Kobanê müjdesi!

2015 yılının ilk müjdesi Kobanê direnişinin IŞİD çetesini kent merkezinden tamamen temizlemesi oldu

AGÎRE JÎYAN
Cumartesi, 31 Ocak 2015 (11 yıl 2 ay önce)

Helin Adar



 



 2015 yılının ilk müjdesi, Kobanê’nin bugün yarın düşmesini bekleyen emperyalistler ve bölge gerici devletleri adına savaşan IŞİD katliam çetesinin Kobanê merkezinden sökülüp atılması haberi oldu. Aylardır “Bugün Kobanê!..” diye atan ilerici insanlığın yüreği “Bizim de sokağımıza bayram geldi” coşkusunu yaşadı. Merkezin özgürleştirilmesinden sonra şimdi köyler kurtarılıyor.



 



Bu direniş eşitsiz güçlerin eşitsiz koşullarda yürüttüğü bir savaşta umudun ve inancın nasıl kazanma iradesine dönüşebileceğinin kanıtlarından biri olarak tarihteki yerini çoktan almıştı. Egemenler ve yandaşları böylesi bir kuşatma karşısında kısmi bir direniş olsa da Kobanê’nin çok fazla ayakta kalamayacağını hesaplamışlardı. Oysa direniş gerçek anlamda 'gerçekçi olup imkansız istemek' ve başarmak duygusunu tazeleyip güçlendirdi. Dosta olduğu kadar düşmana da şapka çıkarttırdı, sahte “selam”a durdurttu.



 



Kobanê direnişi başından beri IŞİD katliam örgütüne karşı bütün insanlığın arkasında durduğu bir direniş oldu.Türkiye ve Ortadoğu halklarının desteğine, 1 Kasım’da dünya çapında verilen destek eklendi. Kobanê direnişi, kısıtlı askeri olanaklarına rağmen arkasında duran destekten aldığı büyük bir moral güçle yürütüldü ve kazanıldı.



 



Direnişin siyasal mesajı



Kobanê direnişinin askeri zaferi bütünleyen en değerli yanı; sadece Suriye’de değil, Ortadoğu’nun bütününde Rojava benzeri ileri örnekler yaratma sinerjisi yayması olacaktır. Direnişin yenilgisinin istenmesinde, IŞİD’e açık ya da örtük destek verilmesinde onun bu karakteri belirleyicidir.



 



Emperyalist güçler ve Türkiye başta olmak üzere işbirlikçi bölge gericilikleri, IŞİD eliyle Kobanê’yi düşürüp bir bütün olarak Rojava şahsında bir iradenin kırılmasını istiyorlardı. Etnik-dinsel-mezhepsel farklılıkların kaşınması üzerinden kontrolün sağlandığı Ortadoğu gibi bir coğrafyada, farklı etnik grupların  kantonlar biçiminde örgütlenerek, eşit temellerde temsil edildikleri meclislerini kurmalarına izin vermeleri mümkün değildi. Yarın bir bumerang gibi kendilerini de vuracak olan IŞİD çetesinin arkasında durarak aslında, Kobanê ve Rojava'daki bu iradeyi ezecekleri, halkların bu temelde bir araya gelmelerine izin vermeyecekleri mesajı vermek istediler.



 



Bu anlamda savaş aynı zamanda bir irade savaşıydı. Rojava’nın iradesinin kırılması demek, bölge halklarının kendi güçlerine, iradelerine dayanan bir seçeneğin yaratılabileceği umudunu kırmakla özdeşti. Türkiye, İsrail ve Güney Kürdistan başta olmak üzere, bölge gericilikleri ve emperyalist güç odakları, Ortadoğu’da diğerlerini de etkileyebilecek demokratik karakterde bir dinamiğin somutlanmasını, daha başında engelleyebileceklerini hesapladılar. Kobanê kapısından girerek, Rojava’nın başına örülmek istenen çorap buydu.



 



Bilindiği ve tüm dünyanın gözleri önünde yaşandığı gibi Rojava devrimi, emperyalist güçlerin ve bölge gerici devletlerinin, on yılların özgürlük mücadelesi birikimini de arkasına alan Kürt halkının iradesine eskisi gibi ipotek koyamayacaklarının ilanıydı. Kobanê direnişi ve şehir merkezinin dişle tırnakla direnilerek özgürleştirilmesi, bunun altını bir kez daha kalınca çizdi. Bu, her şeyin emperyalistler ve egemen güçlerin istedikleri gibi dizayn edilemeyeceğinin beyanı, “biz de varız” demenin resmiydi.



 



İdeolojik mesajı



Rojava devrimi ve Kobanê direnişi hakkında herkes meşrebince bir şeyler söyledi. Bu yaklaşımlar, yazılıp çizilenler dışında, günlük pratik politik faaliyete de somut olarak yansıdı. Elitist grup ya da kişilerin gözü dönmüş şovenizmi açıktan konuşurken, örtük ulusalcı yaklaşımlar da sayısız biçim ve bahaneyle dile geldi. Direnişin kendisi tüm bu yaklaşım ve tutumlara verilmiş okkalı bir ideolojik yanıt oldu.



 



Kaynağını “Emperyalist küreselleşmenin ulaştığı bugünkü düzeyde ulusların kendi kaderlerini tayin edebilmelerinin olanağı yoktur. İlla ki şu ya da bu emperyalist güce dayanmak zorundadırlar, onlar bunu istemeden kıpırdayamazlar. Ortadoğu’da ise bu imkansızdır” gibi sakat bir yaklaşımdan alan çıkarsamalara sık sık rastlanıyordu.



 



TKP ve Doğu Perinçek bildiğimiz gibiydiler. Sosyal şovenizmin zehrini en berbatından yayanlar arasındaydılar, faşist MHP ile yarıştılar adeta... Bunların yüzü açıktı. Bir de örtük savunular vardı ki asıl onlar ilerici-demokratik toplumsal dinamiklerin bir halkın onur mücadelesine sunacakları desteğin önünde sinsi bir barikat oluşturuyorlardı.



 



Sosyal şovenizmin hazır kıt'a neferleri!



Bunların bir kısmına göre, Rojava’ya “devrim” demek abartıydı. “Esad kendi hesapları doğrultusunda bir koridor açmıştı, Kürtlerin güçlenmesini istemişti", olay bu kadar basitti! Ortadoğu kaosunda tüm riskleri göze alarak böyle bir seçeneğe yönelmiş olmayı küçümseyen bu cenah, aynı zamanda sosyal şovenizmini de bu kılıfla perdelemeye çalıştı. Bunu yaparken halkın gücüne, direnme dinamiklerine karşı küçük burjuvalara mahsus güvensizliklerini de bir kez daha ifşa etmiş oldu. Oysaki gerçek çok netti. Kim kendi çıkarları doğrultusunda hangi hesapları yaparsa yapsın, sözkonusu olan yüzyıllardır katliamdan geçirilen bir halkın ortaya çıkan boşlukları devrimci bir yaklaşımla değerlendirmesiydi.



 



Dilinin kemiği olmayan bu elitist gruplar bu tutumlarıyla 'ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı'ndan ne anladıklarını da ele veriyorlardı. Onlar, Rojava halklarının ortaya çıkan boşlukları değerlendirip kendi kantonlarını kurmasına karışabiliyorlardı?! Halkları bir fırsatı değerlendirip kendi kaderini bu yönde kullandıkları için kınayıp yargılıyorlardı. Oysa PYD baştan net bir tutum içerisindeydi.Suriye’de gerici iç savaş derinleştirilip Esad’ın karşısına ÖSO ittifakı çıkarılırken sırtını ne Esad gericiliğine ne de emperyalist ittifaka dayadı. Kürt halkının öz iradesine dayandı. Doğan boşluktan da yararlanarak, kantonlara dayalı demokratik özerkliği ilan etmek şeklinde bir hat izledi.



 



Emperyalistlerin çeşitli bölgesel hesaplar doğrultusunda yaptıkları silah yardımlarını bahane edip sahte bir antiemperyalizmin arkasına saklanarak Kobanê direnişine “Koalisyon güçleri, emperyalistlerin bombaları eşliğinde Kobanê siyasal olarak zaten düşmüştür” yaftası yapıştıranlar ise başka bir cenahı oluşturdular. Bunlar; Kobanê'deki direniş karşısında ilk başlarda gönülsüzce de olsa şapka çıkarmak zorunda kalmışlardı. Ama bunu yaparlarken bile, nerede nasıl bir açık buluruz da eski konumumuza döneriz ve "bakın biz dememiş miydik!"i kanıtlarız samimiyetsizliğini her halleriyle gösteriyorlardı. Koalisyon güçleri denilen emperyalist bloğun çeşitli siyasal hesaplar ve toplumsal basınçla atmak zorunda kaldığı adımlar sözkonusu olmaya başladığı anda da hızlabunu yaptılar.



 



Madalyonun bir yüzünden bakmak!



Fakat bu yaklaşımlarıyla o sosyal şoven ve bir o kadar da elitist karakterlerini bir kez daha kanıtlarlarken, aynı zamanda dünyayla, yaşanan süreçlerle ne kadar metafizik bir yaklaşımla ilişkilendiklerini de ele veriyorlardı. Onlar Kürt halkına “Emperyalizmin kucağına ha oturdu ha oturacak" kafasıyla yaklaşarak aslında Ortadoğu'da ve özelde de Kürt halkında yaşanan toplumsal değişim ve arayışları göremediklerini, yılların biriktirdiği direniş dinamiklerini bir kalemde sildiklerini de ortaya koymuş oldular. Söylediklerinin ve aslında beklentilerinin (Kürt siyasi hareketinin emperyalistlerin kucağına hızla oturması!)  o kadar kolay olmadığını, kendilerinin süreçleri kaba bir tek yanlılıkla okuduklarını hayatın kendisi onlara bir kez daha gösterecektir.



 



Emperyalistlerin, Türkiye başta olmak üzere bölge devletlerinin herbirinin -elbette Kobanê üzerinden- bölgede farklı stratejik hesaplarının olmaması mümkün mü? Onlar bölgede belli bir gücü ve toplumsal temeli olan her hareketi denetim altına almak, alamıyorsa ılımlı bir rotaya çekmek için her yöntemi kullanırlar. Bu anlamda Kobanê’nin tamamen özgürleşmesi durumunda tarihsel fırsatları olduğu kadar tarihsel tehlikeleri derinleştiren yeni bir süreç başlayacağı açık. Farklı sınıfları bir arada tutan ve bunu bir denge anlayışıyla yapan Kürt hareketinin zikzaklı tutumları da malum. Fakat tüm bunlara rağmen defalarca olduğu gibi bu dezavantajları denetim altına alan avantajlar ve dinamikler henüz tükenmedi. Tükenmiş olsaydı bugün Kobanê ve genelde de Rojava'da yaşananlar sözkonusu olmazdı.



 



Emperyalistlerin ve bölge gericiliklerinin hangi dezavantajları nasıl kullanacakları açık. Yanmış yıkılmış bir bölgeye insani yardım, yeniden onarma adı altında emperyalist kapitalist ülkelerin rant kapısı olarak üşüşecekleri kimse için sır olmasa gerek. Erdoğan’ın hıncını kutlamalar yapan halktan çıkaran “Halay çekip duruyorlar, ya o yıkılmış bölgeyi kim onaracak” sözü bile bölge üzerinden hangi hesapların, hangi araçlarla devreye sokulacağını görmeye yeter. Tam da bu noktada ABD ve bölge devletlerinin güncelleyerek hayata geçirmeye çalıştıkları politikalara karşı devrimci uyanıklığı elden bırakmamak her zamankinden fazla yaşamsal önemdedir.



 



Tehlike ve risklere karşı...



Bundan sonrasında karşıt koalisyon, PYD ve PKK’nin savaş alanında kazandığı prestiji, masada, diplomatik alanda geri almaya, onları varolan direnme dinamiklerinden arındırmaya  çalışacaktır. Türkiye’de ise “çözüm, müzakere” manevraları -Haziran seçimlerine yatırım gibi bir boyutu da olan- hızlandırılacaktır. Davutoğlu’nun Diyarbakır çıkarması, dinleyenleri Kürtçe selamlaması, birdenbire depreşen Kürtçe öğrenme merakı ve Kobanê selamlamasının altında oy avcılığının ötesinde hesaplar vardır. PKK’nin direnişçi çizgisini gerileterek, Barzani liderliği ve Güney Kürdistan modeli içine hapsedilen, bölgedeki denklemler içerisinde istedikleri gibi kullanabilecekleri işbirlikçi bir Kürt oluşumunu stabilize etmeye oynamaktan vazgeçmeyeceklerdir. Kürt Özgürlük Hareketi içerisinde buna yatkın eğilimleri bizler kadar onlar da bilmektedir. Bu eğilimi daha fazla derinleştirmeye oynayacaklardır.



 



Bu riski istemiyorsak!



Kürdistan’ın Stalingrad’ına dönüşen Kobanê, savaş cephesinde olduğu gibi politik alanlarda da güçlü bir biçimde savunulmak zorundadır. Bölgesel devrim perpektifi doğrultusunda, işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen halkların Rojava’yla dayanışmasını büyütmeye devam etmek zorundayız. Enternasyonal dayanışmanın görünür yanı,Kobanê’yi yeniden yaşanılır kılacak tarzda inşa ederken, siyasal inşası sırasında eleştirellikle fiilen arkasında durmaktır. Kolektif enerji, yaratıcılığını bir kez daha bu alanda göstermelidir, gösterecektir de!



 



Kendi kaderini tayin hakkı engellenmiş Kürt ulusu, özgürlük mücadelesi birikiminin itilimi üzerine oturan Kobanê direnişiyle, geleceğini şekillendirme yönünde yeni bir sıçrama halkası yakaladı. Bu halkanın kopartılmasına birleşik mücadele ile izin vermemeliyiz. Bölgede emperyalist oyunların dönmemesini samimiyetle isteyen, bu halkanın kopmaması, ileri taşınması için samimiyetle çaba sarf eder. Sınıfsal bir eksenle buluşturmak, sınıf ve emekçilerin duyarlılığını artırmak için elinden geleni yapar.



 



Sosyalizm perspektifiyle hareket eden bir bölgesel devrime evrilme olasılığı, arkasındaki desteğin ne kadar güçlü olup olmadığıyla da bağlantılıdır. Bu bir zorunluluktur. Çünkü yalnızlaşacak olursa atılan her ileri adımın geriye doğru çözülme riskini bağrında daha fazla taşıyacağı unutulmamalıdır. Günümüzde bu zorunluluğun koşulları her zamankinden daha fazla güçlenmiştir. Sorumluluklar Kürt halkına akıl verme aşamasını bugün her zamankinden daha fazla geçmiştir.