"Beni en çok şaşırtan şey, empati dediğimiz duygunun aslında bir vicdan rahatlatması olduğunu anlamam oldu"
Suruç'a gitmek için yola çıktığımızda neyle karışılacağımızdan o kadar emindim ki... Birkaç yüz metre ötemizde bombalar patlayacak, üzerimizden savaş uçakları geçecek, çadırkentlerde çocuklar yaşlılar zor durumda olacaktı...
Acılarını tahmin edebiliyordum, edebildiğimi sanıyordum. Zira savaş o topraklarda yıllardır süren bir şeydi ve yabancısı da sayılmazdım...
Beni en çok şaşırtan şey, empati dediğimiz duygunun aslında bir vicdan rahatlatması olduğunu anlamam oldu. Okurken muhtemelen siz yine anlamayacaksınız, 'abartıyor' diyeceksiniz, 'o kadar da etkilemez' diyeceksiniz. Savaş görmenize gerek yok, filmlerden bile alışkınsınız değil mi, bir binanın yarısının bombalarla yıkılmış, diğer yarısının ise hala ayakta durmasına.
'Yolu karıştırdık' yalanımız sayesinde Kobanê sınırının sıfır noktasına kadar gittik (Askerler geçişe izin vermiyor normalde). Çıplak gözle gayet rahat görülüyordu bahsettiğim o bina, binalar... O kadar çoktular ki! İlk tepkim 'burada birileri yaşıyordu' oldu. Evet orada birileri yaşıyordu. Bir çocuk dersini yapıyordu, bir anne yemek pişiriyordu, bir baba işten yorgun gelmiş, tv izlerken uykuya dalmıştı koltuğunda... Çoğumuzun evinde olan tablodan farksızdı yani o evin içi... Tek fark bizim evimiz hala sağlam ve ailemiz de yanı başımızda bombalarla parçalanmadı... Bir bebek süt içerken ölmedi, bir baba uykuda yakalanmadı ölüme. Bir anne feryat figan etmedi... 15'inde bir çocuk ailesinin intikamı için, toprağı için silahlanmadı, daha kurşun atamadan ölmedi... Ne kadar da benziyoruz birbirimize değil mi?

Süt! Ben sütü oldum olası sevmedim, en son ne zaman içtiğimi hatırlamıyorum bile. Hatta annemin sütünü bile çok kısa bir süre içmişim. Yani süt benim için yokluğunu hiç hissetmeyeceğim şeylerin belki de başında gelir. Gelirdi... Hala içebileceğimi sanmıyorum fakat, aslında ne kadar kutsal bir şey olduğunu yine orada öğrendim. Süt orada çocukların kemiklerinin gelişmesi için değil, yaşaması için gerekli! Çoğunun annesi savaşta ya ölmüş ya da hala cephede. İlk 6 ay anne sütünden başka bir şey verilmemeli ya çocuklara, keşke 6 aydan küçük çocuğu olan kadınlar da öldürülmese...
Kobanê'de yaralanıp Suruç'ta tedavi olanların anlattıkları ise insanın beyninde depremler, tsunamiler yaratıyor. İnsan kendinden utanıyor dinlerken... Bize, size, hepimize düşen şey ise o kadar basit ki... Bir tane süt veya bir paket mama. Kendi çocuğunuza aldığınız sütten bir tane de 'kendi çocuğunuz olmaması tamamen sizin şansınız olan' Kobanêli çocuklar için alın. Hepsi o kadar... Bir paket süt alırken ölme ihtimaliniz de yok üstelik...
Kobanê çadırkentinde yanımızda getirdiğimiz sütleri biz dağıtmak istedik insanlara. Koordinasyon merkezi geri çevirmedi istediğimizi. Yaklaşık 1 tonluk sütleri herkese yetebilmesi için aile başına 3'er paket olacak şekilde dağıtmaya karar verdik. 3 paketten fazla verirsek diğer ailelere hiç kalmayacaktı. Vicdani sorumluluğumuz vardı yani, dağıtırken. Fakat, "bizim çadırda 5 tane çocuk var, bir tane daha ver lütfen" diyen anneyi geri çevirmemek de vicdani, insani bir sorumluluktu. Neyse ki o çadırkentte kalan herkese yetecek kadar süt götürmüşüz, ve süt almayan aile kalmadı.
Sadece o gün için ama!.. Bir haftalık emeğimiz, onların bir günlük süt ihtiyacıydı sadece... Ve üstelik orada o çadır kentlerden 4 tane daha vardı, biz sadece birine yetebildik. Devletin yardımı yok, AFAD güya kayıt yapıyor fakat tedavi olanların ilaç ücretlerini ödemiyor. Eczaneler de ilaç vermiyor o yüzden. Veren eczacılar ise kendileri karşılıyor ilaç parasını...
'Katil Esed'den kaçan mazlum Suriye halkı ücretsiz, sınavsız üniversite okuyabiliyor, istediği caddede sokakta dilenebiliyor, istediğini pekala öldüre de biliyor lakin, Kobanê halkına ilaç dahi vermiyor! Zira Kobanê halkı, başbakanımızın öfkeli bir grup dediği IŞİD yaratıklarını daha da öfkelendirmiş, başlarının kesilmesine izin vermeyerek...
Hesap çok basit arkadaşlar. 160 bin kişi var orada! 160 bin kişinin günlük bütün ihtiyacı kişi başına sadece 1 lira olsa, günlük 160 bin lira yapar! Gerisini siz hesaplayın. Elinizden geliyorsa gidin görün öncelikle! Muhakkak görün... Ama gidemiyorsanız da bir paket sütü, açılan stantlara 1 lirayı çok görmeyin. Giymediğiniz bir kazağı, pantalonu, evinizde fazla olan bir battaniyeyi gönderin.
Gönderin ki, kardeşlerimiz ölmesin kalbimizin doğusunda...
Yapı Sanatevi emekçilerinden Sinan Yılmaz