Taşerona kadroda beklenen ve olan

Sendika uzmanı Onur Bakır'la kamuda çalışan taşeron işçilere ilişkin kadro düzenlemesini konuştuk

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 17 Şubat 2018 (8 yıl 1 ay önce)

Sendika uzmanı Onur Bakır’la kamuda çalışan taşeron işçilerin “kadroya” alınmasına ilişkin düzenlemeyi birçok yönüyle konuştuk.



 



Bakır, KHK’yla yapılan bu düzenlemenin işçileri nasıl bir belirsizliğe düşürdüğünü, beklentiyle yapılan düzenleme arasında nasıl bir açı farkının bulunduğunu, hangi sonuçlara neden olduğunu bizzat tanık olduğu örneklerden de yola çıkarak anlattı:



 



Alınterİ: Taşerona kadro denildiğinde talep edilen, hükümetin taşeron işçiye sunduğu bu düzenleme miydi?



 





Onur Bakır (OB): Hayır, değildi. Çünkü taşeron işçiler söz verildiği üzere “tek bir işçinin bile dışarıda kalmayacağı”, “amasız, fakatsız, şartsız” kadro istiyorlardı. Oysa 696 sayılı KHK ile çok sayıda işçi grubu dışarıda bırakıldı. KİT’lerde ve bazı özel bütçeli kuruluşlarda çalışan taşeron işçiler dışarıda kaldı. Anahtar teslim ihalelerde, danışmanlık, çağrı merkezi ve hastane bilgi yönetim sistemi ihalelerinde çalıştırılan işçiler dışarıda kaldı. Personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı sayılmayan hizmet alımlarında çalıştırılan işçiler, yüzde 70 asgari işçilik gideri koşuluna takılan işçiler dışarıda kaldı. Sosyal tesislerde çalıştırılan işçiler dışarıda kaldı. Emekliliği hak etmiş işçiler, memuriyete giriş koşulunu taşımayan işçiler, eski mahkûm işçiler dışarıda kaldı. Liste uzayıp gidiyor.



 



Koşullar, koşullar…



 



Öte yandan bir dizi koşul getirildi. İşçilerden açtıkları davalardan ve geçmişe dönük haklarından feragat etmeleri istendi. Sonuç olarak, bütün taşeron işçileri kapsayan bir düzenleme yapılmadı, verilen sözler tutulmadı, taşeron işçilerin “herkese şartsız-koşulsuz kadro” talebi karşılanmadı.



 



Ayrıca sorun sadece kapsam dışında kalanlar sorunu değil. Kapsam içinde olanları da gerçek anlamda bir kadro beklemiyor. Zaten yerel yönetimlerde çalıştırılan taşeron işçiler belediyelerin, il özel idarelerinin kadrosuna değil; belediyelerin, il özel idarelerinin şirketlerine geçirilecekler. Örneğin taşeron bir belediye işçisi, kadrolu belediye işçisi olmayacak; belediyenin şirketine geçirilecek. Dolayısıyla aynı işi yaptığı kadrolu belediye işçisinin hak ve ücretlerinden yararlanamayacak.



 





 



Hak ve ücretler mevcut kadrolu işçilerle aynı olmayacak



 



Merkezi yönetimlerde, yani örneğin bakanlıklarda, üniversitelerde çalıştırılan taşeron işçiler kâğıt üzerinde kadroya geçirilecek. Bu işçiler, aynı mevcut kadrolu işçiler gibi olacak ama mevcut kadrolu işçilerin hak ve ücretlerinden, toplu iş sözleşmesinden yararlanamayacak. Taşeron işçi taşeronda aldığı hak ve ücretlerle kadroya geçecek; mevcut kadrolu işçilerle hak ve ücret eşitliği sağlanamayacak.



 



Bu işçilerin hak ve ücretleri, kadrolu işçilerin toplu iş sözleşmesine göre değil Yüksek Hakem Kurulu’nun taşeron işçiler için bağıtladığı toplu iş sözleşmesine göre belirlenecek. Yani geleceğe yönelik olarak da bir eşitlenme gelmeyecek.



 



Taşeron işçiler kadro isterken, sadece taşeron aradan kalksın, işçiler çalıştıkları kurumun kadrolu işçisi olsun demiyorlardı. Taşeron işçiler aynı zamanda aynı işi yaptıkları kadrolu işçilerin hak ve ücretlerinden yararlanmak istiyordu; eşitlik ve adalet istiyordu. Ancak bu bakımdan da taşeron işçilerin talebi karşılanmamış oldu.



 



Tüm itirazların önü kapatılmış oldu



 



Alınteri: Hükümet taşerona kadro meselesini de KHK'lerle kendince çözme yoluna gitti. Bu ne anlama gelmektedir?



OB: Bu durumun hem hukuksal boyutu var hem de demokratik boyutu. Anayasanın 121. maddesine göre OHAL dönemlerinde OHAL’in gerekli kıldığı konularda KHK çıkarılabilir. Taşeron işçi konusunun OHAL’in gerekli kıldığı bir konu olmadığı açık. Dolayısıyla 696 sayılı KHK Anayasaya açıkça aykırıdır.



 



Öte yandan 1 milyona yakın işçiyi, sendikalarını, ailelerini ve aynı zamanda tüm toplumu ilgilendiren bir konu; tartışılmadan, müzakere edilmeden, toplumsal talepler ve itirazlar dikkate alınmadan, oldubittiye getirilmiş oldu. Demokrasi hiçe sayıldı. İşçilere sorulmadı, sendikalara sorulmadı, muhalefete sorulmadı. KHK ile konunun Meclis’te görüşülmesi ve tartışılması engellendi. Eğer bir tasarı hazırlanıp açıklansa ve Meclis’e gelse, işçiler ve sendikalar taleplerini ve itirazlarını dile getirebilecek, işyerlerinde ve alanlarda daha etkin bir mücadele yürütebilecekti. Ancak KHK ile mesele oldubittiye getirilerek bunun da önü büyük ölçüde kesilmiş oldu. Yani demokrasi bakımından da sınıfta kalındı!



 





 



‘20 yaşındaki işçiden emekli olmadığına dair belge istediler’



 



Alınteri: Taşeron işçilerden bir dizi belge iştendi. Güvenlik soruşturmasına ve sınava tabi tutulacakları söylendi. Bütün bunların anlamı nedir?



 



OB: Başvuru sırasında işçilerden istenebilecek belgeler KHK ve tebliğe göre belliydi. Ancak kamu kurumları kafasına eseni yaptı, isteyemeyeceği bir dizi belgeyi istedi. 20 yaşındaki işçiden emekli olmadığına dair belge istediler. Dava açmamış işçiden davadan feragat istediler. İşçiden akıl sağlığının yerinde olduğuna dair rapor istediler. İşçiden kefil isteyen de oldu, FETÖ ile ilişkisi olmadığına dair belge de… Bunca yıldır taşeron işçiler nasıl hukuka aykırı ve keyfi bir biçimde çalıştırıldıysa, başvuru sırasında da aynı keyfiyet ve hukuksuzluk devam etti.



 



KHK ve tebliğe göre güvenlik soruşturması yok, “arşiv araştırması” var. Bütün işçiler için valilikler tarafından arşiv araştırması yapılıyor, ayrıca tüm işçiler sınavdan geçirilecek. Arşiv araştırması ve sınav keyfi eleme araçlarıdır. Bu iki araç, kamuya istediği işçiyi alma, istemediği işçiyi almama olanağı sağlamaktadır.



 



‘Beklenti yönetimi’



 



Alınteri: Taşeron işçiler kendilerine dayatılanların gerçekten farkındalar mı?



OB: Gözlemlediğim kadarıyla taşeron işçilerin çoğu durumun farkında. Süreç ilerledikçe gerçeği görenlerin sayısı da artıyor. Ancak iktidarın, medyanın ve yandaş sendikaların manipülasyonları ciddi kafa karışıklığı yarattığı gibi, taşeron işçiler arasında iktidara toz kondurmayan, siyasal anlamda iktidar ile bütünleşmiş bir kesim de mevcut. Ama ana gövde, tüm manipülasyonlara rağmen durumu görüyor. Ancak işçiler arasında “kadrodan olurum”, “elimdeki işimden olurum” endişesi çok hâkim.



 



Öte yandan kadro hakkından mahrum bırakılan işçilere yönelik iktidar akıllıca bir beklenti yönetimi stratejisi uygulayarak, bu işçileri sürekli beklentide ve umut içinde tutmayı başarıyor. Güçlü itirazların olmamasının nedeni, işçilerin kendilerine dayatılanların farkında olmaması değil, iktidarın yarattığı korku, endişe ve beklenti atmosferi. Buna rağmen kapsam dışı kalan işçilerden kayda değer itirazlar yükseldi. Süreç ilerledikçe, kadroya ya da şirketlere geçen işçilerin eşit hak ve ücretlerden yararlanamadığı görüldükçe de yeni itirazların gündeme gelmesi şaşırtıcı olmayacak.



 





 



KİT’lerdeki işçiler özeleştirme maliyetinin artmaması dikkate alınarak kapsam dışı bırakıldı



 



Alınteri: Taşeron işçilerin özel ve KİT'lerde çalışanlar olarak ayrıştırılması doğru mudur?



OB: Kesinlikle değil! Ancak AKP iktidarı, özelleştirmeyi planladığı KİT’ler ve bazı özel bütçeli kuruluşlarda çalışan işçileri bilerek ve isteyerek kapsam dışında tuttu. Buralardaki işçileri kadroya aldığı takdirde, özelleştirmenin önünde yeni bir engel oluşmasını, özelleştirmenin maliyetinin artmasını istemedi. Dolayısıyla burada açık bir politik tercih söz konusu.



 



‘Yemekhanedeki işçi, yemek malzemesiyle, nohutla, fasulyeyle bir tutuluyor’



 



Alınteri: Özellikle sağlık alanında yani hastanelerde taşeronda çalışan işçilerin “malzeme” olarak değerlendirilmesi ve yüzde 70 kotası nedir, bu konuda ne düşünüyorsunuz?



OB: KHK ile sadece “personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlarında 4 Aralık 2017 tarihi itibariyle çalıştırılanlar” kapsama alındı. Personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımının koşullarından biri de “yaklaşık maliyetin en az yüzde 70’inin işçilik maliyetinden oluşması”.



 



Ancak araçlı, cihazlı ve malzemeli yapılan ihaleler var ve bu ihalelerde işçilik maliyeti yüzde 70’in altına düşebiliyor. Örneğin araçlı şoför çalıştırma hizmet alımı ihalesi, hem aracın temin ve (bazen) akaryakıt giderlerini hem de şoförlerin işçilik maliyetlerini kapsıyor.



 



Malzemeli yemek hizmet alımı ihaleleri, hem kullanılacak yemek malzemelerini hem de yemeği hazırlayan işçilerin işçilik maliyetlerini kapsıyor. Tomografi cihazı hizmet alımı ihalesi, hem cihazın temin (kiralama) giderini hem de bu tomografi cihazını kullanacak teknisyenin işçilik maliyetlerini kapsıyor.



 



Bu hizmet alımlarında yaklaşık maliyet hesabında işçilerin ve aracın, malzemenin ya da cihazın maliyetine ayrı ayrı bakılıyor ve toplam maliyette işçilerin maliyeti yüzde 70’in altındaysa bu işçiler kapsam dışı kalıyor. Yani yemekhanedeki işçi, yemek malzemesiyle, nohutla, fasulyeyle bir tutuluyor, işçi bir maliyet kalemine indiriliyor. Taşeron şoför, akaryakıt gideri ile taşeron sağlık teknisyeni görüntüleme cihazının gideri ile aynı çerçevede değerlendiriliyor. Kadro bir yana bu durum insan onuruna aykırıdır. Bunu kabul etmek mümkün değildir!



 





 



Belirsizlik ve keyfiyetlerle dolu soruşturmalar  



 



Alınteri: Güvenlik soruşturmasının önce emniyet tarafından yapılacak olmasını nasıl algılamalıyız?



OB: KHK ve tebliğe göre yapılan işlemin adı “arşiv araştırması”. Tebliğe göre arşiv araştırması yapılması, Bakanlıklar ve merkezi Ankara’da bulunan idarelerin merkez teşkilatları için Emniyet Genel Müdürlüğü’nden, diğer idareler ile taşra teşkilatları ve yerel yönetimler için ise il valiliklerinden toplu olarak istendi. Arşiv araştırması sonuçları tespit komisyonlarına iletiliyor ve bu sonuçların nasıl değerlendirileceği hususu her bir kurumda oluşturulan tespit komisyonlarının takdirine terk ediliyor. Tespit komisyonları, işçiyi sınava ve dolayısıyla kadroya -yerel yönetimlerde şirkete- alıp almayacağına karar verirken, arşiv araştırmasının sonuçlarını da dikkate alıyor. Ancak işçi arşiv araştırmasının sonuçlarını göremiyor. Dolayısıyla bir belirsizlik ve keyfiyet söz konusu… 



 



Sağlık Bakanlığı’nda kadroya başvurup, elenenlerin yerine personel alınacak



 



Alınteri: İŞKUR üzerinden kamuya 19 bin işçi alımı yapılacağı duyuruldu. Bunun ne anlama geldiğini açıklayabilir misiniz?



OB: Sağlık Bakanı, 2018’de Sağlık Bakanlığı’na 19 bin yeni işçi alınacağını duyurdu. Yürürlükteki mevzuat gereği kamuya işçi alımlarının İş-Kur üzerinden yapılması zorunlu. Sağlık Bakanlığı’nda taşerondan kadroya geçiş için başvuran ancak başvurusu çeşitli gerekçelerle (emeklilik, arşiv araştırması, mahkumiyet vb.) nedenlerle reddedilen işçiler var. Dolayısıyla taşerondan kadroya geçişin ardından bir personel açığı söz konusu olacak. Artık personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı yapılamayacağı için bu açığın bir kısmının yeni işçi alımı, bir kısmının da farklı adlar altında yapılacak yeni ihalelerle giderileceğini öngörebiliriz.



 





 



‘Kamuya personel alımında ciddi bir kadrolaşma zaten var’



 



Alınteri: Bütün bu uygulamalar aslında taşerona da AKP'nin kendi tabanını yerleştirme çabası olduğu anlamına geliyor. Yanılıyor muyuz?



OB: Bu soruyu mevcut taşeron işçilerin kadroya ya da belediye şirketlerine geçişinden bağımsız yanıtlamak gerek. Aksi takdirde taşeron işçilerin geneli hakkında peşinen bir hüküm vermiş ve genelleme yapmış oluruz. Ancak şunu açıkça söyleyeyim. AKP iktidarı döneminde kamuya personel alımlarında ciddi bir kadrolaşma, ayrımcılık ve keyfiyet yaşandığı açık bir gerçek. Kamuya personel alımlarında, yazılı sınavlarda en yüksek puanı alanların, mülakatlarda nasıl elendiklerinin sayısız örneği mevcut… 



 



‘Etkin bir sendikal mücadeleye ihtiyaç var’



 



Alınteri: Bu düzenlemeyle çok sayıda işçi açıkta kalacak. Sendikaların bu konuda her hangi bir çalışması olduğunu düşünüyor musunuz?



OB: Evet yüz binlerce işçi dışarıda kalacak. İkiye ayırarak söyleyelim. Birinci gruptaki işçiler, yani KHK kapsamında olmayan işçiler taşeronda çalışmaya devam edecek. İkinci gruptaki işçiler, yani KHK kapsamında olduğu halde kadroya ya da şirketlere geçirilmeyen işçiler ise geçişlerle birlikte ihaleler de sona ereceği için işsiz kalacak. Sonuç olarak kadro hakkından yoksun bırakılan işçiler ve kadro alamadığı gibi elindeki işinden de olan işçiler söz konusu olacak. Bu işçilerle ilgili sendikaların ne yapacağını bugünden söylemem olanaklı değil. Bununla birlikte hem kadro hakkından yoksun bırakılıp taşerona mahkûm edilen işçiler hem de işsiz kalan işçilerin kadroya geçirilmesi için etkin bir sendikal örgütlenme ve mücadeleye ihtiyaç olduğu şüphe götürmez bir gerçek.  



 



Yandaş sendikalar bu sürecin hem rantını yedi hem de işçileri mücadelden uzaklaştıran bir tutum aldı



 



Alınteri: Taşeron işçilerin malum sonuç konusunda kafaları çok karışık ve bu konuda gerektiği gibi bilgilendirmenin sendikaları tarafından yapılmadığını da ifade ediyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz.



OB: Öncelikle şunu belirtmek isterim. Taşeron işçiler konusunu yıllardır gündemde tutan, tüm olanaksızlıklar ve engellere rağmen taşeron işçileri örgütleyen, muvazaa kararları çıkaran, kadro talebini her fırsatta gündeme getiren az sayıda da olsa bazı sendikaların ve üyelerinin hakkını teslim etmek gerek. Eğer bu mücadele olmasaydı, bu noktaya bile gelinmezdi.



 





 



Ancak özellikle son 3 yıl içinde taşeron işçiler için toplu sözleşme imzalanabilmesi ve aidat alınabilmesi kolaylaştığı için iktidarın desteği ve hatta baskısıyla taşeron işçileri üye yapan yandaş sendikalar, gelinen noktayı kendilerine mal etmeye çalışıyor. İşte bu yandaş sendikalar, bu süreçte hükümete yönelik bir itiraz dile getirmedikleri gibi, hükümete teşekkürler yağdırdılar, gerçek anlamda işçilerin yanında olmadılar, işçilere gerçekleri anlatmadılar. Mücadele etmek yerine ricacı bir tutum içine girdiler. Hatta kadro hakkından yoksun bırakılan işçilerin –İSKİ örneğinde olduğu gibi- mücadelesini baltalamaya bile çalıştılar. Sonuç olarak yine az sayıda mücadeleci sendika bu süreçte üyelerinin ve işçilerin yanında oldu ama çoğunluğu oluşturan yandaş sendikalar bu süreçte sınıfta kaldı.