Polis "tıp" diyecek, durmayana "beng beng"

Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu yine değişiyor, polis dur dediğinde durulacak, sorgular sokakta yapılacak...

GÜNCEL
Cuma, 25 Mayıs 2007 (18 yıl 10 ay önce)

Geçtiğimiz sene değiştirilen Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu bir yıl aradan sonra yeni yetki düzenlemeleri için tekrar Meclis gündeminde...

Yapılacak değişiklikler Emniyet tarafından sivil polis sayısının arttırılacağı, "Güven timi", "Yıldırım timleri" adı altında ajan polis uygulamalarının genişletileceği yönündeki açıklama ve girişimlerle uyumlu...

Kanunda yapılacak değişikliklerin de, Emniyetin yapılandırma faaliyetlerin de temelini ve gerekçesini 11 Eylük konsepti oluşturuyor: "Önleyici savaş doktorini".

Buna göre polis seyir halindeki bir yaya veya aracı "suç işlenmesini önlemek amacıyla" durdurabilecek. Bu yetkinin kullanımı "Süreklilik arz edecek, fiili durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamayacak" gibi soyut bir ifadeye rağmen tamamen tek tek polislerin eline verildi.

Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirecek ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilecek, yani sokak ortasında sorgulayacak...

Polis, durdurduğu kişi üzerinde tehlike oluşturan bir eşyanın bulunduğuna kanaat getirilse gerekli tedbirleri alabilecek, yani yere yatırıp kafasına basacak...

Durdurma işlemin süresi de polislerin keyfiyetinde bulunuyor: "Durdurma sebebinin ortadan kalkması halinde kişilerin ve araçların ayrılmalarına izin verilecek." Yani, 1 Mayıs mitingini engellemek amacıyla durdurulduğunuzda 2 Mayıs saat 00:01'e kadar sokak ortasında tutulabileceksiniz.

Kanun değişikliği ile sokak ortasında aleni bir fişlemenin yolu da açılıyor. Polis kimlik bilgileri, parmak izi ve fotoğraf alıp depolayabilecek...

ÖNLEYİCİ ARAMA


Aramalarda ise polis yargı bürokrasisinden kurtarıldı. Ev ve üst aramaları için kaymakamlık veya valiliklerden alınacak kağıtlar yeterli olacak...

"Hayati durumlarda" ise buna bile gerek bırakılmadı, yani son günlerde paranoya derecesinde topluma zerk edilen "canlı bomba" iddiası öne sürülecek kapılar kırılabilecek...

Bu aramalar eylem alanlarının çevresinde, meslek örgütü ve sendikaların her türlü kapalı etkinliğinde yapılacak yerin çevresinde, okullarda vb. yapılabilecek...

EYLEMLERE MÜDAHALE


Polisin her hangi bir eyleme müdahale etmeden önce ihtarda bulunması maddesi yasadan çıkartıldı.

Yapılacak müdahalede ise cop, gaz, tazyikli su vb. artan oranlı olarak kullanılarak silah kullanmaya kadar çıkabilecek...

Bu konuda "meşru savunma" kılıfı da yasaya yedirildi.

Yasayla getirilen bir yenilik ise Hollywood filmlerinden alışık olunan teşhis sahnesi... Eylemlerden alınanlar tanıklara teşhir edilecekler...

FAŞİZMİN HUKUĞU DEĞİL, SINIF MÜCADELESİNİN YASALARI İŞLEYECEK


"Cumhuriyetin temel ilkelerine ihanet ediliyor" demogojileriyle toplumsal kutuplaşmayı, şovenizmi, ırkçılığı zerk edenler o "Cumhuriyetin temel ilkelerinden olan hukuk devleti" tanımlamasını kağıt üzerinde bile tutmuyor...

Savcıların eline gazete, internet sitesi kapatma yetkisi; cezaevi müdürlerinin eline infaz yakma, hücre içinde hücre yaratma yetkisi; Valilerin eline milyonlarca insana zulmetme yetkisi.... Ve şimdi de polisin eline her türlü ve herkese yönelik baskı için yetki, yetki, yetki...

Korku ve sindirme politikası bir yandan kontra faaliyetlerle hayali düşmanlar yaratılarak -tıpkı ABD'nin Bin Ladin paranoyasıyla yaptığı gibi- ve öte yandan da "güvenliği sağlama" kılıfı altında, proletarya ve emekçiler üzerinde mutlak bir denetim kurmak amacıyla ilerletiliyor.

Bir yandan emeğin sömürüsündeki vahşilik, öte yadan faşist baskılar tırmandırılıyor. Her ikisinin kesişme noktasında ise işçi sınıfı ve emekçiler bulunuyor.

Faşist baskılar kişisel ve kurumsal tercihler değildir. Burjuvazinin kölece çalıştırma koşullarını dayatma ve kabul ettirme zorunluluğunun sonuçlarıdır. Tarihin çöplüğüne gönderilecek olanlar da nedenlerle birlikte sonuçlar da olacaktır.