ÖLÜMÜ YENENLERİ KİMSE YENEMEZ!

GÜNCEL
Pazartesi, 27 Haziran 2005 (20 yıl 11 ay önce)

Türkiye devrimci hareketi, Mercan katliamıyla 17 önder ve savaşçısını yitirdi. Ölümü defalarca yenmiş 17 MKP'li devrim adamı, son mermisine kadar çarpışarak şehit düştü.

Cafer Cangöz gibi zulmün ve teslimiyetin kol gezdiği 12 Eylül’ün Diyarbakır cezaevinde ölüm oruçlarından, aylar süren kaybetme senaryolarından devrimci güçlerin ortak çabası ile çıkarılıp kucaklamışlardı bayraklarını. Aydın Hambayat gibi sayısız çatışmada çemberleri yarmış, soluk bile almadan yıllarca bedenlerinde taşıyacakları yaralarıyla yeni kavgaları örgütlemeye koşmuşlardı. Cemal Çakmak gibi yoldaşlarının ve devrimci dostlarının “Sen artık ölmezsin!” takılmalarıyla karşılaşacak kadar çok göğüslemişlerdi ipi.

Berna ve Okan Ünsal gibi üniversite sıralarında mücadeleyle tanışmış çoğu akranlarından farklı olarak kampuslara sığmamışlar, sistem içerisinde yükselme olanaklarına bakıp “Yaş geldi, buraya kadar” dememişlerdi. Taylan Yıldız gibi babalarıyla yoldaş olup onurlandırmakla kalmamış, parlak zekası ve gencecik yüreğiyle güneşte kayboluvermişlerdi…

17′ler son yıllarda en fazla tartıştığımız bir siyasal çizginin önder ve temsilcileriydiler belki. Yüzümüz ise aynı yöne dönüktü: Devrimimizin zaferi! Aynı büyük düşü paylaşıyor, bu uğurda aynı güçlükleri omuzluyorduk. Zindanlarda direnişleri, özgürlük eylemlerini, günlük yaşamın bugün anıları içimizi ısıtan ayrıntılarını paylaşıyorduk.

Devrimci sağlamlıkları, dava adamı özellikleri, yaşamlarının her anının parti çizgisine uygun dokunuşu; ağır komplolarla karşılaşan partilerini güçlendirmek için devrimci kimlik ve yaşamlarında simgeleşmiş “Durmak yok!” çağrısı ile yazıyorlardı tarihlerini. Devrimci hareketin güçlü olduğu dönemlerde aramızdaydılar; kimilerinin incir çekirdeğini doldurmayacak gerekçelerle, kimilerinin otobüste şemsiyesini unutur gibi safları terkettikleri yenilgi dönemlerinde ise sel gidiyor, onlar gibiler kalıyordu kavga alanlarında.

Her sınıf kendi karakterine uygun savaşır. 17′ler, imha amaçlı eşitsiz bir çarpışmada hunharca katledildiler. Ölü bedenlerine bomba atıldı, paramparça edildi. Asla teslim alamayacakları savaşçıların ölülerine işkence yaptılar. Tarihinin sonuna gelmiş, işçi sınıfı ve emekçilerin lanetlediği bir sistem hangi yöntemlerle savaşırsa öyle saldırdı, neden haz alabilirse ondan haz aldı ölüm mangaları. Amaçları, bu vahşi katliamla tüm devrimci güçlere gözdağı vermek, korku ve dehşet saçarak tırnakla korunan devrim saflarının yeni halkalarla büyümesini engellemekti. Emekçileri bu dipsiz sefalet kuyusunda daha da aşağı itmek için, devrimci kanını böyle göstere göstere dökmek gerekiyordu!

Ölümü yenenleri kimse yenemez! Onyılların devrimci geleneğinin yapıtaşı başeğmezliktir. Bu çeliğin suyunu almış devrimciler teslim alınamayacağı gibi, Mercan katliamı şehitleri de kavgamıza maya ve birer gelenek tohumu olarak aramızda kalacaklar. Ülkemiz mücadele tarihi, yalnızca Dersim, Maraş gibi büyük kitle katliamları, devrimci önder ve savaşçıların toplu olarak imha edildiği 6 Mayıs’lar, Kızıldere’ler, 12 Temmuz’lar, 17 Nisan’lar, 19 Aralık’larla anılmaz. O, aynı zamanda devrimin ve emekçilerin gelecek kuşaklarını esinleyen, onları öfke ve kararlılıkla donatan büyük direnişlerle, kitle kahramanlıklarıyla yazılmıştır. En ağır darbeleri ve kayıpları bile, şehitlerin direniş çağrısına uygun olarak “Savaş sürüyor, sürecek!” diye yanıtlayan ve küllerinden doğan bu gelenek, Mercan katliamı ile yok edilmek şöyle dursun harlanarak geleceğe taşınacaktır. MKP şehitlerinin, mücadelenin gelişimine bizzat emek verdikleri birçok ilde sonsuzluğa bütün devrimci güçler tarafından uğurlanması, katliamı protesto ve sağ yakalanan gerillaların katledilmemesine yönelik eylemler, onlar için mütevazı birer saygı duruşu olarak kabul edilmelidir.

Mercan katliamı da içinde olmak üzere devrimci örgütlerin önder savaşçılarının imhası, tarihe devrimimizin uğradığı ağır kayıplardan biri olarak yazıldı. Bu katliamın etkileri, ne salt MKP ile ne de onun temsil ettiği siyasal ve örgütsel pratik ile sınırlıdır. Acı ve öfke gibi, kayıp da hepimizindir. Karşıdevrim, devrimci güçlere “Liberal muhalefet oyunu dışında kalan, devrimci örgütlenme, devrimci yeraltı, devrimci uzlaşmazlık gibi değerlerde ısrar edenler için istikamet tektir” mesajı vermiştir.

Bütün başeğmezliğine rağmen, imha, tutsaklık vb. gibi nedenlerle devrimci önderlik ve örgütlülüğün sürekliliğinin sağlanamaması, salt ülkemiz devrimci hareketi ile sınırlı olmayan zayıflıklardan biridir. Siyasal çizgisini en yetkin haliyle kendi kimliğinde ve örgütlülüğünde simgeleştirmiş ve örgütün tüm düşünsel pratik birikimini temsil eden önder kadrolar saflardan koparıldığında elbette ki kökler yok edilmiş olmamakta; ama yeni filizlerin serpilmesi, devrimci örgütlerin yeni ve gelişkin önderliklerle yürümesi ve bunun sınıf mücadelesinde yaratacağı etki açısından azımsanamaz bir çaba, enerji ve zaman gerekmektedir. Kitle mücadelesi genel bir yükseliş ivmesi içindeyse kayıpların yeri yine bütün güçlüklere rağmen nispeten daha kolay doldurulmakta; bir gerileme ve kitle mücadelesinde zayıflama dönemi ise örgütün düşünsel ve deneyim birikimine, edinilmiş ve dolaysızca uygulanabilen pratiğine ve bunun değerlerine, iç dokusuna, kadro yapısına, mekanizmalarına… yeniden sahip olmak ve bunları örgüt çizgisine uygun bir tarzda işletebilmek, alabildiğine zorlu ve yeni kayıplara, dahası fire ve bozulmalara açık bir süreç halini almaktadır.

Sayısız kez görüldüğü üzere, bu tür dönemler, sınıf mücadelesinin koşullarını çözümleyebilen ve ona göre konumlanabilen kararlı bir kitle dışında kullanılan vahşet de dahil olmak üzere bir dizi nedenle emekçilerde devrimci harekete karşı ürküntü ve çekincelere yol açmakta; liberal tasfiyeci eğilimler bu zemin üzerinde boy atmakta ve bir salgın gibi yayılabilmektedir. Bu, devrimci örgütlere, devrimci yeraltına ve onun biçimlendirdiği devrimci kültür ve kadro tipine karşı saldırgan, küçümseyici, kuşku ve güvensizlik yaratıcı birçok uğursuz söylenti vb.nin dolaşıma girmesiyle de sınırlı değildir. Asıl önemlisi ise, devrimci önderlik ve örgüt sürekliliğinin kesintiye uğramasının yarattığı gerek siyasal gerekse de örgütsel, psikolojik vd. anarşik ve liberter havadır. Hangi devrimci siyasal çizgi olursa olsun, iç dokularını her yönden mükemmelleştirmek bakımından gerek nesnelliğin gerekse de düşünüş ve alışkanlıkların getirdiği bir dizi sorun ve zayıflığı yaşayan Türkiye devrimci hareketi, 12 Mart ve Kızıldere’de olsun, devrimci önderleri yitirdiği sonraki katliamlarda olsun, etkileri dönemlere ve mücadelenin genel koşullarına göre değişmekle birlikte sürekliliğin darbelenmesi sorununun yol açtığı bir dizi iç gündemle boğuşmak zorunda kalmıştır. Yüzlerin kitlelere ve kitle mücadelesinin ihtiyaçlarına dönülmesi ve mücadelenin tıkanma noktalarının devrimci birikimle açılması, büyük bir enerji ve zaman kaybı pahasına mümkün olabilmiştir.

Türkiye devrimci hareketi ve onun güçleri olarak, Mercan katliamına karşı duyduğumuz öfke ve şehitlere duyduğumuz saygı ve bağlılığın ölçüleceği yer, tam da bu sürekliliğin bulunduğumuz her alanda sağlanması için sergileyeceğimiz sınırsız çaba ve emek olacaktır. Bu, bayrağı Mercan şehitlerinden devralmaktan, onu bir gelenek tohumu olarak harcımıza katmak ve şehitlerimizi idealleriyle buluşturmaktan söz ettiğimiz her yerde, özgüçlerimizi, işçi sınıfı ve emekçi kitleleri daha enerjik ve ustalıklı bir tarzda örgütlemeyi, anarşist liberter tasfiyeci dalgaya karşı salt savunma duvarı örmekle kalmayıp her günkü pratiğimizle onu yıkmayı kastediyoruz demektir.