Pazar, 11 Eylül 2005 (20 yıl 10 ay önce)
Dünya çapında ve Türkiye’de “işgücünden başka satacak şeyi olmayan” kitleler muazzam ölçeklerde genişliyor. Dünya tarihinde ilk kez, toplam kent nüfusu toplam kır nüfusunu aşıyor. Dünya toplam işgücü içerisinde, işçilerin sayısı, yine ilk kez, küçük mülk sahiplerinin sayısının aşıyor. Daha 30-40 yıl öncesine kadar “dünyanın kırları” olarak bilinen pek çok ülkede, üst üste proleterleşme dalgalarıyla; işçilerin sayısındaki artış nüfus artışından hızlı gerçekleşti; ve günümüzde, bu ülkelerde 1 milyar kişiye yakınlaşan bir ücretli emekçiler nüfusunun varlığı hesaplanıyor.
Türkiye’de büyük 15-16 Haziran Direnişi‘nin yaşandığı 1971 yılında, toplam işçi sayısı 3 milyon kişi civarında tahmin ediliyordu. Günümüzde ise kayıtdışı çalışmayı da göz önüne alan çeşitli tahminler, 22-23 milyon civarında ücretli emekçinin varlığına işaret etmektedir.
İşçi sınıfının sayısal ve coğrafi genişlemesi, tek kelimeyle baş döndürücüdür. İşçilerin burjuvaziyi devirmek için, bırakalım Marks’ın dönemini, 30 yıl öncesiyle bile karşılaştırılamayacak büyüklükte bir silahları vardır: Sayıları! Fakat sayıların, muazzam genişleyen işçi kitlelerinin, gerçek bir sınıf gücü haline gelmesi için örgütlenmeleri ve bilinçlenmeleri gerekir.
İşçi sınıfının devrimci potansiyeli sorunu, asıl bu açıdan; örgütlenme ve bilinçlenmenin nesnel ve öznel koşulları açısından, bir süredir bir darboğazdan geçmektedir. Öyle ki son 15-20 yıldır, işçi kitlelerinin sayısal ve coğrafi genişlemesi ile, bırakalım siyasalı, sendikal mücadele gücü açısından bile gerileme eğilimi adeta birbiriyle ters orantılı bir gelişme göstermektedir.
Dergimizin önceki iki sayısındaki “İşçi Sınıfı En Devrimci Sınıftır” ve “İşçi Sınıfının değişen Yapısı” yaızlarının karşılaştırarak inceleyen devrimci okurlarımız, bu konjonktürel gerilemenin başlıca nedenlerini kavramakta zorlanmayacaktır.
Büyük sanayi ve onunla içiçe yerleşim yerleri, büyük işçi kitlelerini yoğunlaştıran ve homojenleştilren, böylelikle sendikal olarak örgütlenemesini, bilinçlenmesinive militanlaşmasınıkolaylaştıran “kuluçka” işlevini görüyordu. İşçi sınıfının büyük sanayi temelindekolektif mücadele yeteneğinin gelişmesi, sınıfa devrimci siyasal bilinçi taşıma açısından da daha güçlü bir zemin sunuyordu.
Nitekim dünya işçi sınıfı tarihine kabaca göz gezdirilmesi bile, sınıfın Lyon ayaklanmasından günümüze çoğu devrimci ayaklanmasında, büyük kitle grevlerinde, militan sendikal ve siyasal hareketlerinde, konsey, komite, hücre oluşumlarında, büyük sanayi işçilerinin başı çektiğinin görülmesine yetecektir. Örneğin Bolşevik Ekim Devrimi‘nin, kuşkusuz tek değil fakat önemli bir nesnel dinamiği de; başta 30 bin işçinin çalıştığı ünlü Putilov fabrikası (Kalinin gibi bir dizi Bolşevik önder Putilov’dan yetişmiştir) ve büyük sanayi işçilerinin oturduğu 100 bin nüfuslu işçi mahallesi ünlü Vyborg olmak üzere, o dönemin daha ileri kapitalist ülkelerinde bile görülmeyen tarzda, büyük sanayideki muazzam işçi yoğunlaşması olmuştur. Türkiye’de de, özellikle 60′lı yıllardan itibaren 15-16 Haziran başta olmak üzere, hamen hemen bütün büyük ve sarsıcı işçi direnişlerinde büyük sanayi bir temel oluştulrmuştur. Yine öne çıkan ve tarihte iz bırakan büyük kitle grev ve direnişleri, büyük fabrika ve işletmelerin adıyla anılır; Demirdöküm, Erdemir, Tariş, Zonguldak maden, Paşabahçe…
Peki günümüzde, büyük ölçekli kapitalist üretim temeli ortadan kalkmakta mıdır? Hayır, örneğin Türkiye’de 500 ve bin işçilik (ve üstü) fabrikaların sayısında artışlar vardır. Aynı şekilde, KOBİ’lerdeki hızlı yaygınlaşmaya karşın, sanayi işyerleri başına ortalama işçi sayısıs yükseliş eğilimini sürdürmektedir. Asıl değişim, üretimin teknik temelinde, teknik ve toplumsal işbölümünün karmaşıklaşan yapısındadır.
Üretim, iletişim, ulaşım teknolojilerindeki büyük dönüşüm, büyük ölçekli üretim ve istihdamın, hem mekansal olarak hem de aynımekan içinde parçalanması ve kademelendirilmesi olanağı vermektedir. Burjuvazi önce köklü bir sınıf mücadelesi geleneği olan görece homojen sektör ve büyük işyerlerini parçalama, dağıtma veya sınıf oluşumunun geri olduğu bölgelere kaydırmaya yöneldi İşçi sınıfının görece homojenliği, mekansal yoğunlaşması ve dolayısıyla kolektif davranma zeminini, son derece karmaşık, kademelendirilmiş ve parçalayıcı fason, taşeron zincirleri ve ağları; farklılaştırılmış istihdam ve grupsal, bireysel sözleşme biçimleri; enformalleşme; yaygın vasıfsızlaşma süreci ile önceki dönemde sınıfın belkemiğini oluşturan yarı vasıflı işçi kesimlerinde işyeri sirkülasyonunun olağanüstü hızlandırılması, yoğun işsizlik ve rekabetin geriye çekici basıncı; Kürt, göçmen, kadın, çocuk gibi çifte baskı altında olanlarınve mülksüzleşenlerin muazzam ölçeklerde emek pazarına çıkmasıyal ortalama bilinçte gerileme ve bunların üretimin parçalanması ve kademelendirilmesiyle iç içe geçtiği çok katmanlılaşma, “esnek” üretim ve emek organizasyonu… gibi gelişmelerle tahrip olmaktadır. (Bkz, “İşçi Sınıfının Değişen Yapısı”, UÇ, sayı 18)
Genişleyen işçi kitlelerinin, konjonktürel olarak sınıfsal refleks, kimlik ve konum kayıpları, son tahlilde, üretim ve emek organizasyonlarındaki bu “zemin kayması”nın bir sonucudur. İşçi sınıfın geleneksel büyük sanayi organizasyonuna göre şekillenmiş ve üretim ve emek organizasyonundaki kapsamlı dönüşümlere hazırlıksız yakalanan siyasal ve sentikal örgütleri de bu süreçte etkisizleşmekte; tasfiyeciliğin en derin toplumsal köklerinden biri de bu “zemin kayması”nda yatmaktadır.
Diğer taraftan, revizyonizm, sosyal demokrasi ve diğer burjuvalaşmış işçi akım ve örgütlerinin sınıfta yarattığı büyük tahribat ve ardından çöküşleri; komünist ve devrimci hareketin ise bu sürece hızlı bir yanıt verememesi ve boşluğa motivasyonu olan siyasal-toplumsal gelecek ufkunun yitimine ve sol ideolojik harcının dağılmasına neden olmuştur.
Burjuvazinin, işçi sınıfını geleneksel yapısından çözme, deforme etme, şekilsizleştirme saldırıları; ekonomik-teknolojik, siyasal, ideolojik, kültürel, psikolojik çok yönlü, kapsamlı bir bütün oluşturmaktadır. Fakat tümü, muazzam ölçeklerde genişleyen işçi kitlelerini; tarih bilincinden, örgüt bilincinden, sınıf bilincinden,gelecek perspektifinden uzak tutma, kendiliğinden sınıf bilinci ve örgütlenme refleksini bile aşındırma üzerine kuruludur.
Bu konjonktürel “sınıf kapanı” ve “sınıf aşınması”; işçi sınıfı hareketinde halen gerileme ve dağılmanın baskın eğilim olması; kendini kendiliğinden kitle hareketlerine uyarlanarak var etmeye alışmış, stratejik devrimci sınıf (ve tabii sosyal devrim örgütü) bilincinden fevkalade yoksun devrimci ve sol hareketteki tasfiyeciliği derinleştirmektedir. Kimisi “yoksullar”, kimisi “ezilenler” kategorisine geri dönmekte, kimisi “toplumsal hareket sendikacılığının” Türkiye acentalığını üstlenmekte, kimisi sendikalizmden bile geriye kızılaycılığa savrulmakta, aha düne kadar en istikrarlı sınıf çalışmasını yapmakla böbürlenen kimisi de “ne olacak bu işçi sınıfının hali?!” diye ağlamaktadır. Ancak hepsinin ortaklaştığı nokta, işçi sınıfının konjonktürel durumu ne olursa olsun, genişleyen temelde yeni ve daha yüksek bir işçi sınıfı oluşumunun stratejik dinameklerini görmemek, ve bu yeniden oluşum sürecinin bilinçli yürütücüsü olmanın gerektirdiği; teorik, siyasal, örgütsel, kadrosal, pratik, çok yönlü ve bütünsel gelişme sorununa gözlerini kapatmaktır. Komünistlerin ise ölümüne kilitlenmesi gereken, budur; ne iuşçi sınıfının “kapanan dönemini” ve geleneksel yapısını geri getirmeye çalışmalı, ne de bugünkü geri durumuna hayıflanmalı veya uyarlanmak; fakat, sınıfın her zamankinden daha devrimci ve zaptedilemez geleceğini bugünden örgütlemeye yönelmek, bunun gerektirdiği yeni ve daha yüksek devrimci sınıf mücadelesi zeminine çıkmaktır.
Öyleyse tablonun görülmeyen yüzüne (daha sonra her birini açmak üzere) kısaca göz gezdirelim:
1- "İki Sınıf Vardır!"
Marks’ın henüz Komünist Manifesto’da ortaya koyduğu kapitalizmin kaçınılmaz gelişme doğrultusu; uzunca bir gecikmeyle de olsa, hükmünü yürütmektedir. Eski rejim biçiminin de belkemiğini oluşturan geleneksel ve modern orta sınıflar hızla çözülmekte; toplum uzlaşmaz karşıt iki temel sınıf ekseninde kutuplaşmaktadır. Bağımlı ülkelerde prekapitalist-ataerkil üretim ilişkilerinin, küçük mülkiyetin toplumsal, siyasal, ekonomik ağırlığını koruyacağı yönündeki Maocu, fakat etkisi Maocularla sınırlı kalmayan teori çoktan iflas etmiştir. Tarımsal nüfus latin Amerika’da yüzde 20′ye, Türkiye’de yüzde 35′e kadar düşmüştür. Bırakalım bir bütün olarak işçi sınıfını, çok uzak olmayan bir gelecekte, tarım işçilerinin ve topraksız köylülerin sayısı, tarımsal küçük üreticilerin sayısını aşacaktır. Geleneksel küçük esnafın dyurumunu görmek için ise, perakende ticaret sektöründe yalnıca Koç (Migros, Şok, Tansaş) ve Sabancı’nın (CorrefeurSa, Metro, Endi) hipermarket zincirlerinin paylarını yüzde 32′ye, 6 sermaye grubunun yüzde 52′ye yükselttiğini, ticaret sekötründeki toplam istihdam içinde ücretli işçilerin oranının ise yüzde 70′lere yaklaştığının söylemek yeter. Modern orta sınıf da, kamu emekçileri, “serbest meslek” sahipleri, büro emekçileri, bilgi emekçileri vb., kafa emeğinin yaygın vasıfsızlaşma süreciyle, proleterleşmektedir. En yüksek işsizlik oranlarından birinin “serbest meslek” kategorisinde (mühendis, hekim, avukat, gazeteci vb.) yaşanması ve kamuda asgari ücretin bile altında sözleşmeli memur uygulamasının yaygınlaşması, bu vasıfsızlaşma ve işçileşme sürecinin göstergeleridir.
Kuşkusuz geleneksel ve modern orta sınıflar, hele ki son derece geniş ve karmaşık, geçişli ara tabakalar, bir anda ve tümden ortadan kalkmayacak, nesnel proleterleşme süreci ile öznel proleterleşme arasında büyük açının kapanması uzun ve sancılı bir zaman alacak. Ancak geleneksel ve modern orta ve alt orta sınıfların, ara tabakaların, burjufvaziden çok proleterleşme sürecine karşı dirençleri ne olursa olsun, eski sınıfsal, siyasal konum, güç ve etkilerinin bir bütün olarak eriyip gitmesi, onları adım adım, proletaryanın konumundan mücadele vermeye zorlayacak. Bugün karmaşık ve geniş geçiş kategorilerinin, ara tabakaların, ara sınıf karakteri ve bilinci nedeniyle yeterince belirginleşmiş değilse de, bunların hepsi neoliberalizm ve üretimin, emek ve bilginin görülmemiş toplumsallaşması karşısında tasfiye olan, proletarya ise diğer tüm sınıflardan yığınsal olarak çözülenleri de bağrında toplayarak, onun içinden muazzam bir gelecek potansiyeli ile yeniden doğan konumundadır.
2- Ücretli emek-sermaye ilişkisi
Ücretli emek-sermaye ilişkisi, en yaygın, en kapsayıcı, en genel ve evrensel toplumsal üretim ilişkisi haline gelmiştir. Devlet bir dizi dönüşümle tekelci burjuvazinin daha dolaysız ve saf organı haline gelmektedir. Bugün TÜSİAD, Kürt sorununa bile, aynı zamanda, yeni bir azami karlı yatırım alanının açılması ve daha düşük bölgesel asgari ücret ekseninden yaklaşmaktadır. Meta üretim ve ilişkilerinin, adeta hiç bir toplumsal ilişki, faaliyet, ihtiyaç ve sorunu dışarıda bırakmadan artı değer/azami kar çıkarımı ve gerçekleştirmesine baağlayarak yeniden düzenlenmesi, aynı zamanda ve asıl olarak, burjuvazi-proletarya karşıtlığına bağlaması demektir. Örneğin, sağlık, eğitim, konut, belediyecilik, bir bütün olarak kent ve işgücünün yeniden üretiminin de daha dolaysız biçimde sermaye birikimine bağlanması, birincisi, proletarya-burjuvazi karşıtlığını yaşamın her alanına yayarak topyekünleştirmekte; ikincisi de, işçi sınıfı dışındaki emekçi nüfus kesimlerini bu eksene (devleşen toplumsal ihtiyaçlara karşılık herşeyin nakit para ilişkisine bağlanması vb.) yakınlaştırmaktadır. Hatta din ve mezhep, kadın ve aile, ezilen ulus, tarım köylülük ve toprak sorunları gibi en köklü tarihsel, siyasal, ideo-kültürel bağlama sahip toplumsal ilişkiler bile, öncelikle de emperyalist ve işbirlikçi tekelci burjuvazi tarafından, giderek, doğrudan veya dolaylı olarak bu eksende yeniden yapılandırılıyor ve yeniden formüle ediliyor. İşçi sınıfı; kuşkusuz bu sorunları kabalaştırmadan ve özgün yanlarını düzlemeden ve üstünden atlamaya kalkışmadan, aynı şeyi ters kutbundan yapmak durumundadır. Bugün işçi sınıfının gücünü bölen ve zayıflatn tüm bu etkenler kaçınılmaz olarak temel sınıflar arası karşıtlık eksenine doğru çekildikçe, yeniden ve daha yüksek bir temelde patlamalı bir hal alacak, işçi sınıfının siyasal, toplumsal öncülük kapasitesini geliştirecektir.
3- Evrensel ve Kolektif Sınıf Bilinci
Önceki dönemde katı işkolu, işyeri, meslek, mavi yakalı-beyaz yakalı, sanayi-tarım, üretim-ticaret, mal-hizmet vb. ayrımları, bir yanıyla işçi sınıfı hareketinin sınırlıyordu. Günümüzde ise işkolları, işyerleri, meslekler, mavi yakalı-beyaz yakalı, işçi-işsiz, üretim-dolaşım süreci, sanayi-tarım, mal-hizmet vb. çok daha karmaşık, fakat geçişli, esnek fakat entegre bir halloluş içindedir. Bu ilk elde, işçi sınıfını parçalayıcı, dağıtıcı, katmanlaştırıcı ve kendiliğinden bilinçi ve refleksin geliştirilmesini zorlaştırıcı bir etki yaratsa da, uzun vadede, çalışma ve yaşam koşullarının durmaksızın dana dipte eşitlenme eğilimi, işçi sirkülasyonunun ve ibr işkolu, işyeri, meslek, istihdam biçiminden başkasına geçişliliğin hızlanması… karşıt sınıfalr arası ilişkiliyi katı ayrımlara bağlık olmaktan çıkararak, genelleştirmme ve evrenselleştirmenin de bir dinamiğini oluşturmaktadır. Örneğin bilgisayar, gözetleme teknolojileri, GPS ve mobil telefon-izleme sistemleri ile, büro emekçileri, sürekli seyir halinde çalışanlar (nakliyat, dağıtım, pazarlama, anket vb.), hizmet sektörü işçileri vb.yi sanayi işçileri ile aynı nesnel emek süercine ve sıkı üretkenlik disiplinine tabi ahle getirmektedir. Aynı şekilde kar sıkışmaları nedeniylesermayenin dolaşım hızını sürekli artırmak ozrunda olması ve adeta kronikleşmiş bir aşırı kapasite sorunu nedeniyle, finans, nakliyat, toptan ve perakende ticaret, pazar araştırması, hizmet, servis gibi sektör ve dalların da önemini artırmakta, ve bu alanlarda çalışan işçilerin sermaye üzerindeki güç ve etki kapasitesini sanayi işçilerine yakınlaştırmaktadır. Zaten sermayenin genişleyen yeniden üretim sürecinin; üretimin mekansal ve zamansal olarak parçalanması ve kademelendirilmesine karşın, tasarımdan son tüketiciye kadar entegre planlanması ve gerçekleştirilmesi zorunluluğu, işçi sınıfının da uzun vadede yeni ve daha yüsek bir temelde entegrasyonu doğrultusundaki tarihsel eğilimi ortaya koyuyor.
4-Üretim, emek ve bilginin toplumsallaşması
"Sermaye kolektif bir üründür, ve ancak bir çok bireyin birleşik eylemiyle, hatta son tahlilde, ancak toplumun tüm üyeleyrinin birleşik eylemiyle harekete geçebilir." (Komünist Manifesto)
Toplumsal ve tenik işbölümünün son derece karmaşıklaşması, üretim ve istihdamdaki parçalanmaya karşın tabanının genişlemesi, işyerleri ve işkolları arasındaki karşılıklı ve içsel bağıntılarınartması, bir çok metanın üretiminde artık tek bir mekan yerine, karmaşık üretim zincirleri ve ağlarının gerekmesi.. Tüm bunlar, aslında üretim, emek ve bilginin daha ileri düzeyde toplumsallaşmasının göstergeleridir. Daha basit parçalara ayrılması ya da kaydırılması mümkün olmayan azalan sayıdaki tek bir mekandaki üretim süreci dışında, artan sayıda mal ve hizmetin toplum sathına hatta dünya sathına yayılmış karmaşık üretim zincirleri gerektirmesi, tek tek üretim birimlerinin hatta sektörlerin önemini görece azaltırken, üretimin toplumsallığını ve işçi sınıfının bütünselliği dinamiğini öne çıkartacaktır. Birçok üçretim süreci karmaşık ve kademeli fason, taşeron vb. zincirleriyle, çok sayıda kapitaliste bölünmüş görünse ve bugün için işçi sınıfının küçük parçacıklar halindeki mücadelesini tamponlasa da, sayıları azaldıkça devleşen ve diğerleriyle aralarındaki farkı açan büyük sermaye gruplarınını, sanayinini sayısız kolundan, finansa, ticaretten eğitim ve sağlığa, tarımdan turizme vb. entegre sermaye birikimini sürdürebilmek için, aslınad giderek ve adeta, tüm işçi sınıfının doğrudan ve dolaylı, fakat entegre, birleşik, sinerjik çalışması zorunlu olmaktadır. Yalnızca Koç ve Sabancı’nın, toplam cirosunun ulusal gelirin yüzde 30′una yaklaşması, sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesinin (karşıt merkez kaç dinamiklere göre) baskın dimamik olduğunun, tüm bu karmaşık ilişkiler ve dağınıklıkiçinden, aslında daha büyük sınıf ekseni yalınlaşmasının ilerlediğinin göstergesidir. Üretimin ve emeğin, dolaysız toplumsallaşma ekseni ve dinamiği de bu temelde, işçi sınıfının uzun vadeli güç ve irade yoğunlaşmasını kaçınılmaz kılmaktadır:
Sosyal devrim partisi!