Emekçileri bekleyen büyük tehlike

Hububat biyo-yakıt girdisi olunca gıda fiyatları fırladı. Ekmek aslanın değil kapitalist tekellerin boğazında

GÜNCEL
Perşembe, 26 Temmuz 2007 (18 yıl 8 ay önce)

Emekçi aile bütçelerinin en temel kalemini oluşturan gıda fiyatları, dünyada ve Türkiye'de hızlı bir yükseliş gösteriyor. İMF'nin verilerine göre gıda fiyatları son 18 ayda dünya çapında yüzde 23 arttı. Bu artış oranı, hem önceki yılların hem de diğer ürün fiyatlarının çok üzerinde. Nitekim Türkiye'de yaz aylarındaki tarımsal ürün bollaşmasına dayanan gıda fiyatlarındaki geleneksel düşüş bu yıl iyiden iyiye ortadan kalktı. Gıda ürünlerindeki, ortalama enflasyonun iki katını bulan fiyat artışları, yaz aylarında da devam ediyor.

Dünya çapında gıda fiyatlarında hızlanan artışın üç temel nedeni var. Birincisi, küresel ısınma ve kuraklık nedeniyle, yoksul emekçilerin en fazla talim ettikleri hububat ve sebze başta olmak üzere tarım ürünleri rekoltesinin azalması, en azından artmaması. Küresel ısınma ve kuraklık, Türkiye gibi geleneksel tarımın halen ağırlıklı olduğu ülkelerdeki gıda fiyatlarını daha fazla etkiliyor.

İkincisi, nüfusun şehirlere yığılması ve piyasaya çıkmayan geçimlik tarımsal üretim azalması gibi nedenlerle toplam tarımsal üretimin daha büyük bölümünün piyasalaşmasıyla birlikte, gıda ürünlerine talebin artması.

Ancak gıda fiyatlarındaki hızlı artışların nedenleri yalnızca bunlar değil. Gıda fiyatlarındaki artışın hızlanmasının en az bunlar kadar ciddi bir başka dinamiği daha var: Dünya tarımsal rekoltesinin giderek artan bir bölümünün gıda için değil, enerji üretimi için biyo-yakıt olarak kullanılmaya başlanması!

Biyo-yakıt, yani tarımsal ürünlerden üretilen biyo-dizel ve etanol, daha birkaç ay öncesine kadar dünya çapındaki fosil-yakıtların (petrol, doğal gaz, kömür) mucizevi alternatifi ve enerji ve küresel ısınma krizlerinin mucizevi çözümü olarak görülüyordu. Nitekim dünya çapındaki başlıca petrol vd. rezervlerinin azalmasına karşı enerji talebinin artması, yanı sıra emperyalist haydutlar arasındaki stratejik enerji havzalarını paylaşım kavgası petrol fiyatlarını patlatınca, AB, ABD, Çin ve Japonya başta olmak üzere biyo-yakıt üretimine yönelim ve yatırımlar da patlama yaptı.

Burada da öncülüğü yakından tanıdığımız vahşi spekülatör George Soros yapıyor. Soros'un Brezilya'da şeker kamışından etanol üretimine 900 milyon dolar “yatırım” yapması, dünya çapında yalnızca şeker kamışı değil, biyo-dizel ve etanol üretiminde kullanılan mısır, buğday, kolza, ayçiçeği, soya, şeker pancarı, kanola fiyatlarını da hızla yukarı çekmeye başladı. Soros, “İtiraf edeyim ben tarım ürünlerine yatırım yapan bir spekülatörüm!” diye dalgasını geçerken asıl itiraf ettiği, tarım ürünlerinin de fiyatlarını (tıpkı petrol gibi) hızla göğe çıkaran bir emperyalist kapitalist spekülasyon konusu haline gelmesidir. Bunu mümkün kılan ise dünya çapında tarım alanlarının giderek artan bölümünün biyo-yakıt üretimine ayrılmasının tarım ürünlerine talebi artırmasıdır. Dev çaplı asalaklık kokusu almaktaki “üstün yeteneği” ile tanınan Soros'un bu alana dev çaplı bir spekülasyonla girmesi ise, bekleneceği gibi, dünya çapında tarım ürünleri fiyatlarında artışın sıçrama yapmasına yol açmakla kalmamış, “teknolojik mucize” denilen biyo-yakıt olayının da emperyalist mali sermayenin elinde gerçek bir kabusa dönüştüğünü tüm çıplaklığıyla göstermiştir.

Uluslararası Tahıl Konseyi verilerine göre, 2007-2008 yılları arasında etanol üretiminde kullanılan tahıl miktarı yüzde 50 artarak, 35 milyon tona çıkacak. Bu da gıda olarak tüketilen tahıl miktarında 20 milyon tonluk bir açık anlamına geliyor. İşte Soros gibi emperyalist asalakların yaptığı spekülasyon da bu büyüyen gıda açığı, yani emekçilerin açlığı üzerinden. Dünyada buğday fiyatlarının son 6 haftada tam yüzde 30 artması raslantı değil! Bu, emperyalist kapitalizm ve mali sermayesi koşullarında biyo-yakıtın kimin için mucize, kimin için kabus olduğunu açıkça gösteriyor!

Durum o kadar vahim bir noktaya doğru gidiyor ki, BM bile “Temel gıda ürünlerinin enerji üretiminde kullanılmasına karşı uyarı raporu” yayınladı. Tabii, bu raporun arka planında, 3 ay önce, Meksika'da mısır fiyatlarının ve dolayısıyla mısır unundan yapılan geleneksel yoksul yemeği tortilla fiyatlarının artmasına karşın yüzbinlerce kişinin sokaklara dökülüp protesto gösterileri yapması vardı.

Buna karşın, emperyalist ve bağımlı kapitalist ülkelerdeki biyo-yakıt piyasası olağanüstü bir hızla büyümeye devam ediyor. Örneğin ABD'de biyo-yakıt için kullanılan mısır oranı, toplam mısır rekoltesinin 5 yıl önce yüzde 5'iyken, bugün yüzde 20'ye yükseldi, 2-3 yıl içinde yüzde 40'a çıkacağı tahmin ediliyor. Ziraat uzmanları, biyo-yakıt üretiminde gıda için kullanılmayan kanola, ispir gibi ürünlere ve kullanılmayan tarım arazilerine yönelinmesi uyarısında bulunsa da dinleyen kim ve zaten emekçiler bu konuda aydınlatılmadıkça, neyin nasıl üretileceğini belirliyen de “piyasa”nın malum eli, yani tekelci sermaye ve birici kar ölçütü oluyor. Bağımlı ülkeler içerisinde ise, bu konudaki ilk labaratuar darbesini her zamanki gibi Latin Amerikalı emekçi sınıflar yiyor. Türkiye halen biyo-yakıtların günlük üretim ve tüketimine geçen 28 ülke arasında yer almasa da Türkiye'de de emperyalist ve işbirlikçi tekelci burjuvazinin bu alana yönelim sinyalleri artıyor. Bu alana yatırım yapan büyük sermaye, “Alternatif Enerji ve Biyo-dizel Üreticileri Birliği” adında bir karteli şimdiden oluşturmuş durumda. Tarım Bakanlığı da emperyalist yönergeler doğrultusunda bu alana ciddi teşvikler vererek, felakete davetiye çıkarıyor.

Tarım, gıda ve enerji planında iyi bilinen gelişmelerin yanı sıra, yeterince bilinmeyen bu yönünün, Türkiye'de hızla gündemleştirilmesi ve sınıf savaşımı açısından ele alınması acil bir zorunluluktur.

(Kaynak: Rotahaber.com)