Kobanê adlı sergimde, savaşan ve bedel ödeyen bir halkın renklerini kullanıyorum
Politik sürgün ressam Mete Tuncer geçtiğimiz günlerde Kobanê'de yaşanan ölümüne direnişi resimlerine taşıdı. Kendisiyle bu konuya ilişkin sohbet ettik:
Alınteri: Merhaba. Daha önce F tipi cezaevleriyle ilgili bir sergi açmıştın. Neden Kobanê sergisi sorusu biraz abes olur. Ama bunu sergiye dönüştürme ve gelirini Kobanêli çocuklara yollama fikrine nasıl ulaştın?
Mete Tuncer: Sanat toplumsal bir olgu ve düşünme biçimidir. O yüzden toplumsal olgu ve olaylara içkindir. Büyük toplumsal olaylar geliştiğinde otomatikman kafamda şekilleniyor. Resimleri önce kafamda çiziyorum. Sonra tuvale aktarıyorum.
Alınteri: Resimlerdeki renkler sarı, kırmızı, yeşil yani Kesk u Sor u Zer renkleri. Ve tabloların boyutları oldukça küçük. Bunun özel bir anlamı var mı?
Mete Tuncer: Var. Boyutların küçüklüğüyle coğrafyanın küçük olmasını ifade etmek istedim. Böylesi küçük bir coğrafyada onurlu görkemli ve büyük bir direnişi böyle resmetmek istedim. Küçük bir coğrafya ama ısrarla direniş sürdürülüyor. Renkler ise Kürt halkını sembolize eden, yüzyıllardır kullandığı renkler. Ben de tablolarımı bu renklerle yaparak bu onurlu ve görkemli direnişi selamlamak istedim.
Kürtler zengin bir edebiyat deryasına sahip. Ahmedê Xanê’nin Mem u Zin’i örneğin. Bu Kürtler’in Romeo ile Juliet’idir. Yine Çeğerxwin’in divanı da çok önemli bir eserdir. Aşk ve kahramanlık destanları var. Mesela, Siyabend u Xece. Rüsteme Zal var. Ama en ünlüsü hepimizin bildiği Demirci Kawa destanıdır. Newroz ve Kürtler’in sembolü olan yeşil, sarı ve kırmızı renkleri de buradan geliyor. Milattan önce yaşanan bu efsaneden geliyor. Burada yeşil renk, demirci Kawa’nın meşin önlüğü, kırmızı renk zalim Dehaq’ın meşin önlüğündeki kanı, sarı da bunun üzerine düşen güneş ışığıdır. Bu üç rengin Kürtçesi “kesk u sor u zer”dir.
Alınteri: Savaşın en fazla mağduru olan çocuklar. Bu konuda bir şeyler söylemek ister misin?
Mete Tuncer: Çocukları gördüğümde hırslanıyorum, öfkem katlanıyor. Dünyanın en masum varlıkları en kirli yöntemlerle katlediliyor, yurtlarından edilip mülteci konumuna düşürülüyorlar. O yaşta boylarından büyük politik bilince sahip olmak zorunda kalıp, erken büyüyorlar. Oysa onlar oyun oynamalı. Gerçek çocukmad gibi yaşamalı.
Alınteri: Biliyorsun birçok aydın ve sanatçı Suruç‘ta sınır eylemlerinde ya da Kobanê’de yerlerini aldılar. Sen de “Ben de orada olmalıyım” hayıflanmasını yaşamadın mı?
Mete Tuncer: Ben orada olmayı en derinden hissedenlerdenim. Suruç’ta olmayı, resimle veya başka türlü ne gerekiyorsa, elimden ne geliyorsa her türlü katkı sunmayı yürekten isterdim. Fakat sürgünde yasayan birisi olarak bırakın Suruç’u Almanya dışına çıkması dahi yasaklanmış birisiyim. Bir çevrelenmişlik durumu söz konusu. Fakat benim de duygularıma tercüman olacak gepegenç yoldaşlarım yılbaşını Kobanêli çocuklarla geçirmek için kolları sıvadılar. Önce eşya toplandı ve gönderildi. Şimdi de orada olmak ve elden geldiğince maddi destek sunmak için kampanyamız devam ediyor. Ben de kendi cephemden elbise ve maddi yardım gibi şeylerin dışında resim yaparak, satılan tabloların parasını oraya aktararak kampanyamıza küçük bir katkı sunmak istedim.
Alınteri: Sergiye ilgi nasıl?
Mete Tuncer: Proje olarak herkes güzel, anlamlı ve değerli buldu. O anlamda ilgi fazla. Anlatılınca, Kobanê’ye destek denilince ilgi artıyor. Sadece bir iki kişi “neden tabloların rengi PKK bayrağının renklerinden oluşuyor” diye tepki gösterdiler. Ya da “neden sadece sarı kırmızı yeşil...” sorusu geldi.
Alınteri: Sen nasıl yanıtladın? Soranları ne kadar ikna ettin, edebildin mi?
Mete Tuncer: “Savaşan ve bedel ödeyen bir halkın renklerini Kobanê isimli bir sergide elbetteki kullanacağım” dedim. Böyle söyleyince ikna oluyorlar. Onları en iyi bu renklerle anlatabileceğimi düşündüğüm için ve Kürt halkının da kendini orada görebileceğini, hissedebileceğini düşündüğüm için bu renklerle yaptım. Onlara da bunu söyledim. Ben de Kürt ve Alevi kökenliyim. Bu renklerin ayrıca bende de bir yeri ve anlamı var. O renklerle büyüdük. Giyim kuşamdan mendillere kadar bu renklere ben de aşinayım. Ama bu renkleri Türk de olsam, Laz da olsam kullanırdım. Çünkü ben resimle ilgilenen bir komünistim.
Alınteri: Kobanê Türk ve Kürt işçileri, emekçileri dolayımsız ilgilendiriyor. “Kobanê, Kobane diye diye sınıf ve sınıf çalışması unutuldu” diyenlere sen ne yanıt verirdin?
Mete Tuncer: Sınıf Kobanê’yi ne kadar gündemine alırsa Kobanê direnişi o kadar büyür. Katliamların önüne o kadar bariyer olunur. Aslında Kobanê’yi gündemine almak lafı dahi gereksiz. Bu sınıfa içsel bir durum. Gündemine almak değil, asli gündemi olmalı. Sadece politik olarak değil fiili olarak da sınıfın çıkarları Kobanê’nin düşmemesinde. Türk devletinin Ortadoğu’da bölgesel güç olma sevdasının faturası Türk, Kürt hangi milliyetten olursa olsun sınıfa emekçilere kesiliyor ve kesilecek.
Alınteri: Bizim sormayı akıl edemediğimiz, senin eklemek istediğin bir şey var mı?
Mete Tuncer: Resim, müzik, sanat cephesi mücadelenin ciddi bir kaldıracıdır. Çoğaltılmalıdır. Üzüntü, sevinç, duygu tuvallere yansıyorsa direniş haydi haydi yansımalı. Her direniş kendi sanatını yaratır, en büyük sanat eserlerine yön veren büyük direnişler olmuştur. Burada Picasso‘nun Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica adlı eserini bir kez daha anmayalım mı? Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, “Bu resmi siz mi yaptınız” diye soran bir Alman generaline, “Hayır, siz yaptınız” cevabını vermiştir. Bu resim Picasso’nun savaşa ve Guernica’nın bombalanmasına karşı duyduğu güçlü nefreti anlatmaktadır. Resimdeki insan ve hayvan figürleri acı, hüzün ve savaşa karşı duyulan nefreti yansıtmaktadır.
Bu tür çalışmalar ve etkinlikler devam edecek. Önümüzdeki günlerde Soma madenci katliamı içerikli resim çalışmalarım olacak. Resimleri kafamda yaptım ama henüz tuvale dökemedim.
(Alınteri gazetesinin Aralık 2014 tarihli sayısı için hazırlanmıştır)