25 Kasım'da sınırdayız (IV)

"Biz zafer yakın diyoruz, hep birlikte havai fişeklerle kutlayacağız. Hiç kimsenin şüphesi olmasın"

AGÎRE JÎYAN
Pazar, 30 Kasım 2014 (11 yıl 4 ay önce)

Hem yolculuğumuz boyunca hem de kaldığımız yerlerde herkesle konuşmaya, sohbet etmeye çalışırken Suruçluları da unutmadık. Onlar da sınır boyundaki köylüler kadar tehlike altındalar, sınırda tutulan nöbetlere de sürekli bir biçimde katılıyorlar.



 



Yaşamları ve bilinçleri Kürt ulusal hareketi ve Kobanê direnişine göre akan/şekillenen bu insanlardan yurtsever bir gençle oldukça etkileyici bir sohbetimiz oldu. Sohbete, "Bir coğrafya düşünün, yıllardır her yönüyle yok edilip sınırsız bir denetim altına alınmak istendi" sözleriyle başlayan genç devamında:



 




Aslında Fırat'ın etrafında, sınır boylarında olan bu coğrafya bir zamanlar öyle verimliydi ki, alınan ürünler ihtiyaçtan bile fazla oluyor, ekonomik olarak rahat bir yaşam sağlıyordu. Ama ne var ki bu coğrafya üzerindeki kapitalist sömürü planları devreye sokulduktan sonra köyler boşaltıldı, Fırat kurutuldu, barajlar açılarak sular altında bırakıldı ve zorunlu olarak burada yaşayanlar göç etmek zorunda bırakıldılar"




 



diyerek hem neoliberal politikaların yıkıcı etkilerini özetliyor hem de Kürdistan'a dönük özel politikaların yarattığı toplumsal sonuçları...



 



Benzer değerlendirmeleri, "Kadına şiddete hayır!” şiarıyla IŞİD katliam çetelerinin kadınlara dönük akıl dışı yaklaşımına karşı silaha sarılarak erkek gerillalarla birlikte savaşan YPJ'li kadınları selamlamak üzere 25 Kasım'da sınıra gittiğimiz gün Suruçlu bir Kürt tarafından da dile getirilmişti. O da bu coğrafyada yapılmak istenenleri anlatırken,



 




Bu toprakları çoraklaştırdılar, verimsizleştirdiler, susuz bıraktılar, koskoca Fırat nehrini kurutmaya kalktılar. Bu coğrafyada tahmin edilen o feodal sistem kalmamıştı halbuki. Herkesin kendine yetecek kadar toprağı, tarlası vardı ve herkes kendi üretimini kendi yapıp satabiliyordu. Çok verimliydi bu topraklar, çok... Hiç kimseye maddi olarak ihtiyacımız yoktu. Sulak coğrafyada susuz kaldık! Verimli toprakları verimsizleştirerek her şeyimize sahip olmak istediler. Bugünkü savaş da bunun bir parçası, devamıdır. Bir zamanlar doğuda geliştirmeye başladıkları GAP projesi gittikçe topraklarda uygulandı. Büyük şehirlere göç zorladı, ucuz emek-işgücü sömürüsü yaygınlaştı




 



demiş ve devamında da bu ekonomik terörün aynı zamanda siyasi ve kültürel terörle içiçe geçtiğini deneyimleriyle anlatmıştı. Elbette ki yenilmezlik inancı ve duygusunu hissettirerek... :



 




Dilimize, kimliğimize, kültürümüze, inancımıza karşı saldırılar hiç dur durak bilmedi. Hep dozu artarak, ağırlaşarak bugünlere gelindi. Baktılar ki başaramıyorlar bizi yok etmeyi, başka yolları denemeye başladılar. Koyunlarında saklayarak, gizleyerek, eğiterek, besleyerek yarattıkları DAIŞ katıl çetelerini saldırdılar üzerimize. Bizi yenmek için, kadınlar üzerinde aklın alamayacağı saldırılara giriştiler. Katliamlar, tacizler, tecavüzler, et pazarında üç kuruşa satmaya kalkmalar... Çocuklarımızın boğazlarını keserek başlarını gövdelerinden ayırıp top olarak kullandılar. Üstelik bunu bir de videolarda yayınladılar: korku dünyasını yaratıp, başarılı olmak için... Ama hiç beklemedikleri direnişle, savaşla karşılaştılar. 'Kanımızın, nefesimizin son damlasına kadar cepheleri terk etmeyeceğiz' dedik, öyle de yaptık. Bedeller ödedik, yoldaşlarımızı sonsuzluğa uğurladık, ama bu acılarımız bizim direncimize direnç kattı. Tek kişi kalana, son nefesimizi verene kadar silahımızı, son kurşunumuzu düşmana sıkmadan asla bitirmeyeceğiz. Bu inanç ve dirençle verdiğimiz Kobanê direnişi zaferle taçlanacak, bu günlerde yaşanan düşman saldırıları bütün bunları kabullenemedikleri içindir.



 



Biz zafer yakın diyoruz. Ve tüm kardeş halklarla, milyonlarla birlikte sınır boylarında hep birlikte havai fişeklerle kutlayacağız. Hiç kimsenin şüphesi olmasın




 



Bu sözler karşılaştığımız hemen tüm Kürt emekçilerinin yüreğinden akıp gelenlerin yalın bir özeti...