Pazartesi, 9 Nisan 2007 (19 yıl 3 ay önce)
YAŞANACAK DÜNYA
En çok Güldünyalar, Hatun Sürücüler gibi gerici töreler, gelenekler uğruna sokak ortasında katledilen kadınlar malzeme ediliyor buna.
Avrupa sermayesinin medya başta olmak üzere tüm sözcüleri; “Kadın kıyımları yaşansın, biz de bunun üzerinden şu medeniyetler arası farklılık ve çatışma tezimize dair geniş bir toplumsal faaliyet yürütelim” diye pusuya yatıp bekler oldular adeta.
Rukiyelere’de timsah “ağıdı”!
“Timsah gözyaşı dökmek” deyimini hepimiz biliriz. Timsahın avını yerken gözyaşı dökmesi ile insanların sahte gözyaşı dökmeleri arasında kurulan dolayımsız bağı ifade eder. Rivayet odur ki timsah karnını doyurmanın keyfini, akıttığı gözyaşları ile gösterir.
Doğaya ait bu rivayet toplumsal yaşamın sınıflar mücadelesi alanında nasıl da gerçeğe dönüşüyor?! Kadın kıyımları sermayenin siyasetine tahvil edeceği bir “av”dır artık! Onlara kıyılsın ki Avrupa sermayesi de;
“Bunlar içimizde yaşıyor ve kültürümüzü de tehdit ediyor” desin! İşte bu yüzden her kadın kıyımının ardından dökülen gözyaşları da tıpkı timsahın karnını doyurmasından sonraki gözyaşlarına benziyor…
Evet, onlar bu yaşlı kıtayı daha fazla kar güdüsü ile işsizlik ve yoksullukla kasıp kasıp bırakan politikalarını daha kolay uygulayabilmek için nerde bir
“av” varsa üstüne atlar vaziyette bekliyorlar.
Almanya’nın Mönchengladbach kentinde eski eşi tarafından canice katledilen
Rukiye Peşter ve kızı
Derya Peşter’e polisten yardım istedikleri halde gerekli yardımın yapılmaması bundan olsa gerek! Şimdi timsah gözyaşı dökenler, hamaset nutukları çekenler ardı ardına ölüm tehditleri alan bu kadınları korumak için kıllarını bile kıpırdatmamışlardı.
“Batı medeniyeti”nin bu modern devleti bu çığlığı dikkate almamıştı nedense!
Av alanlarını genişletiyorlar!
Sadece kadın katliamları değil, dinsel kültürel şekillenişe ait olan gerici değer yargılarının tüm toplumsal yansımaları sermaye güçlerinin elinde özellikle göçmenlere dönük yeni politikaların toplumsal meşruiyet kazanmasının dayanağı haline getiriliyor.
Her gelişme Avrupa sermayesi için Avrupalı emekçilerle, dinsel inanışı İslam olan ülkelerden gelen göçmen emekçiler arasındaki sınıfsal birliği parçalayacak, birbirleri ile karşı karşıya getirecek bir malzeme olarak kullanılıyor.
En son Frankfurt’taki bir boşanma davasında gördük bunu. Kocasının şiddetine maruz kalan Faslı kadının hızlı boşanma talebini
Kuran’ı gerekçe göstererek reddeden hakimin yaklaşımı Alman siyaset cephesinde, medyasında geniş bir tartışma konusu yapıldı. Gazete manşetlerine
“İslami kültür hukuk sistemimizi belirleyecek kadar kök saldı!” minvalinde cümleler düştü.
Spiegel olayı kapak konusu yaparak,
“ülkede yükselen İslam korkusu”na parmak bastı! O korkuyu kışkırtıp, yaygınlaştıracak bir temayla… Eski sayfaları karıştırarak; Almanya’daki hakimlerin Alman Anayasası’nda yer alan din özgürlüğü maddesini gerekçe göstererek Müslümanlara kız çocuklarını yüzme derslerine ya da sınıf eğlenceleriyle gezilerine katılmama hakkı tanıdığını, Müslüman işçilere işverenle anlaşabildikleri takdirde çalışma saatleri içinde namaz kılma hakkının sağlandığını, kurbanları İslami usullere göre kesilme hakkının da verildiğini hatırlattı.
Eylem çağrısı yapmayı da ihmal etmedi;
“Almanya bir göçmen ülkesi oldu. Almanya’nın normlarını belirlediği yeni bir çizgiye ihtiyacı var” şeklinde ifade ederek konunun etraflıca tartışılmasına davet etti. Irkçılığın, kültürel ırkçılık biçimindeki “yeni” versiyonlarına kan taşıyacak cinsten tartışmalar devam ediyor.
Her şeyden önce emekçiyiz!
Acılarımızdan kimsenin kendi hesabına yararlanmasına izin vermemek bizim elimizdedir. Gerici değer yargılarından beslenen saldırıları durduracak olan bizzat biziz!
Biz çalışma yaşamımızda karşılaştığımız her türlü eşitsizlik karşısında sesimizi yükseltmeyi öğrendiğimiz oranda gerici toplumsal değerlere karşı savaşmayı da öğreneceğiz! Kendi emekçi kültürümüzü bu ipe sarılarak kendimiz yaratacağız! Bizim için timsah gözyaşı dökenlerin ipini pazara çıkardığımızda yani…