Perşembe, 9 Ağustos 2007 (18 yıl 11 ay önce)
İstiklal ve Boydak Grubu'nun da patronu olan Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mustafa Boydak diyorki:
Ben, bundan 25 yıl önce kadının çalışmasını günah sayardım... Öyle biliyordum, öyle inanmıştım çünkü... Ne kadar hatalıymışım meğerse...
Boydak'a ait bu alıntıyı Doğan Holding tarafından kapatılan Gözcü gazetesinin medyada oluşturduğu manipülatif ve provokatif boşluğu doldurmak için çıkartılan
Sözcü gazetesinin 8 Ağustos tarihli sayısının başyazısından yaptık.
"Kadının çalışması günah değildir" başlığını taşıyan bu başyazı da
"55 islam ülkesi batı toplumlarından neden geri kalmıştır" diye sorulup
"kadınların çalışmasının günah sayılması bu sonucu doğurmuştur" diye cevap veriliyor ve devam ediliyor:
Kadının "Günah" diye çalıştırılmaması tutuculuktur. (...) Düşünsenize nüfusun yüzde 50'si kadın ve onları eve kapatıyorsunuz. Hataların en büyüğü bu... (...) Dileriz bütün muhafazakar işadamları da Mustafa Boydak gibi çağın gerçeklerine ayak uydururlar.
Muhafazakar patronlardaki değişim Kayserili'nin kalvinizmle alakasına dayanıyor. Nasılını,
Ufuk Çizgisi dergisinin 17 Şubat 2006 tarihli 32 sayısından aktarıyoruz:
Kayserili'nin kalvinizmle alakası
"İslami Kalvinistler" "Kayserili Kalvinistler" "müslüman protestanlar" Alman toplumbilimci Max Weber‘in 16. yy.da Protestan-kalvinist reformuyla kapitalizmin yükselişi arasında kurduğu bağı islamiyetin serbest piyasa ekonomisiyle uyumlu olduğuna uyarlanıp gündemimize oturtuldu.
Bu uyum, başı açık kadınların, erkeklerle cuma namazı kılması gösterisiyle "ispatlandı".
Merkezi Berlin‘de bulunan European Stability Initiative (ESI-Avrupa İstikrar İnisiyatifi) adlı kuruluşun hazırladığı bir raporda Orta Anadolu, özellikle Kayseri‘de yaşanan ekonomik kalkınmanın, serbest piyasa kapitalizmi ile İslam’ın bağdaşabileceğinin göstergesi olduğu söylendi ve Kayserililere "İslami Kalvinistler" benzetmesi yapıldı.
Tespitler "yakın geçmişte Orta Anadolu, Doğu Asya kaplanlarının ekonomilerini anımsatan biçimde bir ekonomik mucizeye şahit oldu" değerlendirmeleri ile devam etti.
AB emperyalistlerinin gönüllü kuruluşu ESI, Kayseri’yi ve Max Weber’i rüyasında görüp bu raporu hazırlamadı elbette. Ya da neden prototip olarak tercih edilen şehir Kayseri?! Birinci neden, bir zamanların "Anadolu kaplanları" diye adlandırılan MÜSİAD‘ın dini ve dini söylemleri, uluslararası sermaye ile bütünleşmeye yatkın olarak reformize etmeye en yakın sermaye kesiminin burada toplaşması. İkincisi; ABD emperyalizminin Irak işgali batağında boğularak değiştirmek zorunda kaldığı "Bush doktirini" politikasından 2005 yılında taşlarını döşemeye başladığı "dönüştürücü realizm" politikasında geçmek zorunda kalışı ile ilişkisi. ABD yeni politikasının rotasını AB emperyalistleri ile Genişletilmiş Ortadoğu Projesi kapsamında konsensüs oluşturmaya ayarladı. Emperyalistler "Kayserili Kalvinistleri" (Ve tabii ki Türkiye‘yi) BOP’un yeniden şekillendirilmesinde, son derece işlevli, yatırımlarıyla göz dolduran bir kapsamda görmektedirler.
Emperyalist projeye, tatlı körfez yatırımları ve karlarından daha fazla pay kapacakları hayaliyle teşni, "dini bütün" tekellerin sözcüleri, bu benzetmeyi çabucak alıp bağırlarına bastılar. İslam‘ın, Hz. Muhammed‘in görüşlerinin ‘’ekonomik kalkınma ile çatışmadığı aksine uyuştu‘’ nu açıklayan Kayserili iş adamları ve bürokratları arka arkaya demeçler verdiler. En son buna Abdullah Gül eklendi.
Kayseri eski Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, "Kayseri’yi anlamak için önce Max Weber’i okumak gerek" derken işaret ettiği meselenin daha açık ifadesi ise bir MÜSİAD üyesinden geldi. "Anadolu kapitalistlerinin yükselişi, sahip oldukları Protestan iş etiği sayesinde oldu. Müsriflik yok, spekülasyon yok, karlar yeniden yatırıma aktarılıyor" diyordu. Tekstil şirketi sahibi ve MÜSİAD Kayseri Şube Başkanı Celal Hasnalçacı.
"Batı ittifakının onarılması"
ABD emperyalizminin çok denklemli çok yönlü stratejik hedefleri "karikatür krizi" ile bir yandan "medeniyetleri çatıştırıyor" öte yandan "İslamın serbest piyasa ekonomisi ile uyumlu olduğu" tartışmasıyla "medeniyetleri barıştırıp" yeniden yapılandırmaya çalışıyor. O meşhur söylemle yeni bir toplum mühendisliği fa aliyeti organize ederek, emekçileri yeni stratejisinin savunucusu haline getirmeye çalışıyor.
11 Eylül sonrası ‘ABD emperyalizminin ‘yeni savunma stratejisi'’ ni (Bush doktirini) Irak işgalindeki direniş- oluşan savaş karşıtı tepkiler ile birleşik, ekonomik, askeri, diplomatik olarak zorlayıp rezil rüsva etmişti. Irak‘tan sonra, İran‘ın aynı doğrultuda nükleer silahlar bahane edilerek köşeye sıkıştırılmaya çalışılması, Suriye‘nin etrafındaki çemberin daraltılmasına bir de Çin‘in emperyalist pazarlardaki basıncı eklenince "yeni savunma stratejisi" "dönüştürücü realizm" stratejisiyle değiştirilmeye, yeniden şekillendirilmeye başlanmıştı. Ortadoğu’ya "demokrasi, özgürlük, uygarlık" gerçek anlamıyla katliam, işgal ve işgal tehdidi ile emperyalist pazarların derinleştirilmesi stratejisi dereyi geçemeyince at değiştirmişti. Bu değişiklik, Avrupa Birliği ile ‘’Batı ittifakının onarılması‘’ denilerek emperyalistler arası yeni bir ittifak arayışı ile Genişletilmiş Ortadoğu Projesi yönünde ilerliyor.
Bu yeniden yapılandırma sürecini, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice açıklamalardan, Bush‘un yıllık konuşmasındaki vurgulardan, Savunma Bakanı Rumsfeld ‘in, Dört Yıllık Savunma Gözden Geçirme Raporu (QDR-2005) üzerine yaptığı sunuşta altını çizdiği "uzun savaş" kavramından ve raporun içeriğinden izlemek olanaklı.
Son toplanan 42. Münih Güvenlik Konferansı'nın konusunun "ABD-Avrupa ortaklığının yenilenmesi" olması da aynı içeriktedir.
2004 boyunca Bush doktrininin mimarları ‘’neoconlar'’ giderek etkilerini yitirdiler. Condoleezza Rice bu kez Avrupa, Çin ve Ortadoğu’daki diplomatik girişimlerindeki başarısı ile parlatılıp yeni ipte oynamaya başladı. Rice, 18-19 Ocak’ta yaptığı konuşmalarda tek merkezli bir imparatorluktan daha çok "gittikçe dünya ekonomisiyle bütünleşen bölgeler", "bu bölgelerde yükselen Çin, Brezilya, Hindistan, Mısır gibi güçlerden" oluşan bir dünya jeopolitiği tanımlıyor, ‘’bu güçlerin tarihin oluşmasında giderek daha çok etkili olduğuna'’ işaret ediyordu. Rice, ABD’ye yönelik tehditlerin başında da hemen herkesi tehdit eden, terorizmi, salgın hastalıkları, kitle imha silahlarının yaygınlaşması, ‘’başarısız devletleri'’ demogojisi ile başta Avrupa emperyalistleri olmak üzere tüm diğer müttefiklerine bu ortak paydalarda işbirliği çağrısı yapıyordu.
Bush’un yıllık konuşması da aynı içerikteydi. Birçok gözlemci temkinli diline, uluslararası ekonomik sorunlara yaptığı vurgulara, iddialı havanın yerini ‘’yeni gerçeklere'’ bıraktığına, hatta Clinton ‘ın konuşmalarını anımsattığına dikkat çektiler. Fox News‘le yaptığı söyleşide ise global ekonomik sorunlara özellikle vurgu yapması, AB emperyalistleriyle işbirliği temalarına geri dönüş eğilimi olarak yorumlandı.
Strateji, The New Republic dergisinin açıklamaları ile iyice belirginleşti. ‘’ABD, zayıflıklarından dolayı terorizmin kullanımına açık devletleri güçlendirmek için piyasa demokrasilerinin geliştirilmesine öncelik verecektir‘’ ( ‘’After the Bush Doctrine'’ , 02/02/06)
Medeniyetler çatıştırılıyor ve barıştırılıyor
Emperyalistler, "Soğuk Savaş" yıllarından sonraki belirsizliğin hemen arkasından, Huntington'un ‘’Batı'nın, onun 200 yıldır işgal ve sömürüsüne sahne olan ‘’Doğu‘’dan farklı bir ‘’uygarlık‘’ olduğu, 21. yy.ın ‘Uygarlıklar Çatışması‘’ na sahne olacağı paradigmasına sarılmışlardı.
Körfez sermayesini bölgesel birleşik bir güç haline getirme hayaliyle, islami tekeller ‘’İslamı batıya karşı birleştirme‘’, ‘’Biz ayrı bir uygarlığız‘’ argümanlarını kullanmıştı. Böylece, pıtrak gibi türeyen ‘’İslam dünyasının kanaat önderleri‘’ çatışmayı bu yönde keskinleştirerek teorize ettiler. ABD‘nin kendi hegemonya ve çıkarları doğrultusunda islami sermayeyi ‘’öteki'’ konumuna ittiği gerçeğini, dünya halklarında oluşan ABD karşıtlığı ile birleştirerek, kitleleri arkalarına yedeklemekte kullandılar.
Kapitalist sermaye ve meta dolaşımının sınırsız özgürlüğünden ve bütünleşmesinden yana liberaller ise iki uygarlık arasında arabulucu olmaya soyundular.
On yıllardır süren faaliyetlerle, dünya halklarında siyasal sınıf kutuplaşmasını geriye iten ‘’medeniyetler kutuplaşması‘’ şekillendirildi. Süren paradigma bir kez egemen olduktan sonra, artık, iyi planlanmış provokasyonlarla, Müslüman duyarlılıklarını kaşıyarak, bu ‘’ötekinin‘’ Hollanda gazetesinde yayımlanan, diğer Avrupa ülkelerinde tekrarlanan karikatürler olayında olduğu gibi kışkırtılması hiç de zor olmadı. Şimdi, yakıp yıkan, ‘’mizahtan‘’ ve ‘’basın özgürlüğünden‘’ bir şey anlamayan bu insanları, insanlığın selameti için 21. yüzyıla taşımak, uygarlaştırmak gerekiyor(!) Tabiki bunun için rejim değişikliklerine ve BOP’nin emperyalist elbirliğiyle örülmesine ihtiyaç var (!) Kayserili Kalvinistler bu kategoriye girmeyenlerden.
Diğer emperyalist projeler gibi bunun da ömrü uzun olmayacak gibi görünüyor. Zira Bolkesteın tasarısı ile sosyal yıkım yaslarının son etaplarına yaklaşan AB emperyalistleri, uç veren Avrupa işçi sınıfı ve emekçilerinin direnişleri ve protestolarıyla karşı karşıya. ABD emperyalistleriyle BOP’u örmekte hayli zorlanacak görünüyor. Sınıfsal kutuplaşmalara Kayserili Kalvinistler ‘’karikatür krizleri'’ pek de emniyet sübabı olamayacak.