Rojava’ya model oldu

Mahmur Kampı Meclis Eşbaşkanı Leyla İlhan Arzu'yla konuştuk

AGÎRE JÎYAN
Pazartesi, 28 Mart 2016 (10 yıl 3 hafta önce)

Ömür törpüsü işlerin yetenek ve yaratıcılıklarını törpülediği, hayatlarını çekilmez hale getirdiği kadınlar... Evlerin müebbet tutuklusu onlar. Başına basılan, diplere itilen, sözünü söylemesi unutturulan kardeşlerimiz...



 



Kürdistan'ın çeşitli parçalarında kadının ulusal-toplumsal mücadeleye coşkun bir ırmak gibi katılışı topluma da yeni bir biçim verdi. Onların varlığı, sözü ve eylemi yüzlerce yıldır görmezden gelinen kadını hem kavgada hem inşada öne çıkardı.



 



Üretime ve kurucu mücadeleye daha doğrudan katılmalarını teşvik etmek için Mahmur Kampı'nda uzun yıllara yayılan direşken bir uğraş verilmiş. Yaşamsal ihtiyaçların giderilmesinden daha gelişkin bir örgütlülüğün sağlanmasına kadar en küçük birimde bile kadının varlığının daha görünür ve daha etkin olması sağlanmaya çalışılmış. Mahmur Meclis Eşbaşkanı Leyla İlhan Arzu'yla konuştuk:



 



Alınteri: Sizi tanıyalım...



Leyla İlhan Arzu: Mahmur Meclis Eşbaşkanıyım. Mahmur’da liseyi, Hewler Üniversitesi'nde Arkeloji bölümünü bitidim. Mahmur’a dönerek burada halkıma hizmet vermeye çalışıyorum. Mahmur kampı zor koşularda oluştu. Önce buna değinmek istiyorum.



 



Mahmur’un oluşumu bilindiği gibi '92’lerden başlayarak halkın göç etmesiyle gelişti. '94’lerden sonra ise Kuzey'den Güney'e doğru toplu göç gerçekleşiyor Bu göç daha çok sınır köylerinden oluşan bir göç. Sınır kentlerinden de milis aileler ya da gerilla ile bağlantısı olan aileler. Türkiye’nin baskıları, köylerin yakılması, koruculuk dayatması sonucu sınır köylerdeki insanlar Güney’e doğru geliyorlar. Güneye geldiklerinde ilkin Zaho tarafında bir yere yerleştiriliyorlar. Bir süre orada kalıyorlar. Ondan sonra KDP-Türkiye ile işbirliği çerçevesinde baskılar oluşuyor. Kısacası Mahmur’a gelinceye kadar 6 yer değiştirilmiş. '98’de Mahmura geliniyor. Her kampın boşaltılmasının bir trajedesi var. Çünkü orada bir yaşam oluşturuluyor, sonra Türkiye’nin KDP’ye baskısından kamp yerleri değiştiriliyor. En son Mahmur’a gelindiğinde diğer kamplarda zaten bir sistem oluşturulmuş. Mahmur’a gelindiğinde de iki yıl içerisinde bu sistemler yeniden oturtuluyor.



 



Alınteri: Meclisin işleyişi nasıl?



Leyla İlhan Arzu: İlk gelindiğinde kendimizi biraz koruyabilmemiz, yaşamımızı kolaylaştırabilmemiz için komiteler şeklinde mahalle mahalle örgütlenmeler oluyor. Bu örgütlenmelerden '95 yılında meclis oluşturuluyor. Ve bu meclis kampta çalışmalarla başlıyor. Kampta eğitim, sağlık, ideolojik eğitim çalışmaları tek bir çatıda birleştirilmiş. Kamp çalışması kendi içinde özerk bir bölge olarak ele alınıyor. Dışarda belki Güney ya da Irak Cumhuriyeti'ne bağlı bir alandayız ama iç işleyişimizi, çalışma tarzımızı, yaşamımızı kendimiz belirliyoruz. Bizim meclis çalışmalarımız da bu çerçevede oluşuyor. Her kurumun kendi çalışmalarını bütünleştirmek için bir meclis oluşmuş. Bir çatı üzerinden çalışmalarını değerlendiriyor. Halkın ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için çalışmalar yürütülüyor.



 



Alınteri: Peki kampın özyönetimi var. Burası aynı zamnada bir mülteci kampı, daha çok BM’nin yönetimi mi etkili?



Leyla İlhan Arzu: Birleşmiş Milletler burada var, yerel hükümetle ilişkileri var. Fakat kamp içinde kamp, kendi sistemini kendi yürütüyor. Birleşmiş Milletler'in çatısında yürüyor ama kampın içine hayat tarzına BM karışamaz. Bütün bunları kamp halkı belirleyip sürdürüyor ve bunu BM’lere kabul ettirmiş. BM’ye bağlı siyasi bir mülteci kampı olarak geçiyor fakat çalışmaları kamp kendisi yürütüyor.



 



Alınteri: KDP’nin müdahaleleri oluyor mu?



Leyla İlhan Arzu: Yok olmuyor. Kampın içine gelemiyorlar ama baskılar oluyor. Mesela bazen dışarıya çıkmayı engelliyorlar, yolları kapatıyorlar, siyasi baskı yapıyorlar. Mesela bazen erzağın gelmesinde sorun çıkıyor. Kampın ihtiyaçlarının karşılanmasında sorun çıkıyor, elektrikte, suda, sağlıkta, eğitimde bazen sorun çıkarıyorlar. Çünkü Türkiye ile birlikte çalıştıkları, aynı rotada gittikleri için, AKP Türkiye’de hangi sistemi oturtmaya çalışıyorsa, hangi baskıları uygulamaya çalışıyorsa, KDP de bizim üzerimizde uygulamaya çalışıyor. Dışarda öyle. Ama kamp içine müdahale edemiyorlar. Çünkü biz 22 yıldır bu özerk durumumuzu korumuşuz. Müdahale etmeye çalışmışlar fakat kamp halkının duruşu sayesinde onlar bizim ne iç yaşamımıza ne de iç sorunlarımıza müdahale edebilirler. Kendi sorunlarımızı kendi içimizde, kendi kurumlarımız bünyesinde çözüyoruz. Kendimizin seçtiği yönetimlerle çözüyoruz. O yüzden onlar kampın içinde müdahale edemiyorlar. Kampın dışında baskılar oluşuyor, mesela bir iki gün tutukluyorlar, engelliyorlar, alıkoyuyorlar, ya da bir iki gün ambargo koyup kampın dışına çıkmayı yasaklıyorlar.



 





 



Alınteri: Peki özyönetimin '95’ten bu yana gelişimini anlatabilir misiniz?



Leyla İlhan Arzu: Normalde '94 yılında başladı. Çünkü '94’ün yedinci ayında siyasi mülteci statüsü aldık. Bizim siyasi mülteci statümüz, bir afetten ya da yoksulluktan kaçma gibi olmadığı için bu bizim için bir siyasi tavırdı. Çünkü biz burada kendimizi hep siyasi bir güç olarak gördük. Bu nedenle özerk durumumuz '94’den beri sürüyor ve yavaş yavaş daha da genişliyor. Mesela '95’te meclis kurulmuştu ama bugünkü meclis kadar tam oturmuş değildi. Tecrübeler ve ihtiyaçlar üzerinden o meclis kendi çalışmasını yürütüyor ve çalışmalar halka yansıyor. İlk önce çalışmalarımız bu kadar boyutlu değildi. Savunma psikolojisi üzerinden gidiyorduk. Şimdi öyle değil. Hemen hemen 10-15 yıldır ekonomik, eğitim, sağlık boyutuyla, siyasi mültecilik boyutuyla günden güne kendini yeniliyor. Mesela bir yıl önceki sistemimiz eşbaşkanlık sistemi değildi. Meclis divanı üzerinden yürütülüyordu. Meclis başkanı ve iki yardımcısı olarak ama demokratik özerklik sistemiyle beraber biz de sistemimizi eşbaşkanlık sistemine dönüştürdük. Gittikçe daha da oturuyor, ihtiyaçlara göre çalışma rotası genişliyor.



 



Alınteri: Özyönetimin işleyişini, toplumla bütünleşme çabasından söz eder misiniz?



Leyla İlhan Arzu: Bizim burada meclisimiz 9 boyut (komite) üzerinde yürüyor. İdeoloji, özsavunma, toplumsal, yerel yönetimler belediye olarak çalışma, kadın komitesi... Kadın çalışması belediye bünyesinden biraz daha özerk olduğu için meclis halk meclisi ile eşgüdümlü çalışır ama daha özerktir. Gençlik komitesi ha keza öyledir. Kendisini meclis bünyesinde örgütler. Diğer yönüyle ekonomi komitesi var. Bu komiteler kendi açısından çalışmalarını yürütüyorlar. Çünkü bizim burada özellikle bu DAİŞ sürecinden sonra normal yaşam tarzımızı savaş içersinde sürdürmemiz gerekiyor. Toplumsal çalışmalarımızı sürdürmemiz gerekiyor. Mesela ideoloji komitemiz eğitim ve kültür sanat komitemiz birlikte çalışır. Diplomasi komitemiz var. Bu komite dış ilişkilerle yani bizim kamp dışındaki ilişkilerimizi sağlar, onu denetler. Güvenlik komitemiz, burası bir mülteci kampı ama kendi iç güvenliğimizi korumak zorundayız. Mahmur’a DAİŞ saldırısı olduktan sonra gerillalar geldi ve iç güvenliğe karışmaz onlar. Onlar daha çok kampın dış saldırılara karşı korumak için bulunuyorlar. Kendi iç güvenliğimizi kendimiz güvenlik komitemiz üzerinden sağlıyoruz.



 



Toplumsal komitemiz kampın diğer kurumlarıyla bütünleşerek bir çalışma yürütülüyor. Örneğin burada esnaflar kurumu, şoförler, işçiler, şehit aileleri kurumu var bunlarla çalışıyor toplumsal komite. Bizim ekonomi komitemiz var. Bu komite mülteci statüsünde olduğumuz için yatırım anlamında bir şeyler yapamıyoruz. Fakat buna rağman kampın ihtiyacını karşılamak için seracılık, hayvancılık, çeşitli atölye çalışmalarımız var ve bunlar ekonomi komitemize bağlı olarak çalışır. Komiteler Mahmur Meclisi'ne bağlıdır.



 



Bütün bu komiteler meclis bünyesinde birleşiyor. Ama her komite özerk biçimde çalışır. Çalışmalarını projelendirir, meclis bünyesinde onaylatır ve çalışma tarzını ona göre belirler.



 



Bizim en önemli çalışmamız yani örgütsel çalışmamız semt meclisleridir. Her semtin kendi bünyesinde meclisleri var. Kamp coğrafyası beş semten oluşuyor. Her semtin dört mahallesi var. O semtler meclisler bünyesinde çalışmalarını oluşturuyorlar. Yani komünleşmeye gidiyorlar. Komünler semt meclislerine, semt meclisleri genel meclise... böyle gidiyor. Çünkü bizim genel meclisimiz temsiliyet üzerinden gelişmektedir. Yürütmesi konferans sonucu seçimle oluşuyor. İki yılda bir kamp meclisi konferansı yapılıyor. Meclis yürütmesi ve eşbaşkanlığı bu konferansda seçiliyor. Meclis 91 kişiden oluşuyor bunun 31’i konferansta seçiliyor. Kalanı da bütün kurumların komitelerinden geliyor. Meclis kampın yürüttüğü bütün çalışmalardan oluşuyor. Yapılan işler, kararlar, projeler de bu kurumların temsiliyeti üzerinden gelişiyor.



 





 



Alınteri: Meclis kaç kişiden oluşuyor, neye göre belirliyorsunuz?



Leyla İlhan Arzu: Sayı ihtiyaca göre belirleniyor. 10-12 kişiden aşağı olmaması gerekiyor. Fakat bazı semtlerde 10 kişidir. Oranın ihtiyaçları çalışmalarına göre belirleniyor. Komünler meclisler bütünleşerek çalıştıkları için. Bir de semtin çoğunluk sayısına göre yapılıyor. Bizim bazı mahallelerimiz var 60 haneliktir bazıları 90 hanelik. Bazıları 70. Mesela 90 hanelik mahalleye sen beş görevli çıkartıyorsun, 60 haneye iki kişi yeter diyorsun..



 



Alınteri: Peki ekonomik anlamda seracılık hayvancılık ya da atelye var. Buradan elde edilen gelir nereye harcanıyor?



Leyla İlhan Arzu: Buranın halkı daha çok dışarda, inşaatlarda çalışıyor. Bizim halkımız çalışkan bir halktır. Dışardan kendine iş bulabiliyor. Güney’de Hewler, Süleymaniye, Duhok'ta inşaat işlerinde, teknik işlerde çalışılıyor. Ekonomik sorunlar öyle çözülüyor.



 



Öte yandan, kamp içinde seracılık ve hayvancılık sistemini geliştirmeye çalışıyoruz. Buranın halkı bilindiği gibi daha çok Botan halkı olduğu için çifçilikle, hayvancılıkla uğraşmış bir halk. Normalde evin ihtiyaçlarının giderilmesi için bile hayvan besleme çalışması var kampta. Bunu biraz daha ekonomik boyutta ele almaya çalışıyoruz. Onun için hayvancılık, seracılık oluşturmuşuz. Kamptakiler oralarda çalışıyor. Mesela oralarda çalışan arkadaşlar daha çok bu meclis bünyesinde de çalışan arkadaşlar. Hem kamptaki işlerini yapıyor, hem orada çalışıyor. Hem orada ekonomik sorunlarını gideriyorlar, hem de kampta örgütsel dediğimiz çalışmalarını gerçekleştiriyorlar. Gelir daha çok halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaya harcanıyor. Elektrik sorunu buradan sağlanan gelirle gideriliyor. Diyelim su kuyusu kazılacak ya da eğitim için kitap basılacak... bunlara harcanıyor. Bir de çalışanlara kendi geçimini sağlayacak ücret veriliyor.



 



Alınteri: Peki KDP bu konuda sorun çıkarıyor mu dışarda çalışanlara?..



Leyla İlhan Arzu: Evet, KDP tarafından biliniyor, takip ediliyor, bazen de sorun çıkarılıyor. Bu siyasi dengelere de bağlıdır. Mesela PKK ile KDP’nin arası çok kötü oldu mu sorunlar çıkıyor. Örneğin Güney çalışmasını yürüten şirketlerin hepsi Türkiye’den gelmiş, özellikle inşaat şirketleri... Bunun hemen hemen yüzde 50’si Türk devletine bağlı. TOKİ dediğimiz sisteme bağlı gelişmiş. O konuda sorunlar çıkıyor, tartışmalar oluyor ama pek fazla öne çıkmıyor. Ya da eskiden burada iş imkanları fazla olduğu için pek fazla sorun çıkmıyordu. İki yıldır Güney’de bir ekonomik kriz var bilindiği gibi. O kriz buraya da yansıyor. Çalışmalar azalıyor. Bu iki yıl içersinde buranın halkında işizlik oranı çok fazla yükselmiş. Bu işsizlik kamp halkını da etkiliyor. Projeler kabul edilmiyor ama tümden bir soruna dönüşmüyor. Onlar da yapamıyorlar. Çünkü mülteci olan bu halk 22 yıldır burada, Güney’de yaşıyor. Yaşamını burada sürdürmesi lazım. Bazan sorunlar oluyor, mesela kampın kapısını kapatıyor, işçilerin bir iki gün dışarı çıkmasını engelliyorlar. Bu çok uzun sürmüyor, bir şekilde hallediliyor. Yine de tehlikesi var. Birçok insan oralarda tartışmalara giriyor. Birçok insan işlerini kapatıyor... Bir de buradaki örgütsel durumumuz dışarıya da yansıyor. Bizim buradaki çalışanlar düzenli işini yapar, kaytarmaz, işine sahip çıkar sanki kendi işiymiş gibi. Çalışma alanları daha da kolaylaşıyor. Sorunlar çıksa da tümüyle etkilenmiyor.



 



Alınteri: Peki eğitim sistemi...



Leyla İlhan Arzu: '94’te gelindiğinde çocuklar toplandı, okul bünyesinde bir çalışma yürütüldü ve bu gittikçe gelişti. Mesela ben kendim buranın öğrencisiyim. Hewler Selahaddin Üniversitesi’nden mezunum. Burada okudum. Burada üniversite mezunu oldum. Biz ilk geldiğimizden beri eğitim sistemimiz var. Eskiden imkanlar yokken bile eğitimler yapılıyordu. Kürtçe yapılıyor. Kürtçe Latin alfabesi ile yapılıyor.



 



5 anaokulu, 5 ilkokulu, 3 ortaokulu, 2 lise ve bir iki yıllık yüksek okulu var. Eğitim’den sorumlu 25 kişilik bir komite var. Bunların altında 9 kişilik birimlerden oluşan öğretmenlerimiz var. Her okuldan öğretmenler bu birim ve komiteye katılıyor. İki yılda bir eğitim konferansı yapılıyor. Hem iki yıllık eğitim değerlendiriliyor hem de sonraki iki yıla öneriler veriliyor.



 



3 bine yakın öğrencimiz var, 3 bine yakın Hewler’den, üniversiteden mezun olan öğrencilerimiz var. 380 kişi şu an üniversitede okuyor. O yüzden eğitim tam oturmuş. Örneğin Kuzey’den geldiğimizde ilkokulu, ortaokulu, liseyi bitirmiş kişiler burada gelip öğretmenlik yaptı. Eğitim sistemimiz tecrübeler üzerinden gelişti. Her yıl müfredat yenilendi. Şimdi bir okul kitabımız var. Bizim zamanımızda 2004’lere kadar bir müfredatımız yoktu. Broşürler üzerinden yürüyordu. Hep yenileniyordu. Yani yenilenmeye açık bir şeydi. Şimdi ise tam sistematik olarak oturtulmuş. Biz bilimsel ve siyasal dersler üzerinden gidiyoruz. Bilimsel dersler daha çok uluslararası formlara göre gidiyor. Fakat edebi dersler bizde biraz daha farklıdır. Önderliğin savunmaları çerçevesinde ya da PKK’nin ideolojisi çerçevesinde ele alınıyor. Mesela tarihimiz, biz kendimiz oluşturuyoruz. Sadece fizik Türkçe'den çevirip veriliyor, referans olarak gösterebiliyoruz. Ama tarih öyle değil. Mesela ekonomi, jineoloji derslerimiz var. Bunların hepsi önderliğin savunmaları üzerinden ya da demokratik konfederalizm üzerinden oluşturulmuş, onlar üzerinden de dersler veriliyor.