Çarşamba, 11 Nisan 2007 (19 yıl 5 gün önce)
“İnsanın gelecek kaygısından uzak, doludizgin yaşadığı yıllardır” derler gençlik yılları için. Ben bir genç olarak böyle yaşamıyorum nedense. Sanırım ya bu tespitte bir hata var ya da bu çağda…
Almanya’ya geldiğimde 12 yaşındaydım. Ailem burada olduğu için buraya gelmeyi de yadırgamamıştım o ilk yıllarda. Ancak okul yılları ilerledikçe bu rahatlığım da bozuldu.
Giderek süreklileşen bir ikilemle birlikte yaşamaya başlıyorum. Bu keskinleştiğinde genellikle okula gitmek istemiyorum. Okula gitmek için kendi kendimle kavga ediyorum.
Hedeflerim var benim!
Geleceğe dair eğilimlerim üzerinden kendime çizdiğim bir yol var. Ben bilgisayarı, matematiği seviyorum. Mesleki tercihlerim de bunlara göre belirginleşiyor giderek.
Ancak giderek anladığım bir şey var ki işte o her şeyi altüst ediyor; burada bu alanlarda yüksek eğitim almam imkansıza yakın bir olasılık! Çünkü başta eğitim sistemi buna izin vermiyor.
Benim Almancam eğitimin daha karmaşıklaşan haline yanıt vermekten uzak mesela. Okuldaki müfredat ilerledikçe de bu konuda belirgin bir şekilde zorlandığımı fark ediyorum.
Aslını isterseniz ilk yıllarda hiçbir zorlanma yaşamamıştım. Almancayı az çok kavradıktan sonra var olan birikimimle, müfredatın basitliği işimi kolaylaştırıyordu. Ve var olan eğitim de Almancamın daha fazla gelişmesine müsait değildi.
Ama bu giderek değişti ve dil hızla karmaşıklaştı. Ben pek çok dersi çok kolay kavrayabilecekken zorlanmaya ve doğal olarak da sıkılmaya başladım.
Ama en önemlisi de gelecek için hayalini kurduğum alanlarda üniversite eğitimi alamamak korkusu ile baş başa kaldım. Bu bazen her şeyi boş vermeme, kendimi koy vermeme neden oluyor!
Ne olacak?!
Ama sorun sadece bu da değil. Son bir yıldır Almanya’da gelişen üniversite eylemlerini daha dikkatli izler oldum.
Eğitimin paralı hale getirilmesi söz konusu. Aslında bu Türkiye’de de böyle, hatta dünyanın her yerinde giderek böyle oluyor.
Ama işte sorun da burada. O kadar fedakarlık yapacaksın, hem okuyacak hem de onun giderlerini karşılamak için çalışacaksın, ama onca çabadan sonra sen de milyonlarca işsizden biri olacaksın.
Ya da istediğin alanda çalışamayıp, herhangi bir işte, hem de karın tokluğuna çalışacaksın!
Üniversitelileri ya da çevremde üniversite eğitimi almış insanların çaresizliklerine tanık oldukça geleceğe dair tüm hedeflerim de anlamsızlaşıyor!
Yani ben ve benim gibi milyonlarca genç bu yaşları hiç de kaygısız yaşamıyoruz. İşte o yüzden bu çağda bir sorun var diyorum.
Benim ikilemim!
Ama sonra geçen yıl Fransa’da gelişen CPE eylemlerini ya da yine Yunanistan’da gelişen öğrenci eylemlerini düşünüyorum. Oralarda gençler güçlerini sokağa yansıttılar. Almanya’da da var bunun yansımaları…
“Acaba bu yansımalar büyük bir eylem dalgasına dönüşüp bir şeyleri değiştirme gücüne ulaşır mı?” diye soruyorum kendime.
Bunu düşündüğümde kendimi de onların bir parçası gibi hissediyorum. İşte o zaman bir sürü hayal kuruyorum.
Gerçekten kaygısızlaşıyorum.
Her zaman hissettiğim yalnızlık duygusundan sıyrılıyorum. Ama sonra bugüne ve var olan durumun içine dönünce yine umutsuzlaşıp, karamsarlaşıyorum.
İşte benim ikilemim de bu. En başta
“O üniversitenin kapısından girebilecek miyim?” sorusu ile açılıyor perde. Sonra sözünü ettiğim karanlık noktalarla derinleşiyor! Size sesleniyorum ne yapmalıyım?! Ya da ne yapmalıyız?!
Genç olmak istiyorum, genç gibi kaygısızca dalmak istiyorum yaşamın içine. Ben bunun izini süreceğim. Yolun, Fransa’dakine ya da Yunanistan’dakine benzer bir yol olduğunu az çok seziyorum...