Hükümetten beklentiler uzun sürmedi. Emekçiler savaş baltalarını yeniden çıkardı.
Peru'da 5 Temmuz'da eğitim emekçilerinin başlattığı, maden ve inşaat işçilerinin, yoksul köylülerin sokağa dökülmesiyle büyüyen kitle grev ve gösterileri ülkeyi sarsmaya devam ediyor.
Başkent Lima'da San Martin meydanında 30 bin işçi ve emekçi son 30 yılın en büyük ve militan eylemlerinden birini yaptı.
Trujilla şehrinde, 15 bin işçi ve eğitim emekçisi başkan Garcia'yı taş ve yumurta yağmuruna tuttu ve polisle çatıştı.
Amazonlar bölgesindeki İquatos şehrinde yollara barikatlar kuruldu ve çatışmalar yaşandı.
Cuzco şehrinde havaalanına giden yollar ve tren yolları barikatlarla kesildi.
Juliaca şehrinde 5 bin eylemci havaalanı ve çevre yolları işgal etti ve polisle sert çatışmalara girdi.
Puno'da yollara barikatlar kuruldu, şehrin yakınındaki Areiqupa'da ise bin eylemci 9 polis şefini birkaç saat boyunca rehin alarak gözaltına alınan yüzlerce eylemcinin serbest bırakılmasını istedi.
Andahualyas bölgesinde de yoksul köylüler yollara barikatlar kurdu ve polisle çatıştı.
5 Temmuz'dan itibaren süren militan kitle grev ve eylemleri sırasında polis, sosyal-demokrat hükümetin “sol teröristler” demogojisiyle hedef gösterdiği eylemcilerden, 100'ü sendika yöneticileri olmak üzere 300 kişi tutuklandı. 1 yoksul köylü eylemci ise polisin açtığı ateşle öldürüldü.
Alın size "halkçı-ulusalcı" hükümet!
Peru'da işçi ve emekçilerin isyanının iki önemli dinamiği şunlar:
Birincisi, geçen yıl işçi sınıfı ve yoksul köylülerin ciddi muhalefetine karşın çıkarılan ABD ile “serbest ticaret” uyarlama yasasının, nüfusunun yarısı günde 1 dolarlık mutlak yoksulluk sınırı altında yaşayan kitlelerin yaşam koşullarında daha büyük bir düşüşe yol açması. Son 1 yılda ekonomik büyeme yüzde 8'i bulmasına ve işbirlikçi burjuvaların kar patlaması yaşamasına karşılık, ücret düşüşleri, yoksulluk ve işsizliğin hızlanarak sürmesi.
İkincisi, emekçilerin büyük bir çoğunlukla destekledikleri “solcu” ve "halkçı-ulusalcı” olduğu demogojisiyle yüzde 60 oranında oy alan yeni hükümetten hiçbir beklentinin gerçekleşmemesi. “Halkçı-ulusalcı” denilen hükümetin, başta işsizliğin azaltılması, gıda ve yoksulluk yardımları, elektrik ve su özelleştirmelerinin gözden geçirilmesi olmak üzere hiçbir sözünü tabii ki tutmadığı gibi, ABD ile serbest ticaret anlaşmasına sıkı sıkıya devam etmesi. Peru'da “halkçı-ulusalcı” soslu hükümetin oy oranı 1 yılda yüzde 35'e düşerken, rakibi olan “muhafazakar” partinin de oy oranlarında hiçbir artışın olmaması dikkat çekici. Düzen partilerinden ve “halkçı-ulusalcı” kılıklı tuzaktan sıyrılmaya başlayan Perulu işçi ve emekçiler, kendi sınıfsal güç ve talepleriyle, mücadeleyi yeniden yükseltiyor.
Peru'da yeni hükümetten beklentiler nedeniyle bir ara inişe geçen militan kitle savaşımının yeniden patlamasına vesile olan kıvılcım ise, eğitim emekçilerinin sayısını azaltmayı ve çalışma temposunu yükseltmeyi hedefleyen “yeterlilik sınavı” dayatması oldu. Eğitim emekçilerinin süresiz genel grev ilanı ve eylemlerini, birkaç gün arayla maden işçilerinin, inşaat işçilerinin, öğrencilerin, yoksul köylülerin kitle grevleri ve barikatları yükseltmesi izledi.
Peru örneği, şişirilen “solcu, halkçı-ulusalcı” denilen hükümetlerin iç yüzünü ortaya koyuyor. Türkiye'de ise halkçı opotünizmlerini Latin Amerika'daki gelişmeler çerçevesinde yeniden üretmeye çalışan çevreler, işi, “halkçı-ulusalcılığı” cumhuriyet mitinglerinde aramaya kadar vardırmışlardı!