey ise, artı değer üretimi üzerinden ortaya çıkan sınıfsal çelişkilerin işlenerek emekçi memurları emek örgütlerine taşımakla sınırlı kalmayan, örgütlenebilecekleri bütün alanlarda (sendika, dernek, meslek odaları vs) sınıf karakterini kazandırmak olmalıdır. Komiteli bir çalışma ile birlikte var olan örgütlü gücün nitel olarak da ileriye taşınması, yeni örgütlenenlerin de baştan itibaren sadece nicel artış amacıyla değil kafaca da örgütlü olan emekçi memurlar haline getirilmesi gerekmektedir. Bu bilinçle örgütlenecek emekçi memurlar Emekçi Memur Hareketine yeni bir kan da taşıyacaktır. Sendikalarda organize edilecek eğitim çalışmaları, okuma grupları, yayın-internet gibi yazılı ve görsel araçların kullanımı, sınıf çelişkilerinin kavratılması, saldırıların anlatılması ve çıkış yollarının benimsetilmesi, kaliteli ve sonuç getirici eylemlerle eylem alanlarında da eğitim ilk elde akla gelecek yol ve yöntemler olmalıdır. Yürütülen mücadelenin sadece ekonomik, özlük ve mesleki kazanımlardan öteye sınıf ve iktidar mücadelesi olduğu kavratılmalıdır.
5- Sözleşmeli personel: Devletin yeniden yapılandırılması ve kamunun tasfiyesi ile birlikte, esnek çalıştırma, sosyal güvenliğin tasfiyesi ve iş güvencesini ortadan kaldırmaya yönelik saldırıların ardından aslında uzun yıllardan beri devam eden sözleşmeli çalıştırma kapsamındaki emekçilerin örgütlenmesi önemlidir. Sözleşmelilerin örgütlenmesi zaman zaman sendikaların karar organlarında tartışılmakta ancak yanlış tartışılmaktadır. Varılan sonuç ise sebebi ne olursa olsun genelde emekçi memur sendikalarında örgütlenmemeleri noktasındadır. Ancak son dönemde sayısal olarak geriye doğru yaşanan kırılma, sözleşmelilerin sendikaların gündemine girmesi sonucunu doğurmuştur (sadece tartışılmaktadır). Soruna sadece her zaman olduğu gibi yine rakamsal olarak bakılması sağlıksızdır. Sözleşmeli kapsamında çalışanların sayısı artmakta ve hemen hemen her iş kolunda da uygulama kurallaşmaktadır. Bu kapsamdaki emekçilerin çalışma koşulları çok daha zor ve ücretleri de geridedir. Bugün kadrolu çalışanların yetersiz bulduğu haklar dahi onlar için bir hayaldir. İş güvenceleri olmadığı gibi geleceksizliğe itilmektedirler. Sözleşmeli kapsamında yer alan emekçi memurların artı değer üretiminde daha fazla sömürüldükleri, her geçen gün daha hızlı işçileşen yapıları sınıf mücadelesine çekilebilmeleri için önemli verilerdir. Bu kapsamda çalışan emekçileri örgütlemek ertelenemez bir görevdir. Bunun için acil olarak çalışmalar yapılmalı ve sözleşmeli personelin örgütlenebilmesinin koşulları yaratılmalıdır. Bugün var olan emek örgütlerinin bu konuyu tartışmaktan biran önce vazgeçmeleri ve sınıfın parçalanan yapısını birleşik örgütlü mücadele içinde bütünleştirmeleri zorunludur.
Her geçen gün dağ gibi büyüyen sayıları ve sınırsız sömürü altında olan sözleşmeli personelin yapısı, özellikleri, çalışma koşulları, ücretleri ve talepleri konusunda ciddi bir fizibilite çalışmasıyla başlanacak ve ön açıcı örgütsel açılımlarla birleştirilecek önümüzdeki süreçte, sözleşmelilerin örgütlenmeleri ve mücadeleye katılmaları hayatidir.
6- Öncelikli sektörler: Yine, sermayenin de öncelikleri arasında yer alan; enerji, haberleşme, ulaşım her zamankinden çok daha büyük bir talan ile karşı karşıyadır. İlk elden özelleştirilen ve özelleştirilmesi gündemde olan iş kollarıdır. Bu iş kollarında çalışma koşulları çok daha ağır, sömürü de bir o kadar sınırsızdır. Gelişen teknoloji ve bilgisayar kullanımı ile hızla gelişen proleterleşme süreci daha nitelikli bir gücü ortaya çıkarmaktadır. Örgütlülük bilinci diğer sektörlere göre bu alanda daha belirgindir. Hizmet sektöründe ortaya çıkan işçileşme süreci bu alanda çok önce tamamlanmış durumdadır. Söz konusu alanların eylemlerinin ne tür sonuçlar doğuracağını düşünmek bile bu iş kollarının önemini ortaya koymaktadır. Tüm iş kolları ile ilgilenmek, ilişki çıkarmak ve bu alanlarda mücadele etmekle birlikte, eğitim ve sağlığın yanında sözkonusu işkolları da öncelik vereceğimiz ve gelişmeyi hedeflediğimiz alanlar kapsamındadırlar.
Bütün bu değerlendirmelerin ardından, zamanla daha ayrıntılarına inerek, çok daha somut, yeni yol ve yöntemlerin, çalışma biçimlerinin belirlendiği bir kavrayış ve inançla, söz konusu öncelikli alanlarda pratik çalışmanın hayata geçmesi, sistemin sosyal yaşamda kurduğu egemenlik araçlarına karşılık geliştirilecek yeni bir ilişki, bu kapsamlı saldırının karşısında durmanın ve onu alt etmenin tek yoludur.
*Bu yazı Ufuk Çizgisi Dergisi'nin 15 Eylül 2005 tarihli 22. sayısından alınmıştır.