Diğer özel günlerde olduğu gibi Berlin, herkesin kendi dilinde "renkli" bir 8 Mart yaşadı.
"Enternasyonal kadınlar gününüz kutlu olsun" diyerek sokaklarda çikolata dağıtan Alman anti-faşist genç kızlar, feministlerin ayrı koldan yürüttüğü etkinlikler, Alman ve Türk devrimci örgütlerinin ve bazı küçük grupların yer aldığı ve katılımın çok düşük olduğu Kotbusser Tor'da (diğer adıyla Küçük İstanbul) düzenlenen gösteri...
Bizler Yaşanacak Dünya gazetesi olarak her kesimden kadınların katıldığı, göçmen kadınların sorunları ile ilgilenen derneklerin ortaklaşa düzenledikleri 8 Mart'ta Tabu ve Travma Yolları (Wege aus tabu und trauma 8. Marz) isimli etkinlikteydik.
Küçük bir sinema salonundan koridorlara ve bekleme salonuna doğru taşan her ulustan kadın etkinliğe katılmıştı.
Sadece her ulustan değil, her kesimden kadın. Yaşlı Kürt kadınları, türbanlı kadınlar, devrimci sosyalist kadınlar, göçmen kadınların sorunlarıyla ilgilenen dernek çalışanları ve derneklere gidip gelenler. Salondaki erkekleri ise ağırlıklı olarak Alman arkadaşlar oluşturuyordu.
Etkinlik, Maria Binder ve Verena Franke‘nin ortak yapımı Türkçe Doku diye gösterilen, "Wer bist du, dass du sprichst?" isimli belgesel filmle başladı.
Film ağırlıklı bölümünü Türkiye‘de gözaltında tecavüze uğrayan kadınlara ayırmıştı. Altüst olmuş duygu ve düşünce dünyalarından; -kendilerini eve kapatan, hiç kimse ile görüşmek istemeyen ağır bir depresyondan- kendileri ve tecavüze uğrayan kadınlar için mücadeleye, bir anlamda önce yeniden doğruluş sonra dirilişe geçişin her bir aşamasını izleyicilere yaşattı.
Salon onlarla ağladı, onlarla coşkulandı. Filmde geleneklerin etkisiyle, kendi deyimleriyle "Ömürleri boyunca tecavüz yaşayan" hiç tanımadıkları erkeklerle evlendirilen daha sonra mücadeleye atılan Kürt kadınları da işlenmişti.
Kısa bir bölümü ise, polisten sürekli işkence gören ve toplum tarafından da "Hakediyorlar ne yapılsa mübahtır" gözüyle bakılan homoseksüellere ayrılmıştı.
Filmin yapımının bizzat, gözaltında işkenceye karşı mücadelenin bir parçası olduğunu, salondaki bir çok kişi gibi bizde biliyorduk. Maria Binder bu film için altı ayda Türkçe öğrenip İstanbul‘a gitti. Polisin baskı ve hakaretlerine az uğramadı. Fakat, kararlı-inatçı duruşuyla kadınların sesini dünyaya kendi anlatımlarından duyurmayı başardı.
Etkinlik; film yapımcıları Maria ve Verena‘nın yanı sıra, Avukat Jutta Hermans, Hülya Taşdemir, Sibylle Rorhkegel, Esra Erdem, Ariane Brenssell’in göçmen, politik veya farklı nedenlerle Avrupa’ya başvuru yapan (Asyl) kadınların sosyal, siyasal, hukuki olarak yaşadıkları sorunları anlatan konuşmalar ve katılımcıların sorularla tartışmaya katılmasıyla canlı bir atmosfere dönüşerek sürdü.