Üç Kürt kadını yardım çağrıları için verilen bilginin kullanılmasıyla işkenceye uğrayıp katledildiler
Silopi’de katledilen üç kadın siyasetçi ve kimliği henüz netleşmeyen bir erkeğin hedef gözetilerek infaz edildikleri tanıkların ve HDP milletvekillerinin anlatımlarıyla netleşiyor. DBP PM üyesi Sêvê Demir, KJA aktivisti Fatma Uyar ve Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır’la kimliği henüz netleşmeyen bir erkek sadece infaz edilmediler aynı zamanda işkenceden geçirildiler. İnfazın gerçekleşme biçimiyse günlerdir verilen kanlı mesajların yeni bir politik muhteva kazandığını ifade ediyor.
Sêvê, Fatma ve Pakize’nin katledilme biçimi bugüne kadar Kürt siyasetçilerine dönük tehdit, suikast teşebbüsü, denemeleri ve tekil örneklerin bundan sonra daha baskın bir kirli savaş çizgisine dönüşeceğinin ifadesidir.
Gerek yanlarında bulunan tanığın gerekse HDP milletvekili Leyla Birlik, Ferhat Encü ve Aycan İrmez’in anlatımları yardım çağrısının bile katliamın tamamlanması için kullanılan istihbarat bilgisine dönüştüğünü gösteriyor. Yani savaşın en namert, en fütursuz biçimiyle karşı karşıyayız.
Basına bilgi veren tanıklardan DBP Silopi İlçe yöneticisi Cabbar Çağatay, Karşıyaka Mahallesi'nden Ofis'e gittikleri sırada Yeşiltepe Mahallesi'ndeki MOBESE'nin kendilerini gördüğünü ve ardında hemen yanlarında bir patlamanın olduğunu anlatıyor. Patlamada şarapnel parçalarıyla yaralandıklarını, söyleyen Çağatay, durumu milletvekillerine haber verdiklerini ancak yarım saat sonra da bulundukları bölgenin tarandığını belirtiyor.
Milletvekilleri de kendilerine gelen “yaralıyız, yardım edin” çağrısı üzerine çeşitli devlet kurumlarını arayarak yaralıların bulunduğu noktanın adresini verdiklerini, bu bilginin yaralıların hastaneye götürülmesi için değil katledilmeleri için kullanıldığını belirtiyorlar.
Çağatay’ın anlatımları milletvekillerinin beyanlarıyla birleştiğinde gerçek tüm çıplaklığıyla açığa çıkıyor:
Akşam saat 19.00 sularında grup olarak Karşıyaka Mahallesi'nden Yeşiltepe Mahallesi'ne geçtikleri bilgisini veren Çağatay, "Orada bir dere var. Dereyi geçerek Ofis'e gideriz diye düşündük. Ancak köprüye varmadan MOBESE gördü bizi. Aradan bir dakika geçmeden ya bombaydı ya da havandı onunla bize ateş açıldı. Tek patlama oldu. Yani bir tarama vesaire kesinlikle olmadı. O sırada önümüzdeki iki arkadaş kurtuldu. Bizler geriye kalan 6 kişi yaralandık" diye belirtti.
‘Dört kişi de kendimizi yere attık’
Geriye kalan 6 kişinin şarapnel parçalarıyla yaralandığını söyleyen Çağatay, kendilerine atılan ve patlamaya neden olan cismin Sêvê Demir'e yakın bir yere düştüğünü kaydederek şu bilgilerin verdi: "Hepimiz de şarapnel parçalarıyla yaralandık. Benim önümde Heval Sêvê, heval Fatma ve şu anda yanımda olan başka bir arkadaş vardı. Heval Pakize ile şehit düşen diğer arkadaş arkamdaydı. Onlar geriye doğru kaçtı. Geriye kalan dört kişi de kendimizi yere attık."
'Heval Fatma’nın yarası ağır değildi!’
"Ben de tereddüt edip ilk başta geriye doğru kaçtım ama sonra Fatma heval ile Sêvê hevalin buralı olmadığını fark ettim ve yolu bilmeyeceğini düşünerek onların yanına döndüm" diyen Çağatay, olayın sonrasını şu sözlerle anlattı: "Yanlarına geldiğimde Fatma hevalin ayağından yaralandığını gördüm ama ağır bir yara değildi. Sêvê heval ise başından yaralanmıştı. O atılan şey Sêvê hevale çok yakın bir yere düştü. Heval Fatma'yı kaldırmaya çalıştım o elimi tutarak yarasının üzerine bıraktı. Ama heval Sêvê onu kaldırmama izin vermedi. Beni bırak şeklinde işaret etti. Diğer arkadaşımız da onun başının yanındaydı. Onu aldım ve oradan çıkardım. Bir evin bodrumuna saklandık."
'Yoğun bir tarama yapıldı’
Pakize Nayır ile katledilen diğer gencin daha gerilerde kaldığını söyleyen Çağatay, ilk patlamadan yaklaşık 30 dakika sonra patlamanın olduğu yere yoğun bir taramanın yapıldığını söyledi. Çağatay, "Fatma ve Sêvê orada kaldı ancak Pakize ile diğer arkadaş da daha gerilerdeydiler. Onlardan haber alamadım artık. Ama Fatma'nın yarası ağır değildi. Bizler oradan çıktıktan sonra bizim ilçe eşbaşkanı ile konuştum. Durumu onlara anlattım. Saat artık 19.30'a gelmişti tahminen. Durumu vekillere aktardıktan yaklaşık 20 dakika sonra Sêvê, Fatma ve diğer arkadaşların olduğu yere yoğun bir tarama yapıldı. Tarama yaklaşık yarım saat sürdü" dedi.
İşkence izleri
Üç kadının hem yakın mesafeden hem de uzak mesafeden vurulduklarına dair bilgiler edindiklerini belirten HDP milletvekili Aycan İrmez de , “Avukat arkadaşlar yüzün tanınmaz halde olduğunu söylediler. Fatma Uyar’ın çenesi kırılmış. Ama yüzünde ateşli silah izi yok. Dipçikle mi yoksa tekmeleyerek mi çenesini kırdılar bilmiyoruz. Arkadaşlarımızın cenazelerine ilişkin avukatların verdiği bilgi barbarca bir işkence uygulandığını da gösteriyor” bilgisini vererek katliamın kirli politik niteliğini ortaya koyuyor.
Tayyip Erdoğan’ın bilmem kaçıncı kere toplayarak, özendiğini kendi beyanlarıyla dile getirdiği ‘führer’ havasıyla nutuklar çekerek direniş dinamiklerine tehditler savurduğu bugünkü muhtarlar toplantısında yinelediği gibi Kürt çocukları, kadınları başta olmak üzere “makul Kürt” olmayı kabul etmeyen tüm Kürtler açık imha hedefidir. Bu hedefler içinde siyasetçilerin sıralamanın başında yer alacakları Erdoğan’ın bugün altını bir kez daha çizdiği gibi açıktır.
Yıllarını, bilinçlerini, ruhlarını Kürt özgürlük mücadelesine veren üç kadının katledilmesi bu açıdan tesadüf olmadığı gibi, tekil nitelikte bir gelişme de değildir. Onların katledilmesi için gösterilen ısrar bile çok şey anlatıyor...
Savaş tırmanıyor, o tırmandıkça direniş büyüyor, pekişiyor. Erdoğan bile beklemedikleri bu direngenliği bugünkü muhtarlar toplantısında “sivilleri gözettiğimiz için bu kadar uzadı” diye “mazur” göstermeye çalışıyor. Aslında çaresizliğin başka bir itirafı olan bu sözler önümüzdeki günlerde saldırganlığın da en kirli biçimlerle doruğa çıkacağını gösteriyor. Faşizm çaresizleştikçe kudurganlaşır. Onun tek panzehiri bu çaresizliği Türkiye bütününe yayılan bir direniş çizgisiyle çözülmeye dönüştürmektir.
Başka yolu yok!