Cizre Newroz gözlemleri

Cizre, Kürt halkının 21. yüzyıldaki Kerbela’sı, ‘38’i ve daha pekçok şeyi olmuştu...

AGÎRE JÎYAN
Cuma, 25 Mart 2016 (10 yıl 3 hafta önce)

Cizre Newrozu bu yılın final Newrozu’ydu. Kürt direniş tarihi boyunca hiçbir zaman zalime boyun eğmemiş, son Kürt isyanında da tarihi roller oynamış bu kent, bu defa da zulmün binbir çeşidine maruz kalmış; bunun karşısında eğilmeyip kırılmayı tercih eden yüzlerce evladını bağrına basmıştı.



 



Cizre, Kürt halkının 21. yüzyıldaki Kerbela’sı, ‘38’i ve daha pekçok şeyi olmuştu. Anlatılmaz acılarını umuda, dirence çevirmeyi refleks haline getiren bu kentin kadim ruhu, bunları da tıpkı Mem-u Zin’i bugüne kadar taşıdığı bir bağlılıkla taşıyacak, geleceği üretecek bir güce dönüştürmesini bilecekti.



 



Daha önce gidip dolaştığımız o sokaklardan yüreğimizde kalan en belirgin çizgi, asla “mağdurum” demeyen, hep başı dik durmayı kişilik haline getiren bir halkın insana güç ve umut veren varlığıydı. Yürek acıları bundan sonra geliyordu. O nedenle de Cizre Newrozu tarihin belki de en anlamlı Newroz’larından biri olacaktı ve o bunu fazlasıyla hakediyordu.



 



Amed’teki tarihi Newroz’dan sonra Cizre’ye doğru yola çıkmak üzere sabah erken saatte DTK önünde toplanılacaktı. Biz de bu duygularla Cizre’ye gidecek kafilenin arasına karıştık. Aralarında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen gözlemci heyeti, gazeteciler ve Cizre’deki yardım çalışmalarına katılacak gönüllülerin de bulunduğu yüzden fazla kişi araçlarla yola çıktık.



 



Normal koşullarda Nusaybin üzerinden geçmemiz gerekirken özyönetim direnişini ablukayla boğmak için getirilen sıkıyönetm nedeniyle o güzergah giriş çıkışlara kapatılmıştı. Yol boyunca bize rehberlik yapan arkadaş sürekli bir yerlerle görüşüp en uygun rotanın neresi olabileceğini anlamaya çalışıyordu. Sonuç olarak İdil üzerinden gidip, belli bir noktadan sonra yeniden tarihi İpek Yolu’na çıkılması şeklinde bir hat belirlendi.



 



Bizim araçlarımız yol alırken HDP milletvekillerinin, Eş Genel Başkanlarının, HDK, KJA, DTK temsilcilerinin bulunduğu araçlar da Cizre’ye doğru ilerliyordu. Tüm bir güzergah boyunca belirli aralıklarla polis noktaları oluşturulmuştu, zırhlı araçlar hayatın doğal bir parçasıymış gibi vızır vızır dolaşıyorlardı: Kürdistan bir savaş bölgesiydi hem de en eşitsiz, en namert savaşlardan birine sahne oluyordu!



 



Araçlar İdil yoluna girdi, bir süre ilerledik ki devasa bir araç kuyruğuyla karşı karşıya kaldık. Sanırız birkaç kilometrelik bir kuyruktu bu. İnsanlar araçlardan inmiş, etrafa yayılmışlardı. Bulunduğumuz araç boşluklardan geçerek ön tarafa doğru yaklaşmaya çalıştı. Bir süre sonra da ilerleyemez olduk. Araçlardan inerek yaklaşık yarım kilometrelik bir yürüyüşten sonra, ön tarafta milletvekilleri ve diğer kurum temsilcilerinin araçlarının önünün zırhlı araçlar, TOMA ve mavi bereli jandarmalar tarafından kesildiğini gördük. Yan taraflar ise elleri tetikte korucular ve askerler tarafından tutulmuştu. Biz gitmeden önce HDP milletvekili Çağlar Demirel ve bazı partililer yolun kapatılması kararının kendilerine yazılı olarak iletilmesi gerektiğini, bu keyfiliğin kabul edilmez olduğunu söylemiş, barikatın kaldırılmasını istemişti. Verilen yanıt “yassak” olmuştu tabii.



 



Aklımız bir taraftan Cizre’de ne olduğunda diğer taraftan da yapılanın aslında ne anlama geldiği, hangi mesajın altının bir kez daha çizilmeye çalışıldığındaydı. Manzara karşısında isyan etmemek mümkün değildi. Bir halkın seçilmişlerinin ve taş çatlasa 150 kişilik bir konvoyun sözümona yasak olmayan Cizre’ye girişleri devasa bir asker-polis yığınağı ve üzerimize doğrulmuş namlularla engelleniyordu!



 



Cizre’de insanları diri diri yaktıkları, günlerce aç-susuz bırakarak ölümlerini seyrettikleri, en akıl almaz namertlikler sergiledikleri o bodrumları halka açıp ayinsel korku ve ürkütme seansları düzenleyenler; hatta buraların fotoğraflanmasını engellemeyip korkuyu kitlesel bir histeriye dönüştürmeye çalışanlar, şimdi yaralarını sarmaya çalışan bu halka hem de en anlamlı günlerinden birinde dokunmak için gitmek isteyenleri gerekçesiz durduruyor, kente almıyorlardı! Bunun tek bir manası olabilirdi: ‘Sinmiyorsunuz ama biz de sergilediğimiz tüm vahşeti sürdürmekten geri adım atmıyoruz/atmayacağız’dı!



 



Haziran’ı fiili darbeyle yok sayanlar, başkanlık sistemine geçiş yapmak ve tarihsel Kürt korkularını bastırmak için kanlı kıyımların düğmesine basanlar şimdi aynı yolda gitmekteki kararlılıklarını bu sembolik duruşla bir kez daha sergiliyorlardı. “Milletvekili de olsanız, burası aslında sizin toprağınız da olsa biz istediğimizde girebilirsiniz, istediğimiz kadar kalabilirsiniz” diyorlardı.



 



Bunları düşünürken ve devasa araç konvoyu uzayıp dururken Kürt anneleri bir anda halaya durdular. “Bu barikatlar, bu abluka, bu zulüm vız gelir bize vız!” dercesine… Halay bir anda büyüdü, sesler daha gür ve kararlı bir renge büründü. Gerilla halayları ve selamlamalarına; “Ey serok jiyan na bê!”, “Bi ji berxwedane Cizirê!” sloganları eklendi. Askerlerin gaz maskelerini takmaları fazla uzun sürmedi. Fakat halk öfkeli, sesler daha gürleşerek halaya devam edildi. Öfke, kızgınlık, Cizre’ye gidememenin burukluğu somut, elle tutulacak bir duygu olarak adeta konuşuyordu.



 



Askerlere dönüp kızgınlıklarını kendi dillerince ifade eden analar, yaşlı babalar, gençler adeta moloz yığınına sesleniyor gibiydiler! Ağır travmalardan geçmiş bu halka ille de birbirlerinin acılarına dokunmak yasaktı!



 



Askerlerin uyarısına rağmen devam eden halay bir süre sonra sloganlarla sona erdi.



O arada HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve milletvekilleri, diğer kurum temsilcileri araçlardan inerek barikatın önünde açıklama yapmaya başladılar. Selahattin Demirtaş, öfke ve buruklukla yaptığı açıklamada bu keyfiyetin, bu baskıların halkı sindiremeyeceğini, kendi topraklarında yaşatılan bu zulmün sonunun olmadığını vurguladı. Cizre’de işlenen insanlık suçlarının gizlenemeyeceğini, er ya da geç yargılanacaklarını belirterek “Bugün belki ziyaretimiz engellendi. Ama çok merak ediyorum; Nereye kadar engelleyecekler. Bizim Cizre, Şırnak, Botan halkıyla buluşmamızı engellemeye güçleri nereye kadar yetecek. Unutmasınlar ki biz burada hancıyız, onlar yolcudur. Gelip geçicidirler. Çok valiler, çok bakanlar, kontrgerillalar, JİTEM ağababaları bu topraklardan çok gelip geçti. Geldi geçti ama halk hâlâ burada, dimdik ayaktadır. Bu anlayış bu zihniyet bu topraklarda asla yer etmeyecek. Biz bunun mücadelesini halkımızla birlikte her zaman vereceğiz” şeklinde devam eden konuşmasını sergilenen keyfilik karşısında sözün hükmünün kalmadığını belli eden bir ses tonuyla sonlandırdı.



 



Kitle Cizre’ye gidememenin burukluğuyla araçlarına binerek geri döndü. Yolda Cizre Newrozu’na saldırıldığını öğrendik. Halk DBP önündeki açıklamanın ardından ilçe merkezine yürümek istemişti. Zırhlı araçların üzerine yürüyerek, “Katil devlet hesap verecek!” sloganları atmıştı. Barikatı aşarak yürüyüşe devam edip, Dört Yol Kavşağı’na ulaşınca da gaz bombaları ve TOMA’ların saldırısıyla karşılaşmış, saldırının şiddetlenmesinden sonra da ara sokaklara çekilmişti.



 



Bu haberle birlikte Cizre’nin başeğmezliğini bir kez daha duyumsayıp kente girememiş olmanın derin burukluğuyla yolumuza devam ediyoruz. Cizre’ye yeniden dönmek üzere…