BMİS Genel Eğitim Sekreteri Seyfettin Gülengül ile konuştuk:
Oğlun Ölmeden: Sizce savaş neden tetiklendi?
Seyfettin Gülengül: Herkes biliyor ki devletin başındaki zat 7 Haziran seçimlerinden önce “400 milletvekilini vermezseniz barış süreci falan olmaz” dedi. Bunu hem resmi olarak hem de gayri resmi olarak açıkça birçok şekilde ifade etti. Daha yakın zamanda Sağlık Bakanı da ifade etti, “400’ü verseydiniz bunlar olmazdı” dedi.
7 Haziran’a kadar bu ülkede kan akmazken, barış süreci varken, 8 Haziran’da ne oldu da böyle oldu. 8 Haziran sabahı AKP’nin 400’ü bul(a)madığı tartışılıyordu. Bulamadığı takdirde hükümetin kurulamayacağını bütün halk görüyordu. Sermaye ve işverenler cephesi hükümet aleyhine bir laf ettiğinde… Bugün işte yaşıyoruz. Holdingler basılıyor, paralelci oluyor, başka bir şey oluyor. Bu tür baskılardan kaynaklı hiç kimse ses çıkaramıyor.
Güneydoğu ve Doğu’daki halk buna ses çıkarıyor. Onların da yaşamadığı zulüm kalmadı. Bunun çeşitli örnekleri var; sıkıyönetimler, olağanüstülerle baskılandırılıyorlar. Batı’da çıkan ses ya çok duyulmuyor ya çok yazılmıyor ulusal basın tarafından. Ya da yazmaya ve duyurmaya korkuyorlar. Bu ülkede kan akıyor, çocuklar ölüyor, bunu basın vermiyor veremiyor. İşte Hürriyet’e baskınlar oldu, Hürriyet çok mu barıştan yanaydı, Hürriyet çok mu sosyal demokrattı, çok mu solcuydu ya da çok mu AKP karşıtıydı? Değildi ama mevcut AKP Hükümeti’ne, Cumhurbaşkanına en ufak laf ettiği için bu baskılar yapıldı.
Bugün interneti açıp baktığımızda “Aaa bu da mı öyleymiş” diye şaşırıp kalıyoruz. Savaşı kim istiyor, kim yaptı valla halk biliyor, görüyor. Bu ülkede Cumhurbaşkanı devlet başkanı olmak istiyordu, başkan olmak istiyordu. “Başkan yaptırmayacağız!” diyen de belliydi, büyük bir güç vardı, ummadığı bir güç ve ummadığı bir tepkiyle karşılaştı. Bunun olacağını da tahmin ediyordu. Bu zat, “Ya ben başkan olurum ya da…” diyerek her şeyi tarumar edip bir tarafa koydu ve savaşı başlattı. Bunu görmemek için kör olmak gerekir. Bunu gören, itiraz eden baskılandırılıyor.
Oğlun Ölmeden: Savaşta neden hep yoksullar ölüyor?
Seyfettin Gülengül: Biz bunu işyerlerimizde, dilimiz döndükçe her yerde anlatıyoruz. Bakın aslında Suriye bizim için bir örnek; kötü bir örnek ama birilerinin bir şeyi görmesi açısından iyi bir örnek. Daha düne kadar bu ülkeyi yönetenler, birbirlerinin nikahlarına gidip gelip, birlikte tatil yapıyorlardı. Şimdi kanlı bıçaklı düşman oldular.
Bakın Akdeniz’e; bizim ülkemizin üç tarafı denizlerle kaplıdır ve üç tarafından cesetler vuruyor. Bu cesetler bizim gibi yaşayan insanların, yani Suriye’de bizim gibi yaşayan halkın cesetleridir. Çünkü Suriye’deki zenginler de bir taraftan görkemli yaşamlarına devam. Biz bu savaşı yaşıyorsak bizde de bu zenginler çeşitli basın organlarını basanlar, mecliste savaşa evet diyenlerdir.
Bakanların çocuklarının çoğu ya bedelli askerlik yapmıştır ya çoğu çürük raporları almıştır. Araştırılsın ortadadır hepsi. “Savaş istiyoruz!” diyenlerin hepsini basın çok yazıp çizdi. Dolayısıyla, böyle bir savaş Suriye’de, daha dün Irak’ta, yarın… Olmasın tabii hiç kimse bunu arzu etmiyor. Bu ülkede bu zulmü yaşayacak, ölecek olanlar bizim gibi orta sınıf halk tabakalarıdır. Biz olacağız yani. Bizim bu topraklardan kaçıp başka bir yerde yaşama şansımız yok.
Bugün fabrikalarda insanlar asgari ücrete çalışıyorlar, buna tepki göstermekte zorlanıyorlar. Bizim dini, milli duygularımızı bize karşı kullanıyorlar. Bununla ilgili şeyler yaptırıyorlar. Ama asıl savaşa karşı çıkması gereken kesimler bu kesimler olmalı. Çünkü böyle bir savaş yaşanırken askere gidecek olan da biziz, ölecek olan da biziz! Suriyelilerin cesetleri yerinde bizlerin cesetleri toplanacak sokaklardan -ki zaten toplanıyor şu anda. Bu savaşa karşı çıkması gerekenler fakir-fukara olanlardır. Metropollerin daha kıyı semtlerde yaşayanlar, işçiler emekçiler fakir fukara köylüler bu savaşa karşı çıkmalılar. Halk itiraz edip ses çıkarmalı. Umudu yitirmemek lazım ama zor görünüyor.
Oğlun Ölmeden: Kürt sorunu nasıl çözümlenmeli?
Seyfettin Gülengül: Bu ülkede bu sorun Cumhuriyet öncesinden beri devam eden bir sorundur. Okuduğum ve hatırladığım kadarıyla Osmanlı’nın son dönemlerinden beri süren bir meseledir. Biz düşüncemiz belli insanlarız; inanırız, inanmayız ama bu ülkede Said-i Nursi Hazretleri de Kürt politikası yapmaktan yargılanmıştır, sürgün yemiştir, zorunlu ikamete gönderilmiştir. Şimdi bu insan dindar biri. Bu ülkede yine Kürt-Teali Cemiyetine üye olan insanlar idam edilmişlerdir o tarihlerde. Geldiğimiz günlerde de değişen bir şey yok ki. Birisi birine yakınsa hemen bir yafta yapıştırıp ötekileştiriliyor. Ötekileştirmek çok basit, bu ülkede bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Bu ülkede sadece Kürt sorunu yok ki, Çerkez sorunu da var, Laz sorunu da var daha birçok sorun var aslında.
Anneler çocuklarına hakaret ederlerdi “Ermeni, Rum” diye, biz böyle büyüdük. Son zamanlarda Maraş, Çorum, Fatsa, Sivas katliamları olurken Kürt sorunu da vardı. Bu yaşa gelinceye kadar bütün hükümetlerden, bütün başbakanlardan Kürt sorununun varlığını duyduk, hepsi de çözülmesi gerektiğini söylediler, ancak çözülmesi yönünde bir adım atılmadı. Bu sorunun demokratik yollardan bir an önce çözümlenmesi gerektiğine inanıyorum.
Ayrıca bu ülkede hiç kimsenin kimseden ayrılma gibi bir talebi de yoktur, ayrılma şansı da yoktur. Bu halklar birbirinden ayrıldığı zaman birilerinin koltuğuna sığınmak durumunda kalır. Bunu da hiç kimse istemez. Kürt mücadelesini sürdüren insanlarında hiçbiri ayrılmayı düşünmüyorlar, istemiyorlar, ayrı bir devlet kurma gibi bir istekleri yok ben böyle bir şey bilmiyorum en azından. İsteyenler var ama onlar bunlar değil. Dolayısıyla bu toprakların bölünmesi hiç kimseye fayda sağlamaz. Bu ülkede herkesin kardeşçe, insanca yaşamaya hakkı vardır. Böyle yaşamak zorundayız.
Bir an önce bu sorunun çözüme kavuşturulması gerekiyor. Korkmamak gerekiyor, silahla değil, kurşunla değil, belki bunlarla sesini duyurabilirsin -oldu bunlar yaşandı- ama her gün kan akması herkesi rahatsız ediyor. Çocuklar öldürülmeye başlandı. Bir an önce bu sorunun çözülmesi, ellerin tetiklerden çekilmesi, akan kanın durdurulması, barış ve huzur ortamını geri getirilmesi gerekiyor. Daha büyük sorunlarımız da var bizim, demokratik yollardan çözüme kavuşturulması gerekiyor. Bizim asıl sermayeye, bizim asıl sömürüye karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Bu ortam emek mücadelesinin de önüne geçiyor. Biz bu taraftaki mücadelemizi sürdürürken bir taraftan da yaftalanmaktan çekiniyoruz.
Oğlun Ölmeden: Bu savaşta işçiler ne yapmalılar?
Seyfettin Gülengül: İşyerlerinde, fabrikalarda savaşla ilgili çalışmalar yapıyoruz, yaptık bilinçlendirme adına. Ama birilerinin yaptığı gibi TOBB’un, işverenler ve yandaş sendikaların cephesinin yaptığı gibi, “Teröre lanet, bayrağa saygı” gibi değil tabii, bu tür şeyleri yapanların sonlarının ne olduğunu bu halk öğrendi. Biz bu savaşın bir an önce durdurulması, akan kanın durması talebiyle her türlü terörün durdurulmasıyla ilgili fabrikalarda basın açıklaması ve yürüyüşler yaptık.
Bazen bunu anlatmada, kendimizi ifade etmede zorlansak da Birleşik Metal-İş Sendikası olarak sitemizde yer alan çağrılarımız da var. Biz her türlü şiddetin, her türlü terörün, akan kanın durdurulmasını talep ediyoruz. Bununla ilgili daha güçlü olarak sokağa çıkmak, daha güçlü olarak ses vermek gerekiyor. Ne kadar yapabiliyoruz; yetersiziz ama basın da yazmıyor, sesimizi halka duyurmuyor, duymak isteyenler duyuyor, görüyor.
İşçiler bu savaşa karşı çıkmalı ve ses vermeliler. Bunu da açıkça beyan etmeliler. Biz buna benzer şeyler yaptık, zorlansak da yaptık, herkesin yapması gerekiyor diye düşünüyorum. DİSK’e bağlı sendikalar belki bizden bir adım öndeler, Genel İş Şube yöneticileri Cizire’ye gittiler. Bu sadece DİSK’e, KESK’e bağlı sendikaların yapabileceği bir şey değil, birilerinin ses çıkarması evet ama halkın bütün olarak ses çıkarması gerekiyor. Halk gerçeğin farkındaysa seçimlerin, sandıkların çok çözüm olduğunu düşünmemekle birlikte 1 Kasım’da yine oylarıyla tepkilerini net olarak ortaya koymalılar.
Oğlun Ölmeden: Sizin sitenizde bir açıklamanız var. Terörü lanetleyen, TOBB’un bir çağrısı var hemen hemen aynı şeye tekabül ediyor. Sizin de bu yürüyüşe katılmanızı isteyebilirler bu durumda nasıl bir tavır sergileyeceksiniz? Bir tarafta işçilerin savaşı olmadığını söyleyip bunu anlamaları gerektiğini ve bu savaşa karşı çıkmaları gerektiğini söylerken, TOBB’un yaptığı çağrılar işçileri tamamen milliyetçi, ırkçı duygularla sokağa çağırıyor, böylesi bir durumda işçiler nasıl bilinçlenip de bu savaşa karşı çıkacaklar?
Seyfettin Gülengül: Hiç kimsenin bayrağa saygısızlık gibi bir düşüncesi olamaz, böylesi bir düşüncenin biz de karşısında oluruz. Her ülkenin bayrağı olduğu gibi Türkiye’nin bayrağına da saygı gösterilmesi gerekiyor. Hiç kimsenin bayrağa saygısızlık etmek gibi sorunu yoktur bence. Sadece birileri bayrağı kullanıyor. Bizim fabrikalarda her türlü terörü lanetleyen basın açıklamalarımız, yürüyüşlerimiz oldu.
Ama TOBB’un çağrısı, aslında ülkeyi yöneten hükümetin çağrısıdır. Bir hafta öncesine gidersek kendisine sendika diyen ve hükümetle birlikte oturup etkinlik kararı alan sendikalar var; biz onlara sendika demiyoruz. Türk-İş’in geçmişinden bugüne baktığınızda içinde Türk Metal de var. Nerede ne yaptıklarını anlamakta zorluk çekilen, her şekle uyan bir sendika modeli var orada. Onların emek mücadelesine vermiş oldukları zarar da ortada. kendi üyeleri ayağa kalkmış durumda, kendi üyelerine anlatamıyorlar bugün. Böyle bir şeyi yapabilseydi başta Bursa’da yapardı. Bu TOBB’un çağrısından öte hükümetin çağrısı, işveren cephesinden yapılan bir çağrıdır. Biz bugüne kadar emek-sermaye cephesinde bir şey yapılacaksa bizim cephemizden yapılır, onlar kabul ediyorlarsa gelirler. Sermaye cephesinde bunu yapmaya gerek yoktur. Hükümete yakın gözükmek için yaparlar sadece.
Oğlun Ölmeden: Siz örgütlü olduğunuz fabrikalarda basın açıklamaları yaptınız, yürüyüşler yaptınız. Bütün işçileri kattığınız bir savaşa hayır mitingi, yürüyüşü düşünüyor musunuz? Hem bir cevap da olur sanırım böyle bir şey.
Seyfettin Gülengül: Fabrikalarda yaptığımız basın açıklamaları, yürüyüşler özünde savaşa hayır denmekti. Okunabilse o, her türlü şiddete, teröre derken bunu kastediyoruz zaten.
Oğlun Ölmeden: Aslında şunu söylemek istiyorum. Siz fabrikalarda yaptığınız dışında savaşa işçilerin kitlesel kitlesel olarak hayır dediği bir miting ya da yürüyüşü sokakta öremez misiniz? Bunu yapmak gerekli değil mi?
Seyfettin Gülengül: Bunu yapacak olan belki DİSK’tir, konfederasyondur. Biz ancak destelemek için katılabiliriz. Çünkü konfederasyona bağlıyız. Lokal olarak birilerinin bir yerlerde bir şeyler yaptığı bir şey olamaz. Konfederasyon karar alır, biz uyarız. Bunun da ötesinde böyle bir şey yapılacaksa dört örgütün birlikte karar alıp hükümet ve işverenler cephesine karşı bir şey yapılması daha uygun düşer diye düşünüyorum.