KHK direnişçisi Zeynep Yerli direnişle birlikte nasıl bir dönüşüm yaşadığını anlattı
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle çeşitli toplumsal kesimlerden emekçi kadınla yaptığımız röportajlardan birini de Ankara Defterdarlığı'nda 27 yıl çalıştıktan sonra bir anda KHK'yla ihraç edilen BES üyesi Zeynep Yerli'yle gerçekleştirdik. Yerli, direnişle birlikte nasıl bir özgürleşme yaşadığını, yaşadıklarından damıttığı özgüvenle anlattı.
"Herkes direnişçi olabilir" diyen Yerli'yle yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.
Alınteri: Öncelikle kendinizi tanır mısınız?
Zeynep Yerli: Ben Zeynep Yerli… Ankara Deftarlığı’nda 27 yıl çalıştıktan sonra, 27 Kasım’da 677 sayılı KHK’yla ihraç edildim. 50 haftadır da Ankara Defterdarlığı önünde işyeri eylemcisi olarak bulunuyorum.
Alınteri: Bu süreçten önce eylemlere katılır mıydınız ya da bir direnişle çeşitli düzeylerde ilişkilendiniz mi?
Zeynep Yerli: 18 yıllık Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyesiyim ve hiçbir eyleme de katılmadım. ‘Destekliyor muydun?’ dersen evet destekliyordum. Ufak tefek eylemlere katılmışlığım vardı ama ben bunları eylem olarak görmüyorum. Büyük eylemlerin hiçbirisine katılmışlığımsa olmadı.
Alınteri: Peki ihraç edildikten sonra direnişe başlama kararını nasıl aldınız?
Zeynep Yerli: Direniş kararını almak öyle kolay olmadı. Benim gibi birisi için bu daha da zor oldu. İhraç edildikten sonra günler boyu bu durumu nasıl hazmedeceğimi düşündüm. Çünkü işyerinde çok hızlı bir tempoyla ve ağır sorumluluklarla çalışırken birdenbire ihraçla karşılaştım. Bu durumu atlatmam tedaviyle beraber oldu, zor oldu.
Bunlar zor geçti evet ama, benimle birlikte ihraç edilen Cemal de işyeri önünde eyleme başlamıştı. 7. haftasından sonra baktık hiçbir dönüş yok, kadın erkek hiçbir şey fark etmiyor. Üzerime atılan suç ağır geldi. Sonuçta bu insani bir şey ama üzerime(mize) atılan suç insani bir şey değil. Veli de orada… Başlamadan önce korka korka gidiyorsun, bacakların titreye titreye gidiyorsun. Kendimi bir şeyin arkasında saklanırken buldum. Eylemimi hiç konuşmadan bitiren birisiyken artık bağıra bağıra hakkımı aradığımı söylerken gözaltına bile alınıyorum.
Alınteri: Tabii başka direnişlere de desteğe gidiyorsunuz…
Zeynep Yerli: Evet başka direnişlere de desteğe gidiyorum. Çünkü ilk eyleme başladığımızda tüm direnişçiler KESK’e eyleme çağrısında bulundu ama KESK tabii ki bunun arkasında duramadı. Ankara’da da işyeri eylemleri ilk olarak Mahmut Konuk’la başladı ve artık kalmadı. Ankara'da 3 direniş var, bu 3 direnişin dışına çıkamadılar.

Alınteri: 45 yaşından sonra direniş hayatına atılan bir kadın olarak, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü sizin için nasıl bir anlam taşıyor?
Zeynep Yerli: Kadın kelimesi kıymetli bir kelime, kadınlık çocukluktan başlıyor. Türk toplumu kadını hem “muhalif” hem de aşağılık birçok kelimenin içinden düşünüyor. Çocukken bebeklerinle oynarken anne kıvamına geliyorsun, evcilik oynarken yemek yapıyorsun; yani çocukluktan başlıyor “kadın” olmak.
Ben de ataerkil bir ailenin içerisinde büyüdüm ve her kadının ilgi alanı vardır, benim de yemek ilgi alanım. Yemek yapayım, işte süsleneyim giyenim ve aynanın karşısına geçeyim… Sonra kendini tanıyorsun ve bir yol arkadaşı buluyorsun. İyi de bir yol arkadaşı buluyorsun ve sana kadın olduğunu hissettiriyor.
Tahammülsüz bir toplumuz, çocukken hayal dünyanla büyüyorsun ve iyi bir yol arkadaşın olmazsa hayal dünyan suya düşüyor, kadın olamıyorsun. Eskiden kadın olmak daha kolaymış ve kadın olmak çok kıymetliymiş.
Şimdi kadın olmak da suç, insan olmak da... Hakların elinden alınmış, bu toplumda yapmak istediğin hiçbir şeyi yapamıyorsun.
İran’da bile kadınlar o çarşaflarıyla isyan ediyor. Ama Türkiye'de bu kadar kadın cinayetinin, bu kadar baskının olduğu bir yerde, hiçbir kadının isyan ettiğini ben görmedim. Üç beş direniş ve eylem var ama toplu bir biçimde isyan eden kadınlar ve bir arada duranlar var mı? Yok.
Çünkü dinin baskılanması var, eşten korku var, çocuktan korku var, sosyal güvencesi olmayan bir devlet yapımız var. Kadının da yok sosyal güvencesi, erkeğin de yok sosyal güvencesi. Ama erkek şiddete başvurmayı kendisinde hak görebiliyor, kadın değil.
Senin de benim de baskılanmış duygularımız var, etraftaki aile bireylerinden kaynaklı bunlar. Yok, ben ailemden kaynaklı çok özgür yetiştim, her şeyimi yaptım ettim, ama direniş ruhuyla kendini tanımak başka bir şey.
Ben hiç direniş yaparken bu kadar özgür olacağımı tahmin etmemiştim. Bu, “dediğim dedik çaldığım düdük”le alakalı değil elbette… Düşlediğini dile getirip söyleyebilmek, onu karşı tarafa aktarabilmek ve karşı taraftan gelenle birlikte yol almak... Bu bana gurur verici geliyor.
Pekçok kadınla aynı yolları geçtik aslında. Neden böyle diyorum? Yani eyleme gitmemiş, direnmemişsin. Ama işyerine karşı direniyorsun, çocuğuna karşı direniyorsun, eşine karşı direniyorsun. Kadının erkekten daha çok direnişi var, ama bu onunla alakalı değil. Çevrenin dışına ailenin dışına çıkıyorsun, derdini anlatıyorsun insanlara ve ikna ediyorsun.
Ben bu yolu seçtim, zaten birden olmuyor bu, önce direnişin çocukluk evrelerini yaşıyorsun. Giderek onun içinde bir kıvam kazanıyorsun ve “Herkes çok iyi bir direnişçi olabilir” diyorsun.
Alınteri: Önemli olan sizce de özgüven kazanmak değil mi?
Zeynep Yerli: Aslında her insanda özgüven vardır. Aynı zamanda her insanda kıvılcım da vardır. Yani bunları harekete geçirecek, korkuyu bastıracak, kıvılcımı çakmak için bir yolculuk bulmak lazım. Doğru zamanda doğru hareket ederek yaparsın bunu.
Kadının kendini ezdirmemesi lazım; çocuğuna, eşine, babasına, işyerindeki arkadaşlarına da ezdirmemesi lazım ve son olarak topluma kendisini ezdirmemesi lazım.
Aslında güçlü varlıklar olduğumuzun farkında olmamız lazım, evet ihraç olduktan sonra içimden başka bir Zeynep çıktı, ben bilmiyordum. Ben kendimi iş alanında bulmaya çalışıyordum, eylemcilik nedir hiç bilmiyordum. Çünkü ötelenmişiz hep, “sen yapamazsın, sen edemezsin...” hep bunlarla karşılaştık.
Ben ne yapardım? Evden işe, işten eve yemek yapar, temizlik yapardım. Kadın olarak biz ezilmemize kendimiz izin veriyoruz. Ama yapabileceklerimiz düşündüklerimizden çok daha fazlası… Şimdi ben eylemciyim ya, artık bu bana yetmiyor. Bunu daha da büyütmeye yönelmemiz lazım, çünkü doluyorsun ve sana yetmiyor artık bu.
Kadınlar mesela eşlerinden şiddet görüyor bugün. Bunun hiçbir sosyal güvencesi yok, “boşan” diyorum, “ben bağlıyım” diyor. “Ben de onlara iş ara, ev ara, bulabilirsin, yapabilirsin” diyorum. Herkes doğuştan direnmeyi bilmiyor, ben de öyleydim. Ama oldum. Oldum yani. Çok mu iyi oldu? Bana göre iyi oldu.
İyi ki de olmuşum yani. Sokakta direniş alanında birçok kadınla tanıştım. Hayatım boyunca birçok kere kadına kadın demeyen ben, “kadınım” şu anda diyorum. Bunlar benim için çok kıymetli çünkü.