Cizre 9 günlük abluka altındayken görevden alınan Cizre Belediyesi Eş Başkanı Leyla İmret ile sürece dair konuştuk
Cizre 9 günlük abluka altındayken Cizre Belediyesi Eş Başkanı Leyla İmret, İçişleri Bakanlığı’nca görevden alındı. Leyla İmret ile son sürece dair konuştuk:
Alınteri: Görevden alınış gerekçesi neydi?
Lİ: Dokuz gün önce sokağa çıkma yasağı ilan edildiği günlerde görevden alınmışım. Bunun gerekçesi ise çarpıtılan bir haber oldu 8 ay önce bir röportaj vermiştim yabancı bir haber ajansına. Haber çarpıtıldı, bütün ulusal gazetelere manşet oldu. Bunun üzerine ‘iç savaş yürütmek, halkı güvenlik güçlerine karşı silahlandırmak’ gibi saçma söylemlerle soruşturma açtılar; üç gün içerisinde gelişen bir şeydir. Bu yasak süresinde de gazetelere manşet yaptılar.
İkinci gün soruşturma açıldı, üçüncü gün görevden alındım. Tamamen adaletsizce gelişen tam anlamıyla yalan bir haberdi. Biz de hukuki süreci başlattık. Bir kadın olarak savaş dilini kullanmayız. Bir kadın olarak savaşa karşıyız. Bir kadın olarak Barış Anneleri’yle bir olup barışı getirmeye çalışıyoruz. Yaşamı yaratmaya çalışıyoruz. İç savaş sürüyor, iç savaşa çağrı yapmak gibi bir durum olmadı. Çünkü biz daha çok yaratmayı seviyoruz, bozmayı değil. Onun için bu söylemleri asla kabul etmiyorum. İtirazımı yaptım. Muhabir de bu haberi yalanladı zaten. Davayı kazanırım diye düşünüyorum.
Alınteri: Savaşın tetiklenmesinin nedeni nedir?
Lİ: Bu savaşın tetiklenmesinin nedeni çözüm sürecinin ortadan kaldırılmasıdır. Müzakerelerin aslında ne kadar önemli olduğunun ve buna ne kadar ihtiyaç duyduğumuzun bir belirtisidir. Bir müzakerelerin başlatılması gerekir yeniden, huzursuzluğun giderilmesi için...
Alınteri: Bu katliam neden Cizre’de yapıldı?
Lİ: Burası ‘90’lı yıllardan beri hep huzursuzluk ve çatışmaların bulunduğu bir bölgedir. Burada karanlık güçler var, bunu tam olarak adlandıramayız ama bir kontra güçler var paralelci midir nedir bilmiyorum. Böyle provokasyonlar hep Cizre üzerinden yürütülüyor. Provokasyonların ve kirli oyunların bu kadar yoğun oynandığı bir şehirdeyiz.
Eşbaşkan olarak bu şehrin hizmet alanında ön plana çıkması bir şeyler yapmak istiyoruz ama huzursuzlukların olduğu yerde hizmet sunmakta zorlanıyoruz. Bu soruyu artık biz de soruyoruz: “Neden Cizre halkı bu kadar acı çekiyor? Neden bu kadar bedel ödemek zorundayız? ‘90’lı yıllardan bu yana niye bu kadar katlediliyor?..” ‘90’lı yıllardan bugüne hep böyle katliamlar yaşamış bir şehirdir Cizre. Bunun için bizim barışa ne kadar ihtiyaç duyduğumuz halkın buna ne kadar ihtiyacı olduğunu hep dile getiriyoruz.
Alınteri: 9 günlük süreci anlatabilir misiniz?
Lİ: Nur Mahallesi’nde oturuyordum Cizre abluka altına alındığında. İlk anons yapıldığında en fazla iki gün sürer diye düşünüyorduk ama bu dokuz günü geçmeye başladı ve artık birkaç gün sonrasında en temel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz hale gelmiştik. Bebekler hastalanıyordu. Çocuklar artık o seslerden dolayı -top ve silah sesleri- tedirgindi, kadınlar ve çocuklar psikolojik olarak da iyi değillerdi, artık sağ çıkmayacağımızı düşünüyorduk.
İlk günler bahçeden bahçeye geçebiliyorduk sokaktan da bazen hızlıca geçiyorduk, bazen de şansa bırakıyorduk. En azından ambulans ve itfaiye için yardım arıyorduk. Zaten telefonlar çalışmıyordu, internet hiçbir şekilde yoktu. Biz sadece sabit bir hat kullanıyorduk. Bu hattı da acil durumlar için kullanıyorduk. Ambulans, itfaiye için kullanılıyordu. O esnada ölenler oldu. Hastalananları hastaneye kaldırmaya çalıştık izin verilmedi. Ambulanslara izin verilmiyordu. İnsana en çok da bunlar acı veriyor. Cenazeler var kaldırılamıyor, hastalar keza öyle. Yaralılar var yerde kalıyor. Orada kaybediyoruz insanlarımızı… Özellikle anneler çok acı çekiyorlardı. Yavrularını bir gün koynunda bırakıp ertesi gün dolapta peynirleri boşaltıp çocuğunun cesedini koyuyor. 21. yüzyılda bunun yaşanması çok kötü bir şey. Eski dönemlerde bile bu kadar vicdansızlık yayılmamıştır.
Tamam 9 gün ablukaya alıyorsun, sokağa çıkma yasağı getiriyorsun fakat bazı durumlarda, ölümler olsun, sağlık sorunlarında olsun bunlar kesinlikle aksatılmamalı. İnsani ihtiyaçlar karşılanmak zorundadır. Sular da tükenmişti. Bu konuda da elimden fazla bir şey gelmiyordu. ‘90’lı yıllarda bu bölgenin çocukları bu acıları yaşadı. Şimdi yine çocuklar acıları, ölümleri yaşıyor… Burada halkın önemli olan moral olarak düşmemesidir. Halk arasında müthiş bir dayanışma yaşandı. Evinde ekmeği olmayana komşusu yetişiyordu. İhtiyaçlarını birlikte karşılıyorlardı. Sokağa çıkma yasağının olduğu 9 gün bittikten sonra sokağa çıktığımızda vahşetin boyutunu daha derin olduğunu gördük. Bu kadar olduğunu tahmin edemiyorduk. Evlerin yakıldığını, evin iç odalarına kadar kurşunların girdiğini o zaman gördük. Kimileri evlerini boşaltı komşusuna geçti. Boşaltmamış olsalardı bazı evlerde ölümler daha çok olurdu. Halk kendini korumaya çalışmış. Bu olmasaydı ölümler çok fazla olurdu. Günahsız insan katledildi. Gelin kaynana öldürüldü, 75 yaşındaki yaşlı amca, 35 günlük çocuk… Evlerinde ekmek kalmayınca bir sopaya beyaz bir bez takıp çıkmaya çalışanlara dahi ateş edilmiş. Umarımız bu bir daha yaşanmaz.

Alınteri: Kürt sorunu nasıl çözülür?
Lİ: Seçimlerden sonra müzakerelerin tekrar başlamasını umut ediyoruz. Sağlam adımların atılmasıyla... Biz Kürt Türk halkının beraber yaşamasını istiyoruz. Ne bir asker ne polis ne de bir gerillanın ölmesini istemiyoruz. Biz halk olarak da huzur ve barış istiyoruz. Annelerin ağlamasını istemiyoruz. Bu topraklarda artık halkın, sivilin katledilmesini istemiyoruz. Bunun için acilen müzakerelerin başlaması ve temelli barışın sağlanmasını istiyoruz.
Alınteri: Belediyenin işleyişi hakkında bilgi verebilir misiniz?
Lİ: Seçildiğimde belli bir strateji ve projeler yaptık. 5 yıllık 30-40 yıllık stratejilerle işe başladık. Her şeyden önce burada huzurun sağlanması gerekiyordu. Bu insanların baskı görmemesi, katledilmelerine son verilmesi için önce siyaseten bir huzura kavuşması gerekiyordu. Bizim iyi hizmet vermemiz için buna ihtiyaç vardı.
Projelerimizi önümüze koyduk, seçilir seçilmez Kobanê olayları oldu, Şengal saldırıları oldu. Bizler büyük bir göçle karşı karşıya kaldık. Bu göçlerle uğraşmak belediye olarak bizi bayağı yıprattı. Hizmet verme noktasında da kısıtlanıyorsun. Yabancı ülkelerde kardeş belediyeler edindik. Burada asıl amacımız şehrin doğa güzelliği, tarihi açıdan ön plana getirmeye çalışmaktır. Ekoloji yönüyle Dicle Nehri üzerine çalışmalarımız vardı. Özellikle kadınlara yönelik çalışmalar yaptık.
Alınteri: Kadın ve çocuklara yönelik çalışmalarınızı biraz açabilir misiniz?
Li: Cizre’de çocuklara yönelik park alanları yoktur. Kadınların rahatça oturabilecekleri bir alan yok. Ya da bir eğitim alanı yok. Kadınların buluşup eğitim ve seminerler alabileceği alanlar yok. Sağlık alanı olsun eğitim alanı olsun atölyeler olsun... yok. Her mahallede kadın yaşam alanları yaratmaya çalıştık. Bu projeleri Avrupa’ya da götürdüm. Almanya, Hollanda’yla iletişim halindeydik. Bunların üzerinde duracak ne zaman ne de huzur bulabildik. Yerellerde yaşadığın sorunları çözmeye, zaman ayırmaya ve bunları yaşama geçirmeye çalışıyorsun. Devlet bu projelere maddi destek vermeyi bırakalım, engel oldu birçok yerde. Mesela Dicle Nehri şahane ve şehrin içinde geçiyor. Oraları güzelleştirecek, ağaçlandıracak ve park alanları yaratacaktık. Bir şeyler yapmak isterken bürokrasiyle uğraşmak zorunda kalıyorsun… Eninde sonunda bunları yapacağız. Buranın belediyesinin 108 yıllık bir geçmişi var. İlk defa bir kadın Eş Başkan seçildi. Bu konuda da bazı ilkler yapmak istiyorduk. İnşallah yapacağız. Bir de unutmadan şunu söyleyeyim, kadın başkan seçilmesi kadınlara daha bir güven verdi. Çeşitli çalışmalar yaptık, kısa sürdü ama 4-5 günlük de olsa kahveleri kapattık.

Alınteri: Kürt sorununun çözümünde işçiler ne yapabilir?
Lİ: Aslında bu tamamen emek sorunudur. Sömürülen, eziyet çeken, haksızlığa uğrayan işçi ve emekçilerdir. Bu, partilerin işçiler cephesinde yapacağı çalışmalarla aşılacaktır. Bence acımızı daha kolay anlayacak kesimlerdir.
Alınteri: Cizre olaylarında Türkiye’de ne olmasını beklediniz?
Lİ: Daha çok Türkiye’nin ayağa kalkmasını beklerdik. Belki basına yansımadı. Bu böyle oldu. Ama yer yerinde oynamalıydı. Fakat bu çok cılız kaldı. Olaylar bittikten sonra dayanışma ziyaretleri yapıldı, bu da önemliydi.
Alınteri: Savaşta daha çok yoksullar etkilenir. Sence neden?
Lİ: Parası olan zaten evinde kalıyor. Askere gidenlerin hemen hemen hepsi yoksullardır. Daha çok da savaş alanına gönderilenler de bu askerlerdir. Şimdi paralı askerlik olayı da var. Bunlardan daha çok yoksul aileler etkileniyor. Şu dönemde de asker polis ölümlerine artık tepkiler veriliyor.
[Silah sesleri yoğunlaşınca röportajı yarıda bırakmak zorunda daldık]