"Belki bugün silah elde Kobanê’yi savunamıyorum ancak her yeri Kobanê’ye çevirmeye hazırım!"
Sadece insanlık için değil, aynı zamanda insanlığı boğmaya çalışan barbarlığa karşı oraya gittik. Göçzedeler ile dayanışmak için başlattığımız kampanyamız yaklaşık 2 ay sürdü. Bu hafta Suruç’a giderek, topladığımız sütleri Kobanê Çadırkent’teki çocuklara dağıttık.
Kampanyamızın amacı Çadırkentlerde yaşamaya çalışan göçzedelerle dayanışmak için değil, aynı zamanda Ankara gibi faşizmin başkentinde, insanlara Kobanê’deki savaşın sadece orada olmadığını bunun aynı zamanda bizlere açılmış bir savaş olduğunu göstermek içindi.
Çıktık yola... Cuma günü saat 21.00’de Yapı Sanatevi’nin önünde araca topladığımız malzemeleri yükledik. Uzun bir yol gittik Suruç’a ulaşmak için. Ulaştık. Hiçbir devlet gücünün bizi engellemeye çalışmaması, en ufak bir kimlik kontrolü bile yapmamaları manidardı.
Önce Suruç’ta bulunan BDP’ye gittik, yardımları nereye verebileceğimize dair bilgi aldık. Daha sonra, son saldırıda ne kadar kaybımız olduğunu öğrendik, yüreğimiz burkuldu. Sonra belediyenin kültür evine gittik. Orada koordinasyon ile buluştuk. Koordinasyon bize gerekli bilgileri verdi ve önce kıyafet ve yiyecekleri Avesta Deposu’na götürmemizi oradan Kobanê Çadırkenti’ne gidip sütleri kendimizin dağıtabileceği bilgisini verdi. Koordinasyonda görevli arkadaşlar o arada şöyle bir şey söyledi; “Bazıları sütleri içiyor, bazıları ise canı istemezse o sütlerden yoğurt yapıyor.” Güldük. Başka bir şey gelmez tabii elimizden.
Avesta Deposu’na gittik önce, burası savaş başlamadan ve göçler gelmeden önce düğün salonu imiş, serin ve geniş olduğu için depo olarak kullanılmaya başlanmış. Malzemeleri indirdik, tasniflediğimizi, giysileri ütülediğimiz gördüklerinde çok mutlu oldular. Kolilerin üzerine Alınteri stikeri yapıştırdığımızı gördüklerinde, “Yorulmayın siz bize verin biz yaparız” dediler. Yine mutlu olduk. Ancak onların işlerinin yoğun olduğu aşikardı, bizler de destek olmak istedik. Göçzedelerin bir kısmı, mahallelerdeki evlere yerleştirilmiş, bunun üzerine onlara gidecek olan malzemeleri bir kamyona yükledik.
En sonunda Kobanê Çadırkenti’ne yol aldık. Gördüğümüz manzara bizi dehşete düşürdü. Yüzümüz düştü, ancak çocuklar etrafımızı sarınca çok mutlu olduk bir anda bütün somurtkanlığımız kayboldu. Bunun üzerine Çadırkent’in sorumlusu arkadaşla görüşüp, çadır başına kaç adet süt düştüğünü öğrendik. Sonra her çadıra 3 litre süt düştüğünü hesaplayıp işe koyulduk.
İnsanlar çadırlarından baktıklarında biraz üzgün, biraz çekingen yaklaştılar... daha sonra o çekingenlik kayboldu. (...) kendisine bir İngilizce bilen buldu yine ve hemen iletişime geçti. Getirdiğimiz yardımın yetmeyeceğinin farkındaydık, ancak oraya gittiğimizde hiçbir şey olmadığını gördük. Keşke daha çok çalışıp, daha çok malzemeyle gidebilseydik...
Çocuklar o kadar tatlı idiler ki, böylesini ilk defa gördüm. 7 haftalık, 1 yaşında yeni doğmuş çocukları gördük, üzüldük belki ama bildiğimiz bir şey vardı o da, bu çocuklar büyüyecekti.
En sonunda Mahser köyüne gittik ve nöbet için beklemeye başladık. Köye giderken kaptan daha önce geldiği için bizi katakulliye getirerek Mürşitpınar Sınır Kapısı’na götürdü ve son saldırının izlerini daha yakından ve gerçekliğini gördük. Her taraf yıkılmıştı ve bunların insan olamayacağı kanısına vardım bir kez daha. Bir tank sınır kapısında bekliyordu biz oradan U çizerek geri döndüğümüzde, arkamızdan zırhlı bir araç geldi, “Ne geziyorsunuz burada” dedi. Yolu kaybettik, hemen yolu tarif ettiler ve köye ulaştık.
Ben daha önce sınırda nöbet vs. tuttuğum için yoldaşlarıma “İşte Kobanê burası, şurası IŞİD’in elinde...” gibisinden bilgiler veriyordum. Yemek için camiye girdiğimizde bir uçak IŞİD’in bulunduğu yere bomba attı ve “Biji Berxwedane Kobanê!” sloganları çınladı. Arabada sabahladık ve sabah yola çıktık.
Aslında bunlar gördüklerimin sadece bir dökümü ama gördüklerimi anlatmaya yetmez. Hissettiklerim daha önemli. Bugün Kobanê’de o çocuklar için ölmeye hazır hissettim kendimi. Bir zamanlar birileri, “Nasıl öldüğün önemli değildir, önemli olan nasıl yaşadığındır” demişti. Orayı görünce bizlerin nasıl yaşaması gerektiği de ortaya çıkıyor. Belki bugün silah elde Kobanê’yi savunamıyorum ancak her yeri Kobanê’ye çevirmeye hazırım!
Alınteri okuru