"Nasılsın" sorusu, "Bizimkiler DAİŞ’e darbe vurmuşsa iyiyim, biz kayıp vermişsek iyi değilim” diye yanıtlanıyor...
Köln’de açlık grevi yürütülen çadırdayız. Amaç Kobanê saldırısı için kamuoyu oluşturmak.
Kurulu iki çadır var. Heumarkt’da kurulu büyük olanında kadınlar ve erkekler olarak iki bölümden oluşan çadırda sabahlanılıyor. Merkezi tren garı olan Dom’un önündeki çadırda akşama kadar Türkçe, Almanca, İngilizce, İspanyolca Kobanê saldırısına ilişkin açıklamalar yapılıyor, bildiriler dağıtılıyor, sloganlar atılıyor. İki çadır arasında da her gün sloganlar, açlık grevi önlükleri ve bayraklarla gidilip geliniyor.
Her gün bir biçimde ilişkilendiğimiz bu direniş AG’ye dönüştürüldüğünde, sabah saatlerinde Heumark’da kurulu çadırın önünde yerimizi aldık. Önünde İngilizce olarak ‘açlık grevi’, arka tarafında damlayan kan figürü ve “IŞİD terörüne son!” yazan önlüklerimizi giyiyoruz. Gece yarısına kadar orada kalacak olan genç yoldaşlar arkadan geldiler. Yakın şehirlerden birkaç yoldaş ve Köln’den yoldaşlarımız ziyarete geldiler.
AG’ye katılanların büyük çoğunluğu kadınlardan oluşuyor. Herbiri özgürlük mücadelesinde birkaç yakınını toprağa vermiş, hala Kobanê’de savaşan çocukları olan analar bunlar... Eylem sorumlularının ağırlığı da kadınlardan oluşuyor. Her gün gidip geldiğimiz, sohbet ettiğimiz kadınlarla bu kez hiçbir resmiyetin ve sınırın olmadığı bir birliktelik bu. Daha ilk kucaklaşmalarımızda dudaklardan ilk dökülen de Kobanê direnişinden duyulan gurur, kaygılar, acılar yumağı oluyor. Yüzler onur, kaygı, yorgunluk harmanlanmasının çizgileriyle dolu. Tek bir noktada “kaygıda” toplanıyor bütün duygular: “Kobanê düşmemeli!”, “Kobanê düşmemeli!..”
İlk anda ne diyeceğini bilemiyor insan. “Örgüt olarak bu direnişin basit destekçileri olmadığımızı, yüreğimizin tıpkı kendileri gibi Kobanê için attığını, bölgedeki dengeler ve gelecek on yılların seyrinde Kobanê’de süren direnişin öneminin farkında olduğumuzu, acılarında, kaygılarında kesinlikle yalnız olmadıklarını” söylüyoruz. “Biliyoruz heval, biliyoruz” diyorlar bütün içtenlikleriyle... Orada bulunduğumuz iki gün ve gece boyunca uzatılan TV ve gazete mikrofonlarına “Bölgedeki sürece ve Kobanê direnişine ilişkin örgüt olarak siyasal değerlendirmelerimiz” açıklamalarımız vardı, bir de hiçbir sınırın ve “Beni nasıl anlar” kaygısının olmadığı içten sohbetlerimiz...
Çadırda kurulu televizyon 24 saat açık. Eylemlerden kalan vakitlerde TV’den akan haberlere bakılıyor. Kısacık çay molalarında eldeki cep telefonlarından hızlı hızlı Kürt medyası, Türk basını, IŞİD’in haber sitesi taranıyor. Bunun haricinde sık sık Kobanê’ye canlı bağlantı yapılarak oradan bilgiler alınıyor.
Gündüz yine Dom Garı’nın önündeyiz. Destek için gelen bütün siyasetlere uzatılan TV, gazete mikrofonlarına Kobanê’ye ilişkin siyasal görüşlerimizi açıklıyoruz. Bir ara yerde serili battaniyelere kadınlar olarak oturuyoruz. İş yaşamında emekçi kadını, analık görevlerini, siyasal faaliyetin tümünü yaşamlarına sığdırmaya, bir arada götürmeye çalışan kadınlarımızla sohbet ediyoruz:
“Kürtlerin tarihi yazılıyor, ben de bu tarihte yerim olsun istedim”
Sohbetlerde bir arkadaş “Çocuk bu anlatamıyorsun, ‘Anne arkadaşlarımız her hafta sonu ailece bir yerlere gezmeye gidiyorlar, siz babamla her hafta sonu başka bir şehirde eylemdesiniz’” dediğini, kendisinin de “Siz ve sizin çocuklarınız bizim yaşadıklarımızı yaşamayın, özgür bir dünyada yaşayın diye gidiyoruz” diye onları ikna çabalarını anlatıyor. “Çocuk bu biraz anlıyor ama yine de anlamıyor” diye yakınıyor. Aramızda AG’de olan Alman kadın arkadaşlar da var. Onlarla sohbet şansımız olmuyor, ellerinde mikrofon sürekli Almanca ve İngilizce açıklamalar yapmakla uğraşıyorlar.
Bir ara eylemlerde tanıştığımız, yıllardır mücadele içerisinde olan Avrupa Barış Anneleri sözcüsü Şenge Kahraman’ın yanına röportaj için oturuyoruz. Biri dağlarda, diğeri Avrupa’da kendini protesto için yakan iki oğlunu ölümsüzleşenler kervanına 3 ay arayla uğurlayan, kendisi de Almanya’da ağır tecrit koşullarında 2,5 yıl hapis yatan ananın yanına... Şenge ana her eylemde normal kıyafetlerini atıp üstüne geçirdiği ulusal giysileri ve tek bir siyah tel olmayan arkadan atkuyruğu yapılmış bembeyaz saçlarıyla hep en önde olur -TV’lere gazetelere konuşmakta epeyce tecrübesi olduğunu da biliyoruz.
“Kobane’de ölüm kalım savaşı veriyoruz” demesine, 8 gündür aralıksız eylemde ve AG’de olmanın bütün yorgunluğu ve kafasının dağınıklığına rağmen düşüncelerini derli toplu anlatmaya çalışıyor. Ağırlıklı olarak PKK’ye katılmasıyla, özgürlük mücadelesinin kendisine kattıkları, Kürt kadınının özgürlüğünü bu mücadeleye borçlu olduğu üzerinde duruyor:
İçimde hep bir isyan vardı. Biz nasıl diğer devrimler tarihini kitaplardan okuyorsak, Kürtlerin de tarihi yazılıyor. Mücadele ile tanıştım ve ben de bu tarihte yerim olsun istedim. Bizden sonraki nesle büyük insanlık mücadelesini bırakmakta yerim olsun istedim. 8 Mart nedir dahi bilmezken, bugün Kürt kadınları olarak güçlü 8 Mart’lar örgütlemeyi öğrendik. Emperyalistler ve Avrupa Gladiosu bu kadın gücünden korktukları için Avrupa’nın göbeğinde üç kadınımızı katletti.
Mücadele içinde sadece siyasal yaşamı değil, gerçek sosyal yaşamı da öğrendim. Kürt kadınları -Ortadoğu kadınları da böyledir- mağdurdur, bir erkeğin kölesi olmaktan başka bir şey yaşamaz. İstediği kadar eşleri devrimciyim desin... Öncesinde benim eşim de güya devrimciydi, eski Dev Yolcuydu. Baskı da vardı, dayak da yiyordum. Şimdi ise eşimle ben bir maraton gibi mücadelenin ihtiyaçları için koşturuyoruz. O bana karışmaz ben de ona... İki oğlum şehit düştükten sonra başka bir yaşam tanımaz oldum artık. Ben de Almanya’da 2,5 yıl ağır tecrit koşullarında mahpusta kaldım. Oğullarım yeni şehit düşmüştü üstüme çok geldiler. Acıların insana güç vermesi bu olsa gerek. Bu güçle direndim, avukatları bile dinlemedim. Savcı ifademi almaya geldiğinde ‘Sen neler yaşadın neden böyle oldun’ diye sordu. Ben de ‘Babaerkil döneme geçildiğinden beri erkek egemen ideoloji kadınları eziyor. Sen zalim vicdansız bir erkek iktidarısın beni anlayamazsın’ dedim.
Şimdilerde Avrupa’daki mücadele dışında her yıl dağa gidip gerillalarla geçirdiği 2-3 ayın kendisine soluk olduğunu, bir oğlunu bıraktığı dağlardan moral ve güç aldığını söylüyor. “Bunları da yazayım mı?” diye sorduğumuzda soruya hayli gülüyor. “Resimlerim facebookta dolaşıyor. Niye yazmayacakmışsın” diyor. Bu kez karşılıklı gülüşüyoruz.
Bayramlık bir haber
Akşam 18:00’oe yine Heumark’a doğru sloganlarla yürüyoruz. Her akşam burada yapılan paneller var, ayağımızın tozuyla panelist olmamız isteniyor. Ne demeli, nasıl konuşmalı? Aklıyla duyguları çelişiyor insanın. Bütün emperyalistlerin ve bölge devletlerinin desteklediği bir çetenin ağır silahlarla saldırdığı Kobanê’nin düşme ihtimali yok mu? Olasılıklar arasında bu da var. “Kobanê direnişi yenilse dahi, şanlı, onurlu... bir direniş olarak tarihe geçecektir” denir mi şimdi?! Bu kaygıyla yatıp kalkan insanlara hatta insanın kendisine bile bu ihtimali söylemek gelmiyor insanın içinden. “Örgüt olarak Kobanê direnişini ve özellikle bu direnişin en önünde yer alan kadınlarımızı selamlıyoruz” diye başlıyoruz konuşmaya:
“Sosyalizm ve devrimler tarihimizde bir Stalingrad direnişimiz vardır bizim. Bütün emperyalistlerin sosyalist Sovyetler Birliği’nin Hitler tarafından yerle bir edilmesini bekleyen, Hitlerle açık gizli uzlaşanlar bütün elverişsiz koşullara rağmen Stalingrad’ı düşüremediler. Bugün koşullar bambaşka, bütün emperyalistler planları ve stratejileriyle sözde IŞİD’e karşılar ama Kobanê’nin zayıflamasını, düşmesini bekliyorlar. Kobanê direnecek, Kobanê yenilmeyecek, Stalingrad geçilmeyecek!”
Konuşma “Bijî Berxwedana Kobanê!” sloganları ve alkışlarla dinleniyor.
Akşam meşaleler sloganlarla yaptığımız uzun bir yürüyüşten sonra tekrar çadırın yanındayız. Bir parça dinlenmek için çadıra çekilenler, dışarda güvenlikçiler dışında uyumak istemeyip sohbet edenler, TV izleyenlerle geceyi geçiriyoruz. Ertesi gün büyük bir yürüyüş ve miting var.
Sabah bayram olan güne “Rojbaş Heval” sözünden sonra “Bizimkiler üç cephede saldırıya geçen DAİŞ’i püskürtmüş” konuşmalarıyla başlıyoruz. Yüzler biraz daha gülüyor bu sabah.
Bir halkın kaderinde önemli bir yeri olan tarihi bir savaşta nabızların, yüreklerin nasıl Kobanê dışında bir şey için atmadığını oraya kenetli olduğunu biraz daha yakından soluyoruz. Kürtçe selamlaşmalarda “Nasılsın” sorusu dahi “Kobane’den gelen haberlere bağlı, bizimkiler DAİŞ’e darbe vurmuşsa iyiyim, biz kayıp vermişsek iyi değilim” diye yanıtlanıyor.