"Güven Timi", "Yıldırım Ekipleri"; polisde vizyon değişiyor da misyon hep aynı!
TCK, CMK, TMY, Polis Vazife Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu... 2006 yılında tüm bu kanunlarda yapılan yenilemelerin getirdikleri devrimci, demokrat, yurtsever kurumlara, özgür basına ve çalışanlarına yönelik dizginsiz devlet terörü ile kendini nicedir gösteriyor.
Faşist terör toplumun geniş kesimlerine doğru da yayılmaya başladı.
Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu'nun değiştirilmesiyle polis;
- bürokratik işlemlerle zaman yitirmeme, hakim ve savcı kararı olmaksızın üst arama ve yine bürokrasiye takılmadan kişileri "muhavaza altına" alabilme,
- avukatları da arayabilme yetkileriyle donatılmış,
- ve zaten hep kağıt üzerinde kalan "orantılı güç kullanma" kısıtlayıcılığından da tamamen özgürleştirilmişti. Keza yeni Terörle Mücadele Yasası'nda da duraksamaksızın ateş etme hakkı bulunuyordu.
Silah gibi yasalarını kuşanan polis "demir ökçe"yi toplumun bütününe hissetirmeye başladı. Emniyet daha çok sayıda polisin sokağa çıkarılacağını açıkladı.
Avukatları da arayabilme yetkisi uygulamada genişletilerek avukatlara da işkence yapabilmeye yükseltildi!
Sivil polislerle birlikte işkence de sokağa taşırılarak İstanbul Kağıthane'de bacak kırıldı!
En son ise yine İstanbul'un Karaköy semtinde beyin ödemi oluşturulduğunun haberi geldi.

Arabayı durdurduğumuzda bir polis memuru kapıyı açarak, "İnin lan aşağı" dedi. İndiğimizde polis memurlarınca hırpalanmaya başladık. İçkili olmamıza rağmen, polis memurlarına herhangi bir direnişte veya hakarette bulunmadık. Ancak polisler bizi kelepçelemeye çalıştı.Alper Mensur Taksim İlkyardım Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde müşahede altında tutulurken, Mensur'un kardeşi Ayşın Mensur ise şunları anlattı:
Birden 8-10 polis aracı daha geldi ve çıkan bütün polisler bizi dövdü. Beni ekip aracına bindirirken, arkadaşım Alper yerde yatıyordu. Polis ekibiyle önce Karaköy Polis Merkezi'ne geldik. Burada polis memurları tarafından ben ve Alper coplarla dövüldük. Daha sonra polis memurlarıyla hastaneye rapor almaya gittik. Beni döven polis memurlarından davacı ve şikâyetçiyim.
Ağabeyim önce karakola götürülüp burada polislerden dayak yemiş. Daha sonra ağabeyimi alıp hastaneye getirmişler. Sağlık kontrolünden sonra tekrar karakola götürülmüş ve yine dayak yemiş. Bu sefer vücudunda ağır darp izleri ve beyninde ödem oluşmuş.
O sırada bizim haberimiz oldu. Avukatla karakola gidip kardeşimi polisler eşliğinde hastaneye tekrar götürdük. Polisler bir doktordan ağabeyimin hastaneye ilk gelişindeki durumuna göre rapor tutmalarını istedi. Doktor da bu isteği kabul etti. Hem doktor hem de polisler hakkında şikâyetçiyiz.