ÇHD Ankara Şubesi Hewsel Bahçeleri'ndeki katliamına karşı çağrı yaptı
Hewsel, Amed’in akciğerleri işlevini gören 8 bin yıllık geçmişiyle UNESCO’nun Dünya Mirası Listesin'e aday bir bölge. Yaklaşık 10 bin dönümlük bu alan biyoçeşitlilik açısından da çok zengin olmakla beraber göçmen kuşları açısından da istasyon görevi görüyor. 180 kuş türünün yanı sıra birçok yaban hayvanına da ev sahipliği yapıyor. Öte yandan ülkemiz açısından nesli tükenme tehlikesi altındaki Fırat kaplumbağasına da Dicle Vadisi'nde rastlıyoruz.
Hewsel Bahçeleri'nin de içinde yer aldığı Dicle Vadisi sermaye sahiplerinin iktidar eliyle yürüttüğü rant ve talandan nasibini alıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın 23 Ağustos 2013 tarih ve 5181 sayılı kararı ile Dicle Vadisi'nin Hewsel Bahçeleri'ni de içine alan yaklaşık 1100 hektarlık alanın konut rezerv alanı ilan edilmesiyle yapılaşmaya açılması planlıyor. Dicle Üniversitesi ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nın ortak çalışmasıyla başlayan ve Dicle Üniversitesi rektörlüğünün 'bataklık ıslahı', 'yabani otların temizlenmesi', 'yangın tehlikesini ortadan kaldırma” gibi gerekçelerle meşrulaştırmaya çalıştığı ağaç katliamı Dicle Vadisi'nin doğal dokusunu bozmakla kalmayıp buradaki habitatı da yok edecek niteliktedir.
Hewsel Bahçeleri'nde toplamda 10 bin ağacı kesmeyi planlayan Dicle Üniversitesi, şu ana kadar bir kısmını kesmiş durumda. Bu kıyımın ardından bölgede yaşayan hayvanların da Dicle Üniversitesi Hastanesi tarafından bölgeye atılan kimyasal ilaç kalıntıları ve tıbbi atıklar nedeniyle öldüğü görülmüştür. Dicle Üniversitesi Rektörlüğü ile Diyarbakır Orman Müdürlüğü'nün ortaklaşa gerçekleştirdikleri ağaç katliamı sonucu açılacak alanın önceden konut rezerv alanı ilan edilmesinin yanı sıra DSİ’nin de Dicle Nehri üzerinde kurmayı planladığı üç HES projesi Dicle Vadisi'nin nasıl talan edileceğini gözler önüne seriyor. Yapılacak olan HES’lerle de başta Fırat kaplumbağası olmak üzere birçok canlının yok olmasına neden olmanın yanı sıra Hewsel Bahçeleri ve tarihi on gözlü köprüyü de sular altında bırakacak. Kentin tarihi kültürel doğal dokusunun bu şekilde tahribata uğratılması planlanıyor. Doğayı sermaye sahiplerinin hizmetine sunmakta epey yol kat eden iktidar HES’lerle kentsel dönüşüm projeleriyle talan ettiği yerler arasına Dicle Vadisi'ni de eklemek niyetinde.
2013 Haziranında gelişen Gezi Direnişi'nde de kentin son yeşil alanlarından biri olan Gezi Parkı ranta açılmış ve bu amaçla ağaçların kesimine başlanmıştı. Halkın ilk günden itibaren parkı sahiplenmesi, ardından gelişen ve tüm ülkeye yayılan direniş sonucu Gezi Parkı'nın yok edilmesinin önüne geçilmişti. Bu sürecin bir benzerini son günlerde Amed’de Hewsel Direnişi'nde görüyoruz. Gerçekleştirilen ağaç katliamına karşı kadınların Hewsel Bahçeleri'ne yürüyüp kesilen ağaçların yerine fidan dikmesinin ardından bir haftadan fazla süren çadır eyleminin yanı sıra sosyal medya üzerinden de imza kampanyası başlatıldı. Polisin, gençlerin kıyımın yapıldığı yerde çadır kurmalarını engelleme çabaları diğer yandan Dicle Üniversitesi Rektörü'nün 'Diyarbakır’da bir gezi oluşturmaya çalıştılar' şeklindeki açıklaması Gezi ile Hewsel'in benzerliğini ortaya koyar nitelikte.
Gezi'de olduğu gibi Hewsel'de de direniş kararlı bir şekilde sürüyor. ÇHD olarak Gezi'den aldığımız direniş mirası ile Hewsel Bahçeleri'ni sahiplenmeye çağırıyoruz.
13 Mart 2014
Çağdaş Hukukçular Derneği
Ankara Şubesi