Burjuva semtlerin eskicileri…

GÜNCEL
Çarşamba, 10 Ağustos 2005 (20 yıl 9 ay önce)

Derinleşen sınıfsal ayrımları emekçiler hücrelerine kadar yaşar ve bilirler. Bu öylesine bir derinleşme halidir ki hayatın tüm alanlarına, tüm duygu, düşünce ve davranışlara kadar sinmiştir ve kendisini sürekli olarak üretir. İşte bu derinliğinden ve yaygınlığından olsa gerek, yaşamda gördüğümüz bir çok sınıfsal ayrım artık gözümüze batmaz bizler tarafından da kanıksanır hale gelir. Bizler en genel ayrımları görür ve bunları tanımlarız. Emekçiler de öyle. Oysa ki sınıfsal ayrımlar hiç de kaba ve ilkel olmayan halleriyle bir hayalet gibi, biçim değiştirmiş ya da farklı anlamlandırılmış olarak da içimizde yaşayabilirler.

Kılcal damarlarda dolaşan sınıfsal ayrımlardan birisidir burjuva semtlerin eskicileri. Onlar ne toplar eskiye dair? Ellerinde o bildik tanıdık ama daha iyi durumdaki arabalarıyla, semiz burjuva kadınların zayıflamak için kullandıkları aletleri, antika halıları, gıcır gıcır Elele kadın dergilerini, kalın kalın ansiklopedileri, kocaman bakır vazoları (eskicilerde artık bilgisayar ya da aksamaları da var) ve bizlerin eski diye asla kıyıp atamayacağımız birçok araç ve gereci.

Bizler için daha uzun yıllar kullanılacak bu araçlar eski olarak büyük bir gönül rahatlığı ile atılır ve yerine sürekli olarak daha kaliteli, daha pahalı, daha estetik, daha renkli, daha farklı olanları alınır. Burjuvazinin başdöndüren tüketim çılgınlığını ve meta fetişizmini bir de eskicilerin arabalarında görmek gerekiyor. Burjuva semtlerinde eskiciler amaçlaşan araçları alıp satarlar.

Ya emekçi semtlerin eskicileri? Onlar, kullanılmaktan paramparça olmuş, birçok yerinden yamalanmış giysileri, sayısız kez elden geçmiş ayakkabıları, orasından burasından bağlansa da ama artık hiçbir şekilde kullanılmayacak olan televizyon antenlerini, eski sobaları, kırık dökük eşyaları burun kıvırarak alırlar. Yerlerine ya naylon bir kova ya da naylon bir tas vererek. Bu bile kazanç sayılır emekçiler için. Burjuvalar daha çok tüketip attıkça onlar daha da sarılırlar eski püskülerine. Elde olanı korumak öylesine çılgın bir hal alır ki… Üstelik toplumsal işbölümü gereği, bu eşyaların koruyucuları olan emekçi kadınlar arasında, eskileri değerlendirenler pek muteberdir ve saygı görür. Emekçilerin eş seçimde de bir kiriter olarak çıkar karşımıza. Ötesi ise savurganlık, müsrifliktir. Emekçi kültürüne içselleşmiş olan bu durumun, nefret edilse de yoksulluğu değişmeyecek toplumsal bir gerçek olarak kabullenme ve onu daha sıkı kucaklamaktan öte bir anlamı yoktur. Emekçi semtlerinde eskiciler çıkışsızlığın, çözümsüzlüğün eşyalara çevrilmiş dilini alıp satarlar.