Terör bahane

GÜNCEL
Cuma, 29 Temmuz 2005 (20 yıl 10 ay önce)

AB ülkelerinde potanisyel suçlu olarak kabul edilen göçmenler, Londra saldırısı sonrası yine gündeme geldi. AB devletleri İçişleri Bakanları'nın 13 Temmuz'da Brüksel'de yaptıkları toplantıda “olağanüstü hal” uygulamasını süreklileştirmeye dönük kararlar aldılar. Denetim ve kontrollerin yoğunlaştırıldığı, Londra, Paris, Madrid gibi kentlerde asker ve polis operasyonlarının özellikle yabancıların yoğunlaştığı semtlerde görülmesi, yabancılara karşı adı konulmamış bir savaş adeta. Temeli Brüksel'de atılan “anti-terör” uygulamasının mimarı da, emekçilerin ekonomik, politik, kültürel vb. yoksunluklarını büyütmenin adı olan, Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy.

Amaç Yabancıları Yıldırmak!

İçişleri Bakanlarının hemfikir olduğu düzenlemelere ek olarak, İtalya ve İspanyol bakanların talebi ile gözaltı süresi 12 saatten, 24 saate çıkartıldı ve telefon, elektronik posta adreslerinin denetlenip, 1 yıl boyunca arşivlenmesi gibi kararlar alındı. Cep telefonu şirketlerine polise bilgi verme zorunluğu da getiren yeni yapılanmaya, başta radikal İslamcılar olmak üzere, suçlu olarak kabul edilen bütün muhaliflerin ve giderek sistem dışına kayma tehlikesi olan bütün emekçilerin yaşamları mercek altına alınacak. “Ülke bütünlüğünü tehdit eden”, “halkı cumhuriyet sistemine karşı kışkırtan radikal İmamlar” mahkemeye dahi çıkartılmadan ülkelerine iade edilecek.

Söz konusu kişiler yaşadıkları ülkenin vatandaşı olmuşlarsa bile bu bir şeyi değiştirmeyecek! Önce vatandaşlık hakları iptal edilecek, sonra da insan sınırdışı! Bu durumdaki kişilerin vatandaşlıklarının iptal edilmesi ise, tamamen İçişleri Bakanlığı'nın keyfiyetine bırakılmış durumda. 11 Eylül Konsepti olarak ilan edilen tek taraflı savaşın, Batı Avrupa ülkelerine yansıyan önemli yüzlerinden bir tanesi de göçmenlerin yaşamını ve günlük faaliyetlerini denetlenemek, etkisizleştirmek üzerine kuruluyor. “Emekçilere saldırısı yasası” her devletin çıkarlarını gözetleyerek, uygulamada serbetlik içeren yanlar da taşıyor. Örneğin, “medeniyetin başkenti” Londra'da polisin bir göçmen işçiyi güpe gündüz kafasından kurşunlaması, sonra da “devamının geleceğini” söyleyerek, tehdit savurması gibi! Avrupa'da emekçiler ve göçmen işçiler, iz sürme, takibe alma, telefonlarını dinleme vb. vb. gibi uygulamalarla ruhen çökertilmek ve kıskaca alınmak isteniyor. Kısa vade de elde edilecek sonuçlara göre, göçmenlerin demokratik hak talebinde bulunmaları da kontrol altına alınacak ve engellenecek. Zira varolan hak ve özgürlükler “sıfır noktası”na çekilecek.

AB Ülkelerinde Yardım ve Yataklık!

Geçtiğimiz yıl sığınma talebinde bulunan mültecilere yönelik getirilmek istenen “sınırda başvurma” zorunluluğu, Fransa'nın “misafir perverlik anlayışına” aykırı bulunarak, senato da iptal edilmişti. Fransız burjuvazisi şimdi, bir yılda “geçirdiği evrim!” sonucunda misafir perverlik anlayışını değiştiriyor ve bu yasa taslağını tekrar gündeme taşıyor. Özgürlükleri tırpanlayan yeni yasa, “terörü öven ve olanak sağlayan” emekçileri, teröre yardım ve yataklık yasası gereğince mahkum etmeyi öngörüyor. Bu maddeyi daha da garipleştiren ise, “bilmeden karışanların” bile yargılanıp, mahkum edilebilecek olmaları.

Tamamıyla muğlak olan bu tanımın amacı ise, polisin elini güçlendirmek ve emekçilerin etrafındaki çemberi daraltmak. Kimin, hangi tanımlar içerisinde, terör vakalarına nasıl karıştığının hangi yöntemlerle tespit edileceğini ve tespit ve yöntemlerin meşruluğunun nasıl anlaşılacağı ise tam bir muamma! AB İçişleri Bakanlarına göre terörü geriletmenin yolu, geçmişteki mantıklarıyla aynı baskı araçlarını devreye sokmak. Gizli servislerin resmi olmayan arşiv, anket, fişleme, dinleme yöntemi tekrar yasallaştırılacak.

Sınır Kontrolleri!

Shengen yasası çerçevesinde AB ülkelerinde yaşayan herkesin serbest dolaşma hakkı yeni düzenlemeye göre korunsa da, uygulama da sınır güvenliği açısından polis kontrollerini arttırma, “ihtiyaç duyulduğu zaman”larda Shengen'i askıya alma, şüpheli şahısları alı koyma hatta tutuklama yetkisi de tanımakta. İspanyol İçişleri Bakanı Zapatero'nun “periyodik sınır kontrollerinin arttırılması” yönündeki önerisi de kabul edildi. İngiliz sınır güvenlik polisinin yıllardır uyguladığı, turistlerin fişlenmesi uygulaması da Brüksel toplantısında kabul edilerek, tüm Avrupa için yasalaştırıldı. İçişleri Bakanları toplantısından çıkan saldırı kararlarından diğer ikisi de, Avrupa'ya kıta ülkeleri dışından gelen kişilerin vize almalarının zorlaştırılmasını ve Shengen ülkeleri sınır kontrollerin yoğunlaştırıp, hatta gümrük ve sınır polisinin ülke içlerinde operasyon düzenleyebilmesini ve sokakta arama yapabilmesini içeriyor.

Biri Bizi Gözetliyor!

11 Eylül konseptinin gözetleme, kontrol altına alma projesi AB ülkelerinde hızla hayata geçiriliyor. Bundan sonra, Avrupa'da herkes en az bir kamera karesine takılacak. AB ülkelerinin “terörizme!” karşı iddiasıyla başlattıkları bu uygulama, emperyalist-kapitalist sistemin azami kar ve azami egemenliğini arttırmak için uygulamaya soktuğu yeni bir saldırıdır.

Toplumun günlük yaşantısının gözetlendiği, sürek avının hızlandırıldığı ülkeler, göçmenler için “refah ülkeleri” olmaktan çıkıp, geleceklerinin her yönlü belirsizleştiği ülkeler oldu. Şimdi Paris, Londra, Madrid vd. Avrupa merkezleri olağanüstü hal yasası çerçevesinde göçmenler için kabus dolu günlerin başlangıcı ile eşanlamlı. Zira, bu ülkelerde göçmenler potansiyel suçlu ya da suça meyilli kişiler olarak algılanıyorlar.

Ekonomik krizin derinleşmesiyle günah keçisi olarak kabul edilen göçmenler, şimdi hedefi belirsiz bombaların patlamısyla potansiyel suçlu olarak hedefe çakılıyorlar. Avrupa ülkelerinde yaşayan göçmenler politik, ekonomik, kültürel vb. saldırıları suskunluk yerine hak ve özgürlük mücadelesine daha aktif katılarak yarabilirler. Toplumu dinler arası çatışmaya sürükleyecek ırkıçı mantığa karşı göçmenler örgütlenmek ve karşı çıkmak zorundalar. İslamcı terör işin bahanesi, amaç toplumu kontrol altına almak.